Çaldağı ormanı geleceğimizin güvencesidir

  
ÇALDAĞI ORMANI
GELECEĞİMİZİN GÜVENCESİ
Ormanıma ağacıma kıyma, Çaldağı'ma dokunma!

Ormanlar ve dağların ekolojik yaşamdaki görevi:

Doğadaki en önemli yaşam kaynağı olan toprak, hava ve su, tüm canlıların yaşamının da güvencesi, doğanın en önemli üçlü sacayağıdır. Her biri de birbiriyle bağlantılı ve içiçe yaşamsal bir döngü oluşturur. Gökyüzünden yeryüzüne yağmur olarak suyu indiren ormanlar, soluduğumuz hava için ürettiği oksijen nedeniyle doğa anamızın ciğerleri gibidir. Bu suyu depolayıp, vadilere, ovalara pompalayan dağlar da, doğa anamızın kalbi. Kalbimizin vücudumuza kan pompalaması gibi, dağlar da akarsuları pompalar vadilere, ovalara.

Ormanlar ve adı ya da büyükliüğü ne olursa olsun tüm akarsular, işte bu kusursuz bir beden gibi çalışan doğanın oluşturduğu yaşam döngüsü içinde yer yüzü zenginlikleri ve yeryüzünün yaşamsal değerleri olarak da bilinir. Gökyüzünden su ile gelen hayatı yeryüzüne armağan eden, ürettiği oksijen nedeniyle doğanın ciğerleri de olan ormanlar, aynı zamanda hayatın diğer sacayağı olan toprak için de deprem ve erozyona karşı bir güvencedir. Ormanların ekolojik yaşamda ayrıca erozyon ve toprak kaybını  önlemek gibi bir işlevi de vardır.

İşte Turgutlu Çaldağı’ndaki orman varlığının bu nedenle yaşamsal bir değeri ve anlamı var. Ama Çaldağı’ndaki orman varlığı sadece doğanın oluşturduğu bir alan değil, aynı zamanda bizzat devlet ve halk tarafından ağaçlandırma çalışmaları yapılarak geliştirilen ve büyütülen bir ormandır. Nedeni ise Turgutlu’nun bir deprem ve erezyon bölgesi olması. Bu gerçek de Çaldağı’ndaki orman varlığının önemini daha da arttırırken, mutlaka korunmasını ve sahip çıkılmasını da zorunlu hale getirmektedir. Bu nedenle de “ormanıma kıyma, ağacıma dokunma” diyeceğiz. Çünkü Çaldağı’nda işletilmek istenen madencilik projesinin gerçekleşmesi durumunda Çaldağı’ndaki ormanımız da yok olacak!

Yerin üstü altından çok daha değerli

Turgutlu Çaldağı’ndaki orman varlığı hakkında 3 Nisan 2019 Çarşamba günü bilirkişi keşfi yapılacak. Bu omanın Turgutlu için varlığının taşıdığı değerin ve öneminin bilincinde olarak bizlerin de bu keşif gününe hazırlanmamız gerekiyor.

Nikel madenciliği projesi için Çaldağı’na konuşlanmış olan şirket ise bu keşfin iptal edilmesini istiyor. Şirket mahkemeye gönderdiği yazısında, “Çaldağı’nın içinde barındırdığı 38 milyon ton nikel rezervi ile ülkemizin önemli yeraltı kaynaklarından biri olduğu”, “madenlerin mutlaka bulundukları yerde çıkarılıp çalıştırılmasının zorunlu olduğu”, “ormanlardan ağaç kesilmesinde kamu yararı bulunduğu” gibi gerekçeler sıralayarak keşfin iptalini istiyor. Çünkü ÇED raporunun onayı ve bu raporun iptaline ilişkin açılan davanın da reddi dolayısıyla, projenin önünde şu andaki tek hukuki engel, Danıştay tarafından iptal edilen bu “orman tahsis izni” konusu görülüyor.

Şirketin ortaya koyduğu gerekçelere sırasıyla karşılık verilecek olursa; bu gerekçelerin dünyada bir ilke imza atarak, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Çaldağı’nda ağaç katliamı yapanlar tarafından ortaya konduğunu da unutmadan cevap verelim:

1 - “Çaldağı ülkemizdeki önemli bir yer altı kaynağıdır” iddiası yanlış ve dayanaksızdır. Çünkü; bu madencilik projesinin sahibi olan European Nickel şirketinin kendi hazırladığı ÇED raporunda da, şirketi ve tesisleri devralan sonraki şirketlerin ÇED raporunda da belirtildiği gibi; Çaldağı’ndaki maden işletmesi Türkiye’ye sadece 1 milyar dolar bırakacak. O da eğer kâr beyan ederse. Kesintilerden sonra ülke ekonomisine kalacak olan miktar ise sadece 168 milyon. Bu maden 20 yıl sonra sadece bir defaya mahsus 168 milyon bırakırken, 2011 yılının borsa ve hal verilerine göre, Turgutlu’nun maden işletme süresi olan 20 yılda sadece tarımdan sağladığı gelir 5,5 milyarın üstünde. Sadece Manisa ovasının sadece 1 yılda sadece tarımdan sağladığı gelir ise 3,5 milyarın üzerinde.

