Bildirge

MANİSA ve GEDİZ HAVZASI ÇEVRE BİLDİRGESİ
  Gediz Havzası tarım amaçlı korunmalıdır!
— Dünya yüzünde bugün ülke ekonomilerinin geleceği tartışılırken en önemli konunun tarım ve hayvancılık olduğu vurgulanmaktadır. Pek çok gelişmiş ülke ve özellikle AB ülkeleri bu konunun öneminin özellikle altını çizerek, tarımsal alanda kalkınma hamlelerine önem vermiş durumdadır.
Gediz Havzası ise, binlerce yıldır dünyanın en harika tarım havzalarından biri olarak bilinmektedir. Ülkemize en önemli tarımsal gelir sağlayan bölgemizdir. Özellikle “üzüm diyarı” olarak bilinen Manisa ve yöresi sayesinde, Türkiye, dünya üzüm üretiminde Amerika’dan sonra daima birinci sıradadır. Ayrıca Manisa ve yöresi, “çekirdeksiz kuru üzümün dünya merkezi”dir. Çünkü Sultaniye çekirdeksiz üzüm dünyada sadece Manisa ve yöresinde yetişmektedir. Dolayısıyla, Gediz Havzası’nda Manisa Ovası ve benzer özellikli yerlerin tespiti yapılarak "Özel Çevre Koruma Bölgesi" ilan edilmeli, verimli tarım alanları yine tarım amaçlı kullanılmalıdır.
  Vahşi madenciliğe hayır!
“Çarpık sanayileşme” nedeniyle havzanın hayat damarı Gediz Nehri can çekişir hale gelmişken, şimdi bir de “vahşi madencilik” anlayışı tüm Gediz vadisini çöle çevirecek bir tehdit olarak karşımızda durmaktadır.
Turgutlu Çaldağı; Ahmetli, Salihli, Akhisar, Saruhanlı ilçelerini de kapsayan Manisa ovasının ortasındadır. Gediz Nehri tüm bu havzaya hayat veren bir nehir olarak yer almaktadır. Dolayısıyla Çaldağı dünyanın en özel konumlarından bir yerdedir. Böyle bir yerde böyle bir madencilik faaliyetinin, hele dünyanın hiçbir yerinde uygulanmasına izin verilmeyen yöntemle uygulanması asla düşünülemez.
— Üstelik bu madenin ülkemize ve halkımıza gerçek bir getirisi de yoktur. ÇED raporuna göre, 15 yıllık işletme sonucunda maden sadece bir defaya mahsus toplam sadece 1 milyar dolar getirecek. O da şirket kar beyan ederse (!) (Kesintilerden sonra kalacak miktar ise sadece 163 milyon dolardır.) Ama Ticaret borsaları ve hal verilerine göre, sadece Manisa ve yöresinin her yıl sadece tarımsal olarak sağladığı gelir ise 2 milyar doların çok üzerindedir. Doğru bir tarım politikasının uygulanması durumunda, yöremiz toprağı bu rakamın 3–4 misline ulaşan gelir getirecek verim potansiyeline de sahiptir. (Bir kıyaslama yapılırsa; bu durumda Manisa ovasının 15 yıllık tarımsal geliri 30 milyar doların çok üstündeyken, madenin getireceği gelir ise 15 yıl sonunda sadece 1 milyar dolardır. Kesintilerden sonra kalansa sadece 163 milyon dolar. Veya Turgutlu'nun 15 yıllık tarımsal üretimi 5.1 milyar tutmaktadır. Sadece bir defaya mahsus kazanılacak olan 163 milyon dolar için 5.1 milyar doları ve gelecekteki 5.1 milyar ve hatta daha da fazla tutacak dolarları hangi akıl riske atmak ister?)
