Bakan Veysel Eroğlu'na Gezi Parkı’ndan Çaldağı’na

İstanbul Taksim’den ışıklanan ve ülke çapına yayılan direniş hareketlerini televizyonlardan izlerken bir yurttaşın “kesmeyin ağaçları” haykırışına tanık oldum. Konya’da karşısında Orman ve Su işleri Bakanı Profesör Veysel Eroğlu vardı. Bakanın, ertesi gün çıkan gazetelerden de ayrıntılarını öğrendiğim açıklaması değil buradaki derdim. Taksim Gezi Parkı’nda yaşananlar, ülke çapındaki direniş gösterileri ve her şeyden önemli olarak T.C. vatandaşının yaşam biçimine hükümetçe getirilen/getirilmek istenen kısıtlamalar değerlendirilecektir; umuyorum ki, ciddi eleştirilerle ve özeleştirilerle önümüzdeki günlerde de irdelenecektir.

Gezi Parkı’nda ve tüm yurtta yaşananları dile getirmeyeceğim bu yazımda; onun yerine yeniden zirvesine çıktığım Turgutlu Çaldağı’ndaki doğa yıkımını anımsatacağım Orman ve Su İşleri Bakanı’na.

Sayın Veysel Eroğlu, 28 Nisan (2013) Pazar günü Çaldağı’na çıktım otobüsle, bir grup doğa ve Turgutlu sevdalısıyla. Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören önayak oldu; son gelişmelerden söz etti. O anlattıkça iç çektim. Memleketim Turgutlu’nun başına gelebilecek, Gediz dünyasının yeşilliğine musallat olabilecek tehlikeyi düşündüm. Evet -siz de çok iyi biliyorsunuz- konu nikel madeniydi ve bu madenin -nedendir getirisini hiç anlayamadığım ve hemşerilerime danışılmadan- çıkarılması uğruna bu “cennet” yörenin karşılaşabileceği ölümcül tehlikeydi.

Kılavuzlarımız anlattıkça, ayrıntılara girdikçe, Sayın Ören’in TBMM’de verdiği önergeleri anımsadıkça, katıldığım bilimsel toplantılarda özverili bilginlerimizin (özellikle mühendis Tahir Öngür , profesörler İsmail Duman, Ali Osman Karababa, Ümit Erdem , Yusuf Kurucu, Yaşar Uysal’ın öngördükleri felaketi ve TURÇEP’in (Turgutlu Çevre Platformu’nun) uyarılarını hatırladıkça, Çaldağı’nın doruğunda, hep siz geldiniz aklıma; tabii ki hükümet. Ömrünü doğa güzelliğine adamış olan gün görmüş bilge Hayrettin Karaca’nın Turgutlu’daki haykırışı hiç gitmedi gözümün önünden. Bu sevdaya gönlünü vermiş “Kasabalı” Muammer Arabulan’ın tek başına direnişiyse bayraktarım oldu her zaman.

OSMAN PEPE NEDEN AYRILDI?

Sizden önce koltuğunuzda oturan Sayın Osman Pepe’nin Çaldağı’nda orman kıyımına izin vermediği ve bu yüzden de bakanlığından olduğu söyleniyor. Ağaç kesimine izin vermediğini biliyorum; ancak onun kızağa çekilmesinin nedenini tam bilmiyorum. Bu arada memleketim için olumlu, ama kısa ömürlü bir mahkeme kararını hatırlıyorum. Yüreği bir parçacık doğa sevgisiyle, ülke aşkıyla dolu olan her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının öyle bir kıyım niyetinin karşısında olacağına inanıyorum. Siz bir önceki şirkete ve şu an faal olana orada rahat çalışma koşullarını sağladınız; modern testerelerin kestiği ve sayıları şimdiden iki yüz bini (200.000) bulduğu bildirilen güzelim çam ağaçlarının acıklı devrilişini uzaktan izlediniz; milletvekili seçildiğiniz Afyon’dan Ege Denizi’ne doğru baktığınızda -eminim ki- onların acı feryatlarını duyumsadınız, duyumsamaktasınız. Bu feryat durmadan sürüyor ve sizlerin saymadığınız 8 cm çaplı olanlardan küçük ağaçlarla birlikte milyonlara ulaşacağı bildirilen bir kıyımın ve gelebilecek tehlikelerin vebalini düşünerek çok rahatsız olmalısınız.

