Doğa, sermaye için özelleştirilemez

TURÇEP: Sermayenin çıkarı için
doğa özelleştirilemez!

"Doğada yaratılan ekolojik bir yıkım varsa eğer,
insanca yaşam hakkı da tehdit altına girer..."

TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu) tarafından 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. “Doların yeşili için doğanın yeşili katlediliyor” denilen açıklamada, yaşanan çevresel sorunlar ve felaketlerin ardında yabancı ve yandaş sermaye guruplarının gözü dönmüş ihtirası ile siyasi iktidarın hukuku bile yok sayan politikasının yattığı ileri sürüldü. Açıklamada, sermayenin doymak bilmez bir ihtirasla bugün doğayı da sömürmeye yöneldiği, doğadaki ekolojik yaşamın insanca yaşam hakkını tehlikeye sokacak şekilde rant kapısı haline getirildiği belirtildi. TURÇEP’in 5 Haziran Dünya Çevre Günü için açıklaması şöyle:

Doğa, sermaye için özelleştirilemez!
Yapılan araştırmalarda çevre kirliliği, çevre katliamı gibi tehditlerin oluşmasında en birinci sırada çarpık sanayileşme yer alıyor. Doğaya saldırgan davranışa sahip sanayileşme, ancak “çarpık sanayileşme” olarak tanımlanabilir. Sermayenin doğayı meta gibi gören sakat anlayışı, siyasi iktidarların sadece sermayenin çıkarını kollayan tutumu, sermayenin çıkarı için çevrenin talan edilmesinin önünü açacak yasalar çıkarmasına dayanıyor. İşte çarpık sanayileşme sonucu zehirli atıklarla kirletilen Gediz Nehri artık can çekişiyor. Onunla birlikte dünyanın en bereketli topraklarının bulunduğu Gediz Havzasıda giderek çölleşme tehdidinin etkisi altına girdi. Vahşi madencilik anlayışının en somut örneği olan Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madenciliği ise, bu felaketi daha da korkunç hale getirecek büyük bir tehlike potansiyeli taşıyor.

Sermaye doymak bilmez bir ihtirasla bugün doğayı da sömürmeye yönelirken, en verimli tarım alanları bile bazı yandaş sermaye guruplarının çıkarı için feda edilip hukuku bile ortadan kaldıracak şekilde peşkeş çekilirken, doların yeşili için doğanın yeşilinin katledilmesi yasal hale getirilmeye çalışılıyor. Tüm su kaynakları, ormanlar, tarım alanları, meralar ve sit alanları sadece sermayenin ve maden şirketlerinin çıkarı için kullanılmak adına, tüm canlılar, insanlar yok sayılırcasına talan ediliyor. Doğadaki ekolojik yaşamın bu şekilde bazı sermaye guruplarının rant kapısı haline getirilmesi, doğa ve çevreye sadece meta gözüyle bakan, doğanın bir parçası olan insanı da yok sayan bir iktidar tavrı ortaya çıkarmaktadır. Bugün topluma “enerji üretme” bahanesi ile dayatılmaya çalışılan HES, RES, JES vb. uygulamalar, aslında sermayenin çıkarı için doğanın da özelleştirilmesi anlayışıdır..

Çevre bakanlarının sözleri bir suçun itirafıdır
Çevre Bakanı Fatma Güldemet Sarı’nın “ÇED davaları yatırım düşmanıdır” sözleri ile önceki bakan İdris Güllüce’nin “Çevre, helal maldır” sözleri ürkütücüdür. Bir Çevre Bakanı, “çevre”ye tüm canlıların ortak yaşam alanı olarak değil de “mal” gözüyle bakabilir mi? Çevre Bakanlarının bu sözleri  aslında ülkemizdeki sermayenin doğaya meta gözüyle baktığını ve neden çevreye karşı saldırgan bir politika izlendiğini açıklamaktadır. Bu nedenle bu sözler aslında bir suçun itirafı anlamındadır. Tıpkı daha önceki Çevre Bakanlarının sözleri gibi. 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonucu istifa etmek zorunda kalan önceki Çevre Bakanı Bayraktar’ın “Ben ne yaptıysam Başbakanın bilgisi dahilinde ve isteği üzerine yaptım” sözleri ve ondan önce bu bakanlık koltuğunda oturan Eroğlu’nun Turgutlu Çaldağı’ndaki madencilik için verdiği izni “İngilizler çok baskı yaptı o yüzden istedikleri izni vermek zorunda kaldım” şeklinde açıklayan sözleri bir suçun itirafı değil midir? İşte bu yüzden, bugün doğayı kendi hükümetine karşı koruyan dünyadaki tek toplum haline geldik.

Doğa, tüm canlıların anasıdır
Çevreyi sadece “meta” olarak gören bir sistemde, sermayenin çıkarı için doğanın özelleştirilmesi ile ekolojik yaşamın “rant kapısı” haline getirmenin yaratacağı sonuç; ortak yaşam alanları ile insanca yaşam hakkını da ortadan kaldıracak düzeyde doğa tahribatı olur. İnsan da doğanın bir parçasıdır. Bu nedenle doğada yaratılan ekolojik bir tahribat varsa eğer, insanca yaşam hakkı da tehdit altına girmiş demektir.
 
Çevreye karşı saldırgan politika izleyenler, doğanın sahibi imiş gibi davranmaya devam ettikleri müddetçe, bu durum kendilerini sadece “çevre suçlusu” ve “doğa katili” yapar. Doğanın tüm canlıların anası ve yaşayan en büyük canlı olduğunu biliyorsak, kendisini kirleten ve katledenleri kesinlikle bağışlamayacağını da bilmeliyiz. Ve insanoğlu “ben doğanın hakimiyim” yanılgısına düşerse, doğanın intikamı da korkunç olur.

DOĞANIN TALANINA KARŞI DUR, GELECEĞİNE SAHİP ÇIK!
VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI DUR, ÇALDAĞI'NA SAHİP ÇIK!

TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu)

05 Haziran 2016Çaldağı

Yorumlar - Yorum Yaz