Çaldağı sorunu ve perde arkası gerçekler

  
ÇALDAĞI SORUNU NEDİR?
Perde arkası tüm gerçekleri ile birlikte
Çaldağı sorunu ve nikel madenciliği üzerine
 

Mahkeme ÇED raporunu iptal etmez ve bakanlığın ÇED raporu hakkındaki kararına onay verirse, bu karar “halkın sahada kazandığı maçın masa başında geri alınması” veya “10 yıla yakın zamandır verdiğimiz mücadeledeki haklılık temellerinin mahkeme kararı ile elimizden alınması” gibi anlam taşıyacak.

Bu nedenle, konunun taşıdığı önem ve hassasiyet dolayısıyla iptali için dava açtığımız bakanlıkça onaylanan “ÇED nihai karar raporu” hakkındaki yorumi ve görüşlerimizi de belirtmek istedik.

ÇED raporu hakkında değerlendirme:

ÇED raporu hakkında bakanlıkça verilen kararın kararın bizim açımızdan “bu ÇED yanlış ve iptal edilmeli” şeklinde anlam taşıyacağına inanıyoruz. Aşağıda kısa özet olarak belirteceğimiz bu konular, mutlaka bilinmesi gereken gerçeklerdir ve bizlerin 10 yıla yakın zamandır verdiğimiz mücadelemizin haklılık temellerini de oluşturması bakımından önemlidir.

Bakanlığın “bu ÇED yeterlidir” şeklindeki kararı, raporda “nikel madeninin kullandığı madencilik yöntemleri günümüzde memleketimizde ve dünyanın her yerinde yaygın şekilde kullanılan proseslerdir”, “bu maden işletmesinin çevre ve halk sağlığı açısından sakıncası yoktur” ve “Çaldağı ülkemizdeki önemli bir yer altı kaynağıdır” şeklindeki bakışları ve görüşlerine dayanıyor. Bu konudaki bu bakış ve görüşler “bilirkişiler acaba neyi biliyor?” sorusunu bizlere sorduracak kadar vahim ve dayanaksız. Bu nedenle de bu bölümde bu üç yaklaşımın da neden gerçeklerle ilgisiz olduğunu özetleyeceğim.

İlk olarak; “Nikel madeninin kullandığı madencilik yöntemleri günümüzde memleketimizde ve dünyanın her yerinde yaygın şekilde kullanılan proseslerdir” görüşü kesinlikle doğru değildir.

Çünkü:

- Sülfürik asit liç yöntemi ile tamamen açık bir nikel maden ocağı işletmesi dünyada ilk defa denenmek istenen bir projedir.

Bu yöntemle nikel elde etmenin mümkün olduğu 50 senedir bilindiği ve çok ucuz bir yöntem olduğu halde, çevre ve insan sağlığı yönünden riski de çok yüksek olduğundan bu tip nikel cevherinin bolca bulunduğu gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerin hiçbirinde, hiçbir şirket, böyle bir proje için gerekli izinleri almayı ve işletmeye geçmeyi  başaramamıştır. Bu izin sadece Türkiye’de verilmeye çalışılmaktadır.

- Turgutlu Çaldağı’nda uygulanmak istenen madencilik projesi European Nickel projesidir, bu şirket de zaten böyle bir projeyi gerçekleştirerek madencilik sektöründe kullanılabilir bir yöntem haline getirmek amacıyla kurulmuştur. Bu yöntemi kullanmak isteyen başka bir şirket de dünyada yoktur.

- European Nickel şirketi genel müdürü Simon Purkiss, 2007 yılında YASED tarafından düzenlenen konferansta görüştüğü Başbakan Tayyip Erdoğan’a Çaldağı’ndaki madencilik projesinden söz ederken “Dünyada ilk defa kullanacağımız bir yöntem” diye söz etmiş, bu gerçek de 23 Şubat 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Hanife Baş’ın haberi olarak yer almıştır.
İncelemek için: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6002820&tarih=2007-02-23 )

-Dolayısıyla, Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel işletmesinden söz ederken European Nickel şirketi bile bu yöntemi “proje” olarak ve “dünyada ilk kez deneneceği” şeklinde tanımlamaktadır. “Proje”; daha önce denenmemiş ve hayata geçirmek üzere yeni tasarlanmış bir iş ve eylem anlamına geldiğine göre; bilirkişi raporundaki  “günümüzde memleketimizde ve dünyanın her yerinde yaygın şekilde kullanılan proses” görüşü yanlış ve dayanaksızdır.