Bu madencilik faaliyeti sonrası çevre ve insan sağlığı yönünden ne kadar ciddi felaketlerle karşı karşıya kalınacağı bilim adamlarınca hazırlanmış raporlarla ortaya konulmuştur. Bu raporlara göre; 18 milyon ton sülfürik asitin kullanılacağı madencilik işletmesi sonucunda tüm Gediz vadisinde yaşamı sonlandıracak kadar büyük bir çevre felaketi, insanları da ciddi kanser tehdidi beklemektedir. Maden işletme süresince şirket tarafından Gediz Nehri yanı sıra tüm yeraltı sularının tüketileceği, tüm su kaynaklarının madencilik faaliyeti için kullanılacağı, halkımızın içme, çiftçinin arazisi ve hayvanları için kullanacak su bulamaz hale geleceği bilimsel raporlarla sabittir.
Öte yandan, Gördes Nikel İşletmesinin İzmir’e içme suyu sağlayan dört barajda yol açacağı kirlilik ile de 4 milyon İzmirlinin sağlığı ile oynanmış olacaktır. Tuhaf olan ise; İzmir’e içme suyu sağlamak amacıyla baraj yapıldığı için onlarca köy arazisinde zirai ilaçlı ve gübreli tarım ve hayvancılık yapılması kısıtlanmış, ama içme suyunu korumak için tarım ve hayvancılığa kısıtlama getirilen yerde, sülfürik asitle nikel madenciliğine izin verilebilmiştir.
  ÇED raporları amacından sapmıştır!
Çaldağı ve Gördes nikel işletmeleri için verilen ÇED raporlarının akıl ve bilim dışı olduğu bilim insanlarınca ortaya konulmuş gerçektir. Öte yandan hem Turgutlu Çaldağı, hem de Gördes’teki nikel işletmesi için ÇED Raporu veren şirketin aynı şirket olması ve bu şirketin aynı ilde, aynı nitelikte ve kapasitedeki iki nikel işletmesi için birbirine zıt kararlar vermesi, bu raporların bilimsel olmadığının diğer kanıtıdır. ENCON Danışmanlık Şirketi, Çaldağı için kapalı sistemin sakıncalı olduğunu belirterek “açık sistem”, Gördes’teki işletme için ise açık sistemin sakıncalı olduğunu belirterek “kapalı sistem” önermiştir. Sadece bu ayrıntı bile ülkemizde ÇED raporlarının amacından saptığını anlatmaya yetmektedir. Sonuçta; dünyanın en bereketli 7 tarım harikasından biri olan Gediz vadisinin, sülfürik asit kullanımı için bir laboratuar haline getirilmek, halkımızın da bu laboratuarda gönüllü kobaylık yapması için biri “açık”, diğeri “kapalı” iki seçenek sunularak kandırılmak istendiği görülmektedir.
Ayrıca Çaldağı’ndaki proje kapsamında üretim yapacak dünyanın en büyük sülfürik asit fabrikalarından biri kurulmak istenmektedir. Sadece bu nitelikte üretim yapacak bir sülfürik asit fabrikası için bile ayrı bir ÇED raporu gerekmekteyken, bu önemli konunun hem Çaldağı için, hem de Gördes için benzer şekilde verilen ÇED raporlarının içine sokuşturulması, bu raporların akıl ve bilim dışı olduğunu kanıtlayan bir başka örnektir.
  Yeraltı zenginlikleri halkımızın sermayesidir!
Bizler ülkemizde madencilik yapılmasına değil, bu madencilik yasasına ve bu madencilik anlayışına karşıyız. Çevreye ve insana dost, ileri teknolojinin uygulanacağı bir madencilik anlayışı geliştirilinceye kadar, yeraltı kaynaklarımızın gelecek kuşaklarımızın karanlık günlerinde kendilerine umut ve ışık olabilecek bir sermaye olarak bulundukları yerde kalması sağlanmalıdır.
Ayrıca madenlerimizin ülkemizin yeraltı zenginlikleri olduğunun da bilincindeyiz. Ancak yeraltı zenginliklerimiz, özel şirketlerin define avcılığı yaparcasına yağmalayacakları şeyler değil, yaşadıkları toprakları kanlarıyla sulayarak vatana dönüştüren halkımızın sermayesi olarak görülmelidir.
  Madencilik Yasası değişmelidir!