Sayın Eroğlu, ben, bilginlerin uyarılarından, dolayısıyla asit tehlikesinden, su zehirlenmesinden ve fazlasıyla açılacak havuzların bırakacağı atıkların tehlikeli yolculuklarından bahsedecek değilim. Ölümcül tehlikeleri size kanıtlarıyla anlatacak yetkinlikte de değilim. Ancak taşıdığınız profesörlük rütbesi içine yerleşmiş olması gereken bilimselliğin göstergelerini -en azından orman ve su işlerinde- benden çok daha iyi biliyorsunuz muhakkak. Yoksa bulunduğunuz koltukta oturamazdınız!

Ben de -çoktandır emekli de olsam- bir akademisyenim ve içini tarihçiliğimle doldurmaya çalışıyorum. Yüzyıllar öncesinden beri doğa tarihinin yüzleştiği yıkımların özetini biliyorum ve doğal olarak yaşadığımız ve yaşanması muhtemel yılları düşünüyorum. Alfred W. Crosby’nin Dünya Benimdir! kitabında ve Jared Diamond’un Çöküş adlı eserinde yer alan geçmiş yıkımların farkındayım. Ruşen Keleş’in 100 Soruda Çevre kitabı masamın üzerinde. Ediz Hun’un Yaşat ki Yaşayasın derlemesi de gözümün önünde. Daha neler ve kimler; bizleri uyaranlar!

ORMAN, SU VARSA HAYAT VAR

Sayın Eroğlu, Bakanlığınızın “Orman, su varsa hayat var” reklamları gözlerimi aldı, kulağımı günlerce çınlattı. Daha da önemlisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 8 Nisan 2013 tarihinde İstanbul’da Birleşmiş Milletler Ormancılık Forumu’nun açılışında bir Kızılderili atasözünü yineleyerek söyledikleri kafamı allak bullak etti: “Bütün ağaçlar kesildiğinde, bütün hayvanlar avlandığında, bütün sular kirlendiğinde, hava solunamaz hale geldiğinde, işte o zaman paranın yenilenebilir bir şey olmadığını anlayacaksınız”.

Çaldağı yolculuğumda Gediz Nehri’nin üstünden geçtim bir kez daha; sağ tarafımda Urganlı, Ahmetli ve Salihli’ye doğru uzanan, solumda Turgutlu’nun bir bölüm ovasını kaplayan yemyeşil bir güzelliği seyrettim. Sıra sıra duran ve sanki gelip geçenlere selam veren asmalara baktığımda gözlerim yaşardı. Dostum Zeki Arıkan’ın İzmir’de yayımlanmış olan Türk Sesi gazetesinden yansıttığı A. Refik imzasını taşıyan 17 Temmuz 1923 tarihli betimlemeyi hatırlamaya çalıştım:

“Trenimiz kıvrak arazide kâh süratli kâh yavaş yol alıyor. Menemen’e kadar kıvrak araziyi geçtikten sonra Anadolu’nun zengin mıntıkasına dahil olmuştuk. Katar Gediz Nehri’nin mecrasını zikzakvari takip ediyordu. Tren hattının sağı ve solu bağ, mısır ve bostan tarlalarıyla muhat”.

O korkunç 1922 yangınından sonra Kasaba’da (Turgutlu’da) yeşeren Cumhuriyet’in andığım bölgede yetişen ürünlerin getirisiyle nasıl yükseldiğini, taptaze Ankara’nın ulaştırmaya çalıştığı çok sınırlı bütçesine Kasaba halkının nasıl bir özveriyle kattıklarını düşündüm durdum.

Şimdi, Çaldağı girişinde VTG şirketinin bayrağı dalgalanıyor. European Nickel’den devralınan bayrak. Nikel çıkarılıyor; durmadan ağaç kesiliyor, küçük bir depremde delinebileceği belirtilen zehirli havuzlar açılıyor. Eğimli arazinin kapanları kuruluyor. Gediz’in ve yeraltının suları çekiliyor, çekilecek. O güzelliği yok edebilecek planlar yapılıyor.

Sayın Eroğlu, “memleketim” talan ediliyor; sessiz mi kalacaksınız bu doğa ve insanlık dramı karşısında? Lütfen tekrar tekrar çıkınız Çaldağı’na; çam ağaçlarını, yemyeşil ovayı seyrediniz; tertemiz havasıyla ciğerlerinizi doldurunuz; bu ülkeye, kasabalıya, Gediz dünyasına, ülke ekonomisine neler kazandırıldığını düşününüz; sonra tahribatı izleyiniz. Çocuğunuza, torununuza nelerin kalabileceğini hassas bir terazide tartınız. Sakın bana “3-5 ağaç kesiliyor, başka yere dikiyoruz” demeyiniz.

Ardından rahat uyuyabiliyorsanız ne mutlu size!

Cumhuriyet Bilim Teknik - 28.06.2013    

Yorumlar - Yorum Yaz