- Aynı şirket daha önce bu madencilik projesini başka ülkelerde de denemek istemiş, ancak 2002 yılında Arnavutluk Çevre Bakanı, 2004 yılında Sırbistan Enerji Bakanı tarafından şirketin elindeki işletme izni ve ruhsatları iptal edilerek bu tip bir madenciliğe izin veremeyecekleri belirtilmiştir. Bu nedenle 2004 yılında Türkiye’ye gelen ve Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madeni işletme hakkını elde eden European Nickel şirketi, proje için ÇED raporunun onayı ve gerekli izinleri almayı bir tek Türkiye’de başarabildiği için, 2009 yılında şirketin çalışma raporunda Çaldağı’nı bu projenin dünyadaki “amiral gemisi” ilan etmiştir. (Kaldı ki bu madencilik projesine AKP Hükümetinin o dönemki ilk çevre bakanı olan Osman Pepe de izin vermemiş, ancak kendisi görevden alınıp yerine Veysel Eroğlu getirilmiş, Eroğlu makam koltuğuna oturur oturmaz istenen izni vermiştir. Verdiği iznin gerekçesini ise “ne yapayım İngilizler çok baskı yaptı” şeklinde açıklamış, bunu da dönemin Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan “ben bunu sayın bakanımın ağzıyla aktarıyorum” diyerek TUTSO meclis Ttoplantısında açıklamıştır.)

İzlemek için tıklayınız: Bakan Pepe’nin açıklaması: http://vimeo.com/91097754,
Serhat Orhan’ın açıklaması: https://www.youtube.com/watch?v=HFTVpL3HuI0&feature=youtu.be

- Bu nedenle Çaldağı tipi bir madencilik yönteminin dünyada gösterilebilecek bir başka örneği yoktur. Çaldağı’nı zaten “projelerinin amiral gemisi” ilan eden European Nickel şirketi böyle bir örnek gösterme ihtiyacı hiç duymamış, göstereceği bir örnek de olmamıştır. Ancak gördüğü yoğun tepkiler üzerine Çaldağı’ndan vazgeçen European Nickel şirketi bu proje için Türkiye’de kurduğu şirketi ve Çaldağı’ndaki tesisleri satmak zorunda kalmış, aynı projeyi bir Türk şirketi olarak uygulamak amacıyla şirketi ve tesisleri devralan VTG Madencilik şirketi, projeyi devam ettirebilmek ve halkı kandırabilmek için “Bu yöntemin dünyada ilk kez denenecek olduğu doğru değildir, bu tarz bir madencilik dünyada başka yerlerde de yapılıyor” diyerek Finlandiya’daki Talvivaara nikel maden işletmesini örnek göstermek istemiştir. Ama bunun bir “yalan” olduğu kısa zamanda ortaya çıkmıştır. (İhtiyaç duyulursa, çok önemli bir ayrıntı olması bakımından, Finlandiya’daki bu Talvivaara nikel maden işletmesi ve sonrasındaki gelişmeler hakkında geniş bilgiyi yazının sonunda ayrıca belirteceğiz.)

- Bu yalanı ortaya çıkan VTG Madencilik şirketi, inanırlığı ve güvenirliği de ortadan kalkınca iyice sıkıştığından, bu defa da ÇED raporunda değişiklik yapmak zorunda kalmış, ÇED’te değişiklik yapacağını söyleyerek böylece bu “ikinci ÇED süreci” başlamıştır.

- 2. ÇED diye de adlandırdığımız bu yeni ÇED’te maden şirketi halkın ve çevrecilerin en çok tepkisini çeken bazı konuları ustaca “rotüş yapmaya” çalışmıştır. En önemli konuları şöyle sıralayalım: İlk olarak Sülfürik asit fabrikasının kurulması süreci geriye çekilip maden işletilmeye başladıktan 5 yıl sonra böyle bir tesisi kuracaklarını bildirmişlerdir. İkinci olarak; kırma-eleme sistemine ayrıca bir de “öğütme” sistemi ilave edilmiştir. Üçüncü olarak; “yığın liçi yöntemi” yerine “atmosferik tank liçi” yöntemine geçileceği belirtilmiştir.

- “Atmosferik tank liçi” yöntemi de yine dünyada ilk kez kullanılmak istenen bir yöntemdir, bu maden şirketi tarafından bu yeni ÇED için üretilmiştir. Çünkü asıl amaç halkın kandırılmasıdır. “Tank” kelimesi halk nazarında “kapalı sisteme geçildiği” şeklinde yanlış bir algı yaratacağı ve böylece tepkileri azaltabileceği düşüncesi ile özellikle bu şekle dönüştürülmüştür.

- Bir kimyasal olarak sülfürik asitin Çaldağı’ndaki gibi yoğun bir şekilde (18 milyon ton) ve böyle bir proje kapsamında kullanıldığına ilişkin bilirkişilerin dediği gibi dünyada ve ülkemizde örnekler yoktur. Eğer varsa bilirkişi heyeti bu örnekleri raporunda neden belirtmemiş ve neden göstermemiştir?