— Konuya sadece Çaldağı sorunu olarak bakmıyor, Çaldağı’ndan tüm Türkiye’ye bakıyoruz. Turgutlu ve Gördes’i Manisa genelinde bir bütün olarak ele alırken, yaşanmakta olan sorunu da ülke genelindeki temel sorunun bir halkası olarak görüyoruz. Ancak Çaldağı örneği, ülkemizde yapılmak istenen madencilik anlayışının madencilik değil, “vahşi madencilik” olduğunu gösteren en somut örnektir. Bugün ülkemizde yapılmak istenen madenciliği tanımlamak için söylenen “vahşi madencilik” deyimi de zaten Çaldağı örneğinin incelenmesinden türetilmiştir.
— Mevcut madencilik yasası ile tarım alanları, meralar, ormanlar, tüm su kaynakları ve sit alanları tamamen maden şirketleri için feda edilmiş, halk yok sayılarak, yaşam alanları tüm kaynaklarıyla maden ve benzer şirketlerin faaliyet kapsamına sokulmuştur. Bu yasa kamu çıkarını gözetmemekte, sadece maden ve benzer şirketlerinin çıkarına hizmet etmektedir.
— Bu madencilik yasası kesinlikle değişmeli, çevre ve insana saygılı, kontrolü mümkün seviyede, ileri teknolojiyi teşvik eden anlayışa, ayrıca hammadde ithalatının yasaklanarak, ülkenin ihtiyacına göre ve ülke sanayisine girdi sağlaması ilkesine dayandırılmalıdır. Arkeolojik yapılar, ormanlar, tarım alanları, meralar ve sulak alanlar yeniden madencilik faaliyeti dışında tutulup koruma alanları kapsamına alınmalıdır.
  Madencilik faaliyetleri haklı bölmektedir!
—  Maden şirketleri, işletmelerini hayata geçirebilmek için yürüttükleri halkla ilişkiler faaliyetleri ile gerektiğinde kendi çıkarları doğrultusunda halkı bölüp birbirine düşürmeyi bile yapabilmektedir. Bu yöntem maden şirketlerinin değişmeyen taktiklerindendir. Dünyada pek çok ülkede olduğu gibi, son yıllarda ülkemizde de pek çok örnekleri yaşanmış ve halen yaşanmaktadır. Ancak bizler bu tezgâhlara karşı daima uyanık kalarak, hem maden şirketlerine, hem de vahşi madenciliğe karşı kamu yararı ve doğayı korumak için örnek bir birlik ve dayanışma içindeyiz.
  Çarpık sanayileşmeye hayır!
Sanayileşme, tarımın alternatifi değildir. Böyle bir sanayileşme anlayışı ancak “çarpık sanayileşme” olarak tanımlanabilir. Sanayi tesislerinin tarım alanlarını yok edercesine verimli araziler üzerine kurulması, bazılarının ruhsatsız işletmeler olması, hiçbir arıtma tesisi kurmamaları, çarpık sanayileşmeyi çevre katliamcısı bir gelişme haline getirmiş, zehirli atıklarıyla kirlettikleri Gediz Nehri bugün can çekişir hale gelmiştir.
— Çevreyi kirleten “çarpık sanayileşme”ye son verilmeli, sanayi tesislerinin verimli tarım alanlarına kurulması engellenmeli, arıtma tesisi olmayan kuruluşlara ruhsat verilmemelidir. Gediz vadisi “özel çevre koruma bölgesi” ilan edilmeli, Gediz Nehri’nin kurtarılması ve aşırı kirliliğin önlenmesi için GEMA Vakfı’nın önerisi olan ‘kanal projesi’ de tartışmaya açılmalıdır.
 S O N U Ç:
  Yaşam hakkı kutsaldır!
— Yıllardır verdiğimiz mücadele sonucu, yaşadığımız toprakların dünya yüzünde ne kadar değerli olduğunu bir kez daha keşfettik. Onbinlerce yıldan bu yana büyük medeniyetlerin neden buralara yerleştiğini, antik dönemlerden itibaren her döneme ait kalıntılara neden Gediz vadisindeki yerleşimlerin etrafında rastlandığını bir kez daha öğrendik. Böyle bir cennet vadinin “maden çöplüğü” haline getirilmesi asla kabul edilemez.
