Hiç bir tekzip Çaldağı gerçeğinin üstünü örtemez

"Hiç bir tekzip Çaldağı gerçeğinin üstünü örtemez!"
Bakanlık yalanladı, TURÇEP yeni sorularla sıkıştırdı
Yeni yılın ilk günü YURT Gazetesi'nin maşetinde yer alan "ÇALDAĞI RÜŞVET KOKUYOR" başlıklı habere Orman Bakanlığı'ndan cevap geldi. Verilen cevap TEKZİP anlamında ve iddialara ilişkin araştırma ve soruşturma yapmak yerine, gerçekleri örtbas edebilmek için herşeyi yalanlamaya yönelik.

Bakanlığın Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği imzası ile Yurt Gazetesi'ne gönderdiği cevap metni şu şekilde:

“Gazetenizin 01.01. 2014 tarihli sayısında yer alan “ Çal Dağı rüşvet kokuyor” başlıklı haberinizle alakalı olarak aşağıdaki açıklamanın yapılması gerekli görülmüştür. Manisa Turgutlu Çaldağı mevkiindeki nikel madeni ile alakalı süreç Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu'nun bakanlık döneminden önce başlamıştır. Manisa Turgutlu Çaldağı mevkii nikel madeni aranmasına dair ilk izin 764 hektar alan için 12.10.2005 tarihinde verilmiştir. 01.01.2006 tarihinde ise ÇED olumlu kararı verilmiştir. ÇED Olumlu Kararı’na ilişkin işlemin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talebi açılan dava, Manisa İdare Mahkemesi tarafından incelenerek reddedilmiştir. Bilirkişi Heyeti raporunda, inşa edilecek sülfürik asit tesisi projeye entegre olarak değerlendirilmiş ve ÇED raporu olumlu ve yeterli bulunmuştur. Bu süreç devam ederken Prof. Dr. Veysel Eroğlu tarafından ilgili tesisin işletmesine ayrıca ek çevre önlemleri alınması konusunda bazı mükellefiyetler yüklenmiştir. Bu mükellefiyetlerin yerine getirilmesi üzerine gerekli izinler verilmiştir. Baskılar neticesinde izin verildiği ifadesi gerçek dışıdır ve kabul edilemez.”
HİÇ BİR TEKZİP ÇALDAĞI GERÇEĞİNİN ÜZERİNİ ÖRTEMEZ

Buna karşılık TURÇEP de bir açıklama yaparak, konunun üzerinin örtülmeye çalıştığı iddiası ile yeni soruları gündeme getirdi. TURÇEP’in “Hiç bir tekzip Çaldağı gerçeğinin üstünü örtemez” başlığı ile yaptığı konu ile ilgili basın açıklaması ise şöyle:

Yalan yanlış cevaplarla kamuoyunu yanıltıp gerçekleri saklayabileceklerini sanıyorlar, ama yaptıkları her tekzip veya yalanlama tıpkı bumerang gibi kendilerine geri dönüp daha da zor durumlara sokuyor. Tıpkı Hürriyet Gazetesi'nden Melis Alphan'ın yazısına yaptıkları tekzipten sonraki gelişmelerde olduğu gibi. Hem bakanlığın, hem de maden şirketinin yaptığı tekziplere karşılık biz de Çaldağı konusunu tarihsel akış içinde özetleyen bir rapor hazırlayıp kamuoyuna açıkladık. Tüm iddialarımızın belgelerle ortaya konduğu bu rapor kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. 2-3 ay sonra da maden şirketi, bakanlığın ve kendilerinin yere göğe sığdıramadığı ÇED'ten geri adım atıp, yeni bir ÇED süreci başlatmak zorunda kaldı. (Bu konudaki yayınladığımız yazıyı aşağıdaki linke tıklayıp okuyabilirsiniz)

  Bakanlık ve maden şirketinin tekziplerindeki yanlışlar ve çelişkiler

Dolayısıyla YURT Gazetesi'nin haberine yönelik Bakanlığın tutumu yine kendilerini zora sokacaktır. Çünkü Çaldağı gerçeğinin üzerini hiç bir şekilde örtemezler. Çünkü bu tutumları soruları ortadan kaldırmıyor, daha da arttırıyor.

Örneğin; Bakanlık 7 yıldır şu sorunun cevabını hala neden veremiyor:
- Böyle bir madenciliğe dünyanın hiç bir ülkesinde hiç bir hükümet izin vermemişken, Türkiye'de neden izin verilmeye çalışılıyor?

