Gediz ölmesin, öldürmesin de!

Gediz ölmesin, öldürmesin de! 

Gediz, şu anda her türlü bulaşıcı hastalığı da barındırabilecek bir bataklığa da dönüşebilecek hale getirildi. Arazilerinde Gediz'in suyunu kullanan çiftçilerin ellerinde siyah lekeler ve yaralar oluşmaya başladı. Artık Gediz'de balık tutabilmek şöyle dursun, yüzlerce, binlerce balık ölümleri yaşanıyor...

Dünyada tek rekabet gücü bulabildiğimiz tekstilin hammaddesi olan ünlü Ege pamuğunda bilinmez hastalıklar oluşmaya başladı. Menemen ovasında artık domates yetişmiyor. Verimli Gediz Ovası'ndaki bereketli topraklar da giderek azalmakta ve kaybedilmek üzere. Gediz Havzası'ndaki üretim alanlarında yüzde 65 oranında bir düşüş olduğu kaydediliyor. Ama kaybeden yalnızca bölgemiz değil, ülkemiz ekonomisi olacak kuşkusuz. Çağlardır bol ve bereketli suyuyla beslediği, eşsiz bir verim armağan ettiği toprak da Gediz Nehri ile birlikte can çekişiyor. Eski verimi yok artık toprağın. Bire bin veren o verimi, o sınırsız tavı giderek azalıyor.

Ege Bölgesi'ndeki doğal yaşamın can damarlarından olan Gediz Nehri'nin mutlaka kurtarılması gerek. Bunun için de günübirlik çözümlerden çok, organize bir çalışma ve önlem gerekiyor. En önemli adımlardan biri de arıtma tesislerinin mutlaka kurulması zorunluluğu olarak öne çıkıyor. Ama trilyonları bulan bu yatırımlara belediyelerin gücünün yetmediğinin ileri sürülerek ya bu konu hep erteleniyor, ya da onun yerine "biz kesinlikle kirletmiyoruz" diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışılıyor.

Sorunun varlığını reddetmek yerine kabul etmek en önemli adımdır
Demek ki ilk önce Gediz'in kendileri tarafından kirletildiğinin kabul edilmesi ve itiraf edilmesiyle başlayacak herşey. Böyle bir sorunun varlığı bir kez kabul edilince, o zaman çözüm yolları için çabalar ve arayışlar da gelir arkasından. Örneğin; söz konusu belediyeler tarafından ortaklaşa bir çalışma başlatılarak bir vakıf kurulabilir ve vakıf aracılığıyla da çeşitli sivil toplum örgütlerinin de desteği kazanılarak, uzun vadeli kredi ve devlet yardımı sağlanması konusunda kamuoyu da yaratılabilir.

Burada tüm sorun, böyle bir adım atmak isteniyor mu istenmiyor mu? Ya da çevreye karşı ne kadar duyarlıyız ve yaşanılan çevre dramının ne kadar farkındayız? Yoksa biz bu kafalar ve vurdumduymazlıkla kendimizin de doğanın bir parçası olduğumuzu bir an aklımıza getirmeden doğayı kirletmeye devam ettiğimiz sürece, bölgemizin en önemli hayat damarını kesip kopartmış olacağız! Bu durumun sonucu dünyanın en bereketli toprağının nabzının durması ya da ölüme iyice yaklaşması anlamına gelecek. Gediz Nehri ölüm saçan bir bataklığa, Gediz Havzası da çöle mi dönüşsün?

Siyasi iktidarların ve yerel yönetimlerin toplumun değil sermayenin çıkarını kollayan tutum içinde olmaları, çarpık sanayileşme anlayışının ülkemizde bu kadar etkin hale gelmesinin bir nedenidir. Örneğin yasalar olduğu halde mevcut yasaların göz ardı edilerek bu uygulamalara göz yumulması, hatta sermayenin çıkarı doğrultusunda doğanın talan edilmesinin önünü açacak yasalar çıkarılması, hiçbir arıtma tesisi kurmayan sanayi kuruluşlarına çalışma ruhsatı verilmesi vb. örnekler yaşanılan çevre dramlarının ardındaki nedenler arasındadır.

Aslında tüm sorun, zaten var olan yasaların doğamızı ve verimli tarım alanlarını kamu yararına korumak adına uygulanmaması. Gerekli önlemler için pek de yeni yasalar çıkarılmasına bile gerek yok. Çünkü çevre ve tarım alanlarının korunmasına yönelik çok sayıda hukuki düzenleme zaten bulunuyor. Buradaki vahim yanlış, bu yasaların uygulanmaması veya birilerine bir şeylerin peşkeş çekilmesi adına var olan yasaların görmezlikten gelinmesi.

Bu yasalar da şöyle: 2872 Sayılı Çevre Kanunu, 3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine İlişkin Tarım Reformu Kanunu, 1580 sayılı Belediyeler Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu ve 2965 sayılı Toplu Konut Kanunu.

Tüm bu yasaların uygulanması bile tarım topraklarının tarım amaçlı kullanılması ve korunmasına yönelik hükümler içerdiğinden yeterli çözümler getirebilir. Ama tüm bu hükümlerin bir arada kullanılmaması nedeniyle çevre felaketlerinin de önü açılmış oluyor. 

Sonraki yazı: Gediz ölürse, katili kim olur?