- Nikel madenciliğinde yoğun şekilde sülfürik asit kullanıldığına ilişkin dünyada gösterilmesi gereken bir örnek varsa eğer, bu durumda dünyanın en büyük nikel işletme kompleksinin yer aldığı Rusya’nın Norilsk şehri mutlaka gösterilmelidir. Ama bu örneği ne maden şirketleri ne de bilirkişi heyeti göstermeye cesaret edebilir. Çünkü Norilsk şehri bugün “dehşet şehri” olarak bilinmektedir ve “dünyanın en kirli (veya en zehirli) 10 şehri arasında” gösterilmektedir. (İhtiyaç duyulursa, çok önemli bir bilgi olması bakımından, Norilsk şehri hakkında geniş bilgiyi yazının sonunda ayrıca belirteceğiz.)

İkinci olarak; “Çaldağı ülkemizdeki önemli bir yer altı kaynağıdır” şeklinde bir görüş de yatıyor. Bu görüşün de dayanaksız olduğu şöyle görülebilir:

- Çaldağındaki madencilik projesinin sahibi European Nickel şirketi 2002 yılında Arnavutluk’tan, 2004 yılında Sırbistan’dan kovulmuş. Sırbistan’da işletme hakkını aldığı iki maden yatağından sadece Mokra Gora bölgesinde nikel cevheri 250 milyon ton. Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel cevheri ise 38 milyon ton. İç savaştan yeni çıkmış, hala savaş yaralarını sarmakla meşgul olan Sırbistan, ağır hasar görmüş ekonomisini rahatlatmak için böyle büyük bir fırsatı kaçırmak ister mi? Ama bunun yerine 2004 yılında bizzat Enerji Bakanı tarafından bu maden şirketinin elindeki izin ve ruhsatlar iptal edilip madene son veriliyor. Bu durum Avrupa’da çevre ve insan sağlığına ne kadar değer verildiği, Türkiye’nin ise bu konuda ne kadar geri olduğunu anlatıyor. Yani; maden şirketinin bizzat kendisinin vazgeçtiği, dünyada kabul edilmeyen bir madencilik projesinin önceki ÇED raporuna bile onay verilmedi mi?

- Çaldağı’ndaki maden işletmesi Türkiye’ye sadece 1 milyar dolar bırakacak. O da eğer kâr beyan ederse. Kesintilerden sonra ülke ekonomisine kalacak olan ise sadece 168 milyon.  Bu maden 20 yıl sonra sadece bir defaya mahsus 168 milyon bırakırken, sadece Manisa ovasının sadece 1 yılda sadece tarımdan sağladığı gelir 3 milyarın üzerinde. Sadece Turgutlu’nun maden işletme süresi olan 20 yılda sadece tarımdan elde ettiği gelir 5 milyarın üstünde. Matematik de bu madenciliğin akıl ve mantık işi olmadığını söylüyor. Ortaya konulan resmi rakamlar bir tek gerçeği açıklıyor: Bu durumda Bakanlığın “bu ÇED yeterlidir” kararı ulusal çıkarlarımıza değil, sadece maden şirketinin çıkarına hizmet etmiş olacaktır.

Sonuç olarak;

Bu ÇED raporu çelişkili ve burada özetlenen gerçekler ışığında bizlere “bilirkişiler neyi biliyor?” sorusunu sorduracak kadar vahim yanlışlarla dolu. Bu ÇED yanlıştır, yetersizdir ve iptal edilmelidir. Sülfürik asit fabrikası için ayrı bir ÇED gerekliyken, maden şirketi tarafından iki ayrı işletme için bir tek ÇED raporu alınmaya çalışıldığı, aynı veya bir tek ÇED raporu içine iki işletmenin birden sokuşturulmaya çalışıldığı da ayrıca açıkça görülmektedir. Ayrıca bakanlığın “ÇED yeterlidir” kararı kendi içinde de çelişkilidir. Sadece sülfürik Asit Üretme Tesisi için verdikleri karara bile dayandırılarak bu ÇED raporunun yanlış olduğu görülmekte ve mutlaka iptal edilmesi gerekmektedir. 

TALVIVAARA GERÇEĞİ NEDİR?
Finlandiya Talvivaara nikel maden işletmesi hakkında:

Turgutlu’daki bu madencilik projesini bir Türk firma olarak sürdürmek üzere Çaldağı’ndaki tesisleri ve European Nickel şirketi tarafından kurulmuş şirketi devralan VTG Madencilik şirketinin ilk yaptığı iş, bilgi kirliliği yaratarak halkın kafasını karıştırıp “bu madencilik yönteminin dünyada ilk defa denenmek istendiği bilgisi doğru değil, dünyanın başka ülkelerinde de uygulanıyor” şeklinde kamuoyunu kandırmaya yönelik çabası oldu. Bu amaçla da Finlandiya’da Talvivaara nikel maden işletmesini Çaldağı’ndakine örnek diye gösterdiler, hatta birkaç kişiyi kendilerine yalancı şahit yapmak için Finlandiya’ya götürdüler. 