Bu madencilik projesi ve projenin sahibi European Nickel şirketi daha önce Arnavutluk'tan kovulmuş (2002 yılında), sonrasında Sırbistan'a gitmişler oradan da kovulmuşlar (2004 yılı sonunda), Yunanistan'da şanslarını denemek istemişler Yunanistan kapılarından geri çevirmiş. Sonra da Avrupa ve Balkanlarda hüsranla sonuçlanan tüm serüvenlerinin ardından, "bu işler Türkiye'de daha kolay olur" diyerek Türkiye'ye gelmişler. Arnavutluk gibi küçücük bir ülkenin, Sırbistan gibi iç savaştan yeni çıkmış, ekonomisi harap olmuş, savaş yaralarını sarmaya çalışan bir ülkenin ve Yunanistan gibi en yakın komşumuzun bile kapı dışarı ettiği bu madencilik yöntemini uygulamak isteyenler Türkiye'de nasıl baştacı yapılıyor ve neden hiç bir ülkenin izin vermediği bu izin kendilerine Türkiye'de veriliyor?

Çaldağı'nın başına bu belayı saran şirketin ve madencilik yönteminin daha önce nerelerden ve nasıl kovulduğunu öğrenmek için aşağıdaki linke tıklayınız:    Evet, kovuldunuz!

Şimdi de bakanlığın YURT Gazetesi'ndeki habere ilişkin gönderdiği cevaptaki kıvırmalarına yönelik sorularımıza gelelim. Çünkü görüldüğü gibi Bakanlık tarafından Veysel Eroğlu kollanmaya çalışılırken, herşey kendisinden önce bu makamda bulunan Osman Pepe'nin üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Daha önce "baskılar nedeniyle izin verildiğini" söyleyen Bakan Eroğlu şimdi de "Bu izni ben vermedim, daha önce verilmişti zaten" tavrı içinde. Oysa bizler Eski Bakan Pepe'nin "Ben bunlara çevreye ve insana saygılı olmadıkları için izin vermedim" dediğini biliiyoruz. Bu konuda Osman Pepe'nin NTV Ana Haber programında söylediklerini verdiğmiz linke tıklayıp izleyebilirsiniz. Ayrıca ne tür dış baskıların söz konusu olduğunu da vurguluyor. İzlemek için yıklayınız:   Osman Pepe: Ben bu madene izin vermedim

Ayrıca Osman Pepe'nin "Bu şirkete tek bir ağaç bile kestirmem" sözlerinin başlık yapıldığı Hürriyet Gazetesi'nden Çilem Kaya'nın haberini de aşağıdaki linke tıklayıp okuyabilirsiniz.

  Osman Pepe: "Bu şirkete tek bir ağaç bile kestirmem"

Şimdi bakanlığın örtbas etmek için yaptığı açıklamaya ilişkin sorularımızı soralım:

- Bakan Eroğlu şimdi de "Bu izni ben vermedim, daha önce verilmişti zaten" tavrı içinde. Eski Bakan Pepe de "Ben bunlara çevreye ve insana saygılı olmadıkları için izin vermedim" diyor. O zaman bu madene ne Pepe ne de Eroğlu izin vermediğine göre, bu izni kim vermiş, bunlar bu izni kimden almış?

- Eğer Pepe bu izni verdiyse, neden kendisi görevden alınıp milletvekili bile yapılmıyor ve yerine Eroğlu getiriliyor?
 
- Eğer Veysel Eroğlu "Bu izni ben vermedim" diyorsa, neden 3 Nisan tarihli izin belgesinin altında Veysel Eroğlu'nun imzası var? (Bu izin belgesini ve altındaki Veysel Eroğlu'nun ıslak imzasını NTV Haber Bülteni'in klibinde de açık olarak görebilirsiniz.)

- Eğer Veysel Eroğlu "Bu izni ben vermedim" diyorsa, neden Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan 27 Nisan 2009 tarihinde TUTSO'da yaptığı açıklamada "Ben bunları bakanın ağzından aktarıyorum" derken izinlerin Eroğlu tarafından verildiğini ve Eroğlu'nun baskılardan nasıl yakındığını anlatıyor? (Bu açıklamayı da aşağıdaki linke tıklayıp izleyebilirsiniz)

İzlemek için tıklayınız:   Serhat Orhan'ın açıklamaları

Şimdi de "Bu izini ben vermedim" tavrı içindeki Eroğlu, eğer kendi imzasına bile sahip çıkmaktan çekiniyor, resmi belgenin altındaki ıslak imzasını bile reddetmeye çalışıyorsa, bu tutumu "suçluların telaşı içinde" şeklinde tanımlamak mümkün değil mi?

Dolayısıyla bizler YURT Gazetesi'ndeki "ÇALDAĞI RÜŞVET KOKUYOR" haberindeki açıklamalarımızın arkasındayız ve her türlü örtbas etme çabalarına karşılık daha başka ve yeni sorularımızı sormaya devam edeceğiz. Çünkü Çaldağı konusunda olduğu gibi bir iktidar hiç bu kadar suçüstü yakalanmamıştır. Hem de belgeleriyle birlikte. Bu nedenle tekrarlayalım: HİÇ BİR TEKZİP ÇALDAĞI GERÇEĞİNİN ÜZERİNİ ÖRTEMEZ!

      08 Ocak 2014Çaldağı      

Yorumlar - Yorum Yaz