— Gediz vadisinde toprağın üstü altından çok daha değerlidir. Dünyanın 1. sınıf 7 tarım harikasından biri olan Gediz vadisinin tarım amaçlı korunması, bu amaçla sit ve özel koruma alanı kapsamına alınıp madencilik faaliyetlerine kapatılması gerekmektedir. Böyle bir cennetin vahşi madencilik anlayışıyla yok edilmesi, tek kelime ile “cinayet”tir! Çaldağı’nın da böyle bir cinayette kullanılacak kimyasal silahların cephaneliği haline getirilmesine göz yumulamaz!
— Sonuç olarak; dünyanın en bereketli tarım havzalarından Gediz vadisinin “madencilik” adı altında sülfürik asit kullanımı için bir laboratuar haline dönüştürülmesine, halkımızın ve gelecek kuşakların sağlık, sosyal ve ekonomik yönlerden ciddi felaketlerle yüzyüze gelmesine asla izin verilemez.
— Mevcut madencilik yasası; doğaya, insana, hukuka karşı saldırgan bir yasadır ve dünyanın en kötü örneklerinden biridir. Doğadaki en kutsal değer, yaşamdır! Bu amaçla; Anayasanın 56. maddesinin bizlere verdiği hak ve yetkiye dayanarak, cennetimizin cehenneme çevrilmemesi ve yaşam hakkımız için, dünyanın en bereketli topraklarının sülfürik asitten geçirilmesine izin vermeyeceğiz. Vahşi madenciliğe karşı mücadelemiz, mevcut madencilik yasasına karşı mücadeleyi de içerecek şekilde her alanda sürecektir!
Kamuoyuna saygılarımızla…
T U R Ç E P         
(Turgutlu Çevre Platformu)
Sunum için tıklayınız     Bildirgeyi indiriniz
 TURÇEP Bileşenleri
TEMA Turgutlu Temsilciliği, Turgutlu Esnaf Odaları Temsilciliği, Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası  (TUTSO) Çevre Komisyonu, Turgutlu Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi Başkanlığı, Turgutlu Ziraat Odası, TARİŞ Turgutlu Temsilciliği, Turgutlu Tarım Kredi Kooperatifi, Elektrik Mühendisleri Odası Turgutlu Temsilciliği, Turgutlu Mimarlar Odası, Turgutlu Tabipler Odası, Turgutlu Sulama Birliği, Turgutlu Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı, Turgutlu Dağcılık Kulübü (TURDAK), Zirve Dağcılık Kulübü, Turgutlu Sarraflar-Kuyumcular Derneği, Turgutlu Makine Müh. Odası, K. S. S. Kooperatif Başkanlığı, Turgutlu İşçi Dayanışma Derneği, Turgutlu Toplumsal Dayanışma ve Kültür Merkezi, Turgutlu İnşaat Müh. Odası, Turgutlu Baro Temsilciliği, Turgutlu Avcılar Kulübü, Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Türk Eğitim-Sen, DİSK/Emekli-Sen, DİSK/Birleşik Metal-İş İzmir Şubesi, Atatürkçü Düşünce Derneği, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Turgutlu Ülkü Ocakları, Turgutlu Bedensel Engelliler Derneği, Uluslararası Bedensel Engelliler Derneği, Alevi Kültür Dernekleri Çepnidere Şubesi, Türk Gençlik Birliği Manisa İl Başkanlığı, Bağımsız Türkiye Partisi, Barış ve Demokrasi Partisi, Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Demokratik Sol Parti, Halkların Demokratik Kongresi, Komünist Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Saadet Partisi, Yeni Parti, Salihli GEMA Vakfı, GÖRÇEV (Gördes Çevre, Kültür ve Tarih Derneği), TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Manisa Şubesi, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi Manisa Temsilciliği.

Yorumlar - Yorum Yaz