Ancak bu Finlandiya gezisinin ardından daha 1 ay bile geçmeden Finlandiya ülkesini bile sarsacak büyük bir skandal oluştu. Talvivaara nikel maden işletmesindeki kazanlar patlayıp zehirli atıklar çevreye yayılınca Helsinki halkı ayaklandı ve günlerce karnaval havasında süren protestolar başladı, sonrasında da 29 Kasım 2012 tarihinde maden Finlandiya hükümeti tarafından yarattığı tehlikeli çevre tahribatı dolayısıyla süresiz olarak kapatıldı. Bunun sonrasında ise büyük bir hükümet skandalı patlak verdi ve Finlandiya hükümetinin kadın Çevre Bakanı görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Çünkü kocasının bu Talvivaara nikel maden işletmesi tarafından gizli ortak yapıldığı ve böyle bir işletmeye Finlandiya gibi bir ülkede bu nedenle göz yumulduğu ortaya çıkarılmıştı.

Finlandiya örneği hakkında asıl bilmemiz gereken en önemli ayrıntılar ise şunlar:

İlk olarak; Talvivaara nikel maden işletmesinde sülfürik asit kullanılmıyor, sülfürik asit yerine bu bölgede yetişen bir bakteri türü laboratuar ortamında çoğaltılarak kullanılıyor. Yani burada kimyasal yöntemler yerine biyolojik yöntemler kullanılıyor. Gösterilebilecek tek benzer örnek “yığın liç uygulaması”. Bu nedenle Finlandiya’da uygulanmakta olan yığın liçi yöntemi “bio heap leaching” diye tanımlanıyor, kimyasal madenciliğin söz konusu olacağı Çaldağı’ndaki yöntem ise “heap leaching.”
İkinci olarak; Talvivaara nikel maden işletmesinin bulunduğu yer, Çaldağı gibi verimli tarım bölgesinin göbeğinde değil, Finlandiya’nın kutuplara en yakın bölgesinde, kıraç ve kutuplara yakın bir bölgedir.

Dolayısıyla VTG Madencilik şirketinin verdiği Finlandiya’daki Talvivaara maden işletmesi örneği, yaşanan somut gelişmelerle birlikte önemli bir şeyi kanıtlamıştır: Bu örnek; Maden şirketinin halkı nasıl kandırmaya çalıştığının, Talvivaara’nın Çaldağı’na örnek olmadığının, Çaldağı tipi madencilik yönteminin başka ülkelerde olmadığının kanıtı olduğu gibi, bir benzerine bile izin verilmediğinin kanıtı olmuştur.

Rusya’daki Norilsk şehri hakkında: 

Dünyanın en büyük nikel işletme kompleksi Rusya’nın Norilsk şehrindedir. Ekstre edilen cevher burada sülfürik asitten geçirilip süzülerek nikel elde ediliyor. Ancak Norilsk şehrini hiçbir maden şirketi veya bilirkişi nikel madenciliğinde sülfürik asit kullanımına ilişkin örnek diye göstermeye cesaret edemez. Çünkü Norilsk şehri bugün “dehşet şehri” olarak da biliniyor ve “dünyanın en zehirli ve kirli 10 şehri arasında” gösteriliyor. Dolayısıyla böyle bir ünvana sahip bir yeri kimse örnek göstermek istemez. Burada her yıl yaklaşık 500 ton nikel oksit ve 2 milyon ton kükürt dioksit havaya salınıyor. Tabii asit yağmuru da cabası.

Ama bizler için bu örnekle ilgili en çarpıcı ayrıntılardan biri ise Norilsk şehrinin nasıl bir coğrafyada bulunduğu. Çünkü Norilsk şehri Rusya’nın kuzey kutup bölgesinde ve bir kutup şehridir. Burası yılın 260 günü kar altında, geri kalan 100 günü ise kar ve tipi fırtınasının etkisi altında, neredeyse toprağın bile görünmediği, olmadığı bir yerdir. İşte dünyanın en büyük nikel çıkarma kompleksi böyle bir yerde kurulmuş ve işletilmeye çalışılıyor, bizimki gibi dünyanın en bereketli toprakları üzerinde değil. Ayrıca Turgutlu’da bundan çok daha düşük düzeyde teknoloji ile ve ilkel yöntemlerle çalıştırılan bir nikel işletme tesisi kurulmuş olacak!!!

18 Eylül 2018Çaldağı

Yorumlar - Yorum Yaz