TURÇEP: Yaşam alanlarımızı savunmak meşru bir haktır!

TURÇEP: Yaşam alanlarımızı savunmak meşru bir haktır!
"Sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşam hakkı isteyenler değil, sülfürik asitle çevre ve insan sağlığını tehdit edenler yargılanmalıdır.

Yönetim kurulu üyesi arkadaşları Hayri Bökü’nün ifade verdiği duruşma için öncesi Adliye binası önünde toplanarak bir basın açıklaması yapan TURÇEP, “insanca yaşam hakkımıza sahip çıkarak yaşam alanlarımızı savunmak meşru bir haktır” açıklaması ile Hayri Bökü’ye destek  vererek ve eylemi ve sözüne de sahip çıktı. 

3 yıl önce halkın “cehennem kazanı” adını verdiği dev asit tankının Gördes’e getirilişini protesto etme eylemi dolayısıyla Zorlu Madenciliğin şikayeti üzerine yönetim kurulu üyesi arkadaşları Hayri Bökü’nün ifade vermeye çağrılması üzerine bugün saat 10.00’da Adliye binası önünde toplanan TURÇEP ve bazı sivil toplum örgütü temsilcileri ile siyasi parti mensupları, arkadaşları hakkında suç duyurusunda bulunularak ifadesinin istenmesini kınarken, kendisinin eylemi ve sözüne de sahip çıktı. TURÇEP yanı sıra CHP İlçe Başkanı Erk Kayabaş, CHP Manisa milletvekili Tur Yıldız Biçer, bazı parti mensupları ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri ile İzmir’den EGEÇEP ve Bergama Elele Hareketi temsilcilerinin de katılımıyla yaklaşık 50 dolayında kalabalıkla yapılan basın açıklamasında TURÇEP, “yaşam alanlarımıza sahip çıkarak savunmak meşru bir haktır, bu iddianame ile ise bir meşruluk ortadan kaldırılmak isteniyor. Arkadaşımız hakkında dava açılması kabul edilirse eğer, bu nedenle bu durumda insanca yaşam hakkı yargılanmış olacaktır. İnsanca yaşama hakkı yargılanamaz” dedi. 

Vahşi madenciliğe geçit vermeyeceğiz

Turgutlu ve Manisa’da uygulanmak istenen nikel madenciliği ile tüm Manisa’nın en tehlikeli kimyasal olan sülfürik asitin 30 milyon tonluk tehdidi altına gireceğinin ifade edildiği TURÇEP’in açıklamasında, “çevre ve insanların yaşam alanları bu kadar tehdit altındayken bu tehdidi yaratan unsurları ve vahşi madencilik anlayışını protesto etmek, yaşam alanlarını savunmak tümüyle meşru bir haktır” denilirken, şu sözlere yer verildi: “Bu nedenle arkadaşımız hakkında eğer dava açılması söz konusu olursa, bu durumda asıl yargılanacak olan insanca yaşama hakkı olacak. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine göre her insanın sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşama hakkı vardır. Günümüzde ülkemiz gerçeğinde yaşatılan çevresel tehditler nedeniyle insanca yaşam hakkı artık sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşam hakkı ile içi içe geçmiştir. Anayasamızın 56. Maddesi ise bizlere çevreyi koruma hakkı tanırken, ayrıca bu konuda her vatandaşımızı da görevlendirmektedir. Ancak bu iddianame ile böylesi bir meşruluk ortadan kaldırılmak istenirken, aynı zamanda insan haklarını da yok sayacak düzeyde vahşi madencilik uygulamalarına prim de verilmiş olacaktır. Bu nedenle yönetim kurulu üyesi arkadaşımız Hayri Bökü’nün söz ve eylemine de sahip çıkarak sonuna kadar yanında olduğumuzu belirtirken, vahşi madenciliğe geçit vermeyeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz. Hem insanın hem de doğanın haklarına sahip çıkma temelindeki çevreci mücadelemiz ise hayatın her alanında devam edecektir.” 

TURÇEP yaptığı açıklamasında Hayri Bökü’nün sözlerinin suç unsuru yaratabilmek için iddianameye çarpıtılarak sokulduğunu iddia ederken, 3 yıl önce yaşanmış bir olayın tekrar ısıtılıp gündeme taşınmasını ise hem zamanlama hem de iddia bakımında son derece manidar bulduklarını da ifade etti. 

Tur Yıldız Biçer: Halkın doğayı kendi hükümetine karşı korumaya çalışması siyasi iktidar için bir utanç tablosudur. 

TURÇEP’in basın açıklamasının ardından söz alarak kısa bir konuşma yapan CHP Manisa milletvekili Tur Yıldız Biçer ise konuşmasında Hayri Bökü’nün asla yalnız olmadığını ve yalnız bırakılmayacağını söylerken, şunları kaydetti: “Dünyanın en cennet coğrafyasında yer alan Türkiyemizin bugün son derece vahim çevresel sorunlarla kuşatılması, güzel ülkemizin hemen yer yerinde insanlarımızın vahşi madencilik ve benzer tehditler nedeniyle yaşam alanlarını savunmak zorunda kalması asla kabullenebilecek ve göz yumulabilecek bir manzara değildir. Bu manzaranın ortaya çıkışının temelinde, gözünü para hırsı bürümüş bir takım yabancı ve yandaş sermaya gruplarının yağmacı ve saldırgan tutumu yatmaktadır. AKP Hükümeti sadece bu sermaye guruplarının çıkarını kollamakta, en verimli tarım bölgeleri, ormanlar, sulak alanlar, sit alanları, dereler ve hatta denizler bile bu sermaye guruplarının çıkarı için feda edilerek peşkeş çekilmektedir. Bu nedenle de bugün doğadaki ekolojik yaşam artık bir rant kapısı haline getirilmiştir. Devlet kurumu ise böyle bir saltanatı yaratabilmek ve koruyabilmek için gözünü para hırsı bürümüş 5-6 şirketin kapıkulu haline dönüştürülmüştür.

Billinmelidir ki, uygar toplumlarda çevreye karşı işlenen suçlar insanlık suçu sayılmakta ve “önce insan” denilerek sağlıklı ve temiz bir çevre için, çevreyi korumak adına yasalar çıkarılmaktadır. Ancak Türkiye gerçeğinde ise vatandaşlarımız kendi yaşam alanlarını ve doğayı kendi hükümetine karşı korumak zorunda bırakılmıştır. Dolayısıyla burada asıl sorgulanması ve yargılanması gereken Türkiye’de bu manzarayı yaratan ve doğadaki ekolojik yaşamı bir rant kapısı haline getiren, doğanın tüm yaşam kaynaklarını kendi sermaye birikimine sokabilmek için yaşam alanlarımızı korkunç çevresel tahribatlar yaşatacak şekilde doğayı da sömürmeye yönelen gözünü para hırsı bürümüş sermaye guruplarının dayattığı vahşi madencilik anlayışı ile devleti bu sermaye guruplarının kapıkulu haline getimeye çalışan iktidarın politikası olmalıdır.” 

28 Mart 2016Çaldağı

Yorumlar - Yorum Yaz