Ortaya konulan resmi rakamlar hesap yapmayı bilenler için bir gerçeği açıklıyor: “Çaldağı ülkemizdeki önemli bir yer altı kaynağıdır” şeklindeki görüş sadece kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. Bu durumda Bakanlığın “ÇED yeterlidir” ve “orman tahsis izni” konusundaki kararları ulusal çıkarlarımıza değil, sadece maden şirketinin çıkarına hizmet etmiş olacaktır. 

2 -  “Madenlerin mutlaka bulundukları yerde çıkarılıp çalıştırılmasının zorunlu olduğu” görüşü de kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. Çünkü konumuz “maden hukuku” değil, “çevre hukuku”dur. Eğer yerin üstü altından daha değerli ise yerin üstü ve yerüstü kaynakları değerlendirilir.

Bu madencilik projesinin çevre faciası ile tehdit ettiği Türkiye’nin tarımda gözbebeği ve daima birinci sırada yer alan Manisa ovası başta olmak üzere tüm Gediz havzası, coğrafya ve ekoloji biliminin bir “tarım cenneti” olarak tanımladığı dünyanın 7 tarım harikasından birisidir. Yukarıda verilen resmi rakamlar da bölgemizde yerin üstünün altından çok daha değerli olduğunu fazlası ile kanıtlamaktadır. Ayrıca bu proje ile “dünyanın en bereketli toprakları üzerinde dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmasına izin verilmeyen bir madencilik projesinin dünyada ilk kez uygulanmak istenmesi” şeklinde bir dayatma söz konusudur!

Çaldağı ormanı Turgutlu’nun yaşam güvencesi

3 - “Ormanlardan ağaç kesilmesinde kamu yararı bulunduğu” iddiası ise kamuoyunu yanıltma yanı sıra, ayrıca saçmalık olarak da değerlendirilmesi gereken bir iddia. Çünkü; ormanlar bizzat doğanın kendisi tarafından oluşturulan alanlar ama, Turgutlu Çaldağı’ndaki ormanlık alanın bundan çok daha anlamlı ve farklı bir özelliği de var. Çaldağı’ndaki orman sadece doğanın oluşturduğu bir alan değil, aynı zamanda bizzat devlet ve halk tarafından ağaçlandırma çalışmaları yapılarak geliştirilip büyütülen bir ormandır. Bunun nedeni ise Turgutlu’nun bulunduğu coğrafi konum olarak bir deprem ve erezyon bölgesi olması. 

Dolayısıyla bu durum deprem riskinin vereceği zararı asgariye düşürebilmek ve erezyona karşı bir önlem için devlet ve halk tarafından ağaçlandırma çalışması yapılarak Çaldağı ormanının büyütülüp geliştirilmesi ve bu şekilde korunmasını gerekli kılmıştır. Bu da göstermektedir ki; her ormandan ağaç kesilmesi ve bu tür ormanlık alanların yok edilmesi söz konusu edilemez!

Bilim dünyası da, ilk Çevre Bakanı da karşı

Orman tahsis izninin iptal edilmesi talebiyle açılan ilk davanın 28 Nisan 2010 tarihli Manisa İdare Mahkemesi’ndeki duruşması sırasında, Orman idare yetkilisinin Çaldağı ormanında 4 milyon dolayında ağaç olduğuna ilişkin sözleri ile, İzmir Orman Mühendisleri Odası’nın mahkeme kayıtlarına geçen “kesilecek ağaç sayısının 2 milyonu bulacağı”na ilişkin raporu, ayrıca İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Duman’ın yaptığı bilimsel araştırma sonucu 2 milyon ağacın kesilmesinin söz konusu olacağına ilişkin uyarısı da oluşacak faciayı görebilmek için fazlası ile mesaj vermektedir.

Bundan başka, hükümetin ilk Çevre Bakanı olan Osman Pepe de böyle bir madencilik projesine ve bunun için istenen “orman tahsisi” için izin vermemiş, basında da yer alan “Bu şirkete bir tek ağaç bile kestirmem” sözleri ile bu madencilik projesinin çevreye ve insana saygılı olmadığını açıkça ifade etmiştir. Ancak kendisinin görevden alınması sonrasında yerine gelen Veysel Eroğlu maden şirketinin istediği imzayı atmış, gerekçesini ise “İngilizlerin çok fazla baskı yapması” şeklinde açıklamıştır.

Danıştay: Ormanlık alanda madencilik yapılamaz!

Görüldüğü gibi, Çaldağı ormanı hayati öneme sahiptir, mutlaka korunmalıdır, yok edilmesine göz yumulamaz! Danıştay tarafından Anayasa’nın 169. Maddesine dayandırılarak verilen “Çaldağı’nda orman var, ormanlık alanda madencilik yapılamaz. Ormanlar devlet ve halk tarafından kamu yararına mutlaka korunması ve geliştirilmesi gereken değerlerdir” kararı da, bizlerin davamızda ne kadar haklı olduğumuza dair hukuksal bir destek olduğu gibi, Çaldağı ormanına sahip çıkma mücadelesinin tamamen hukuksal ve meşru bir mücadele olduğunu da yeterince aydınlatıcı özelliktedir.

Öyleyse söylenmesi gereken şudur: Ekolojik yaşamda Çaldağı ormanı Turgutlu’daki doğal yaşamın ve geleceğimizin güvencesidir! Biz de onun koruyucusu olmalıyız!

14 Mart 2019Çaldağı


Yorumlar - Yorum Yaz