25 Kasım paneli sonucu: "Devleti göreve çağırıyoruz, bu cinayeti durdurun!”

TURÇEP’in 25 Kasım Panelinde verilen mesaj:
“Devleti göreve çağırıyoruz, bu cinayeti durdurun!”
Turgutlu’da 25 Kasım 2012 Pazar Günü gerçekleşen “Çaldağı Sorunu ve Türkiye’de madencilik” konulu panelde, anayasanın 56. Maddesine atıfta bulunularak madenin kapatılması için devlet göreve çağrıldı.
Turgutlu’da 25 Kasım 2012 Pazar Günü gerçekleşen “Çaldağı Sorunu ve Türkiye’de madencilik” konulu panelde, anayasanın 56. Maddesine atıfta bulunularak devlet göreve çağrıldı.
Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) tarafından düzenlenen panele vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Turgutlu Lisesi Konferans salonunda gerçekleşen panelde boş koltuk kalmadı ve birçok kişi paneli ayakta veya salon dışından izlemeye de çalıştı. 25 Kasım 2012 Pazar günü saat 14.00’te “Çaldağı Sorunu ve Türkiye’de madencilik” adıyla yapılan panele, konuşmacı olarak İTÜ Öğretim Görevlisi Prof. Dr. İsmail Duman, Ege Üni. Çevre Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ümit Erdem, EÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa tarafından görevlendirilen aynı anabilim dalında çalışmalar yapan Uzman Dr. Hür Hassoy, Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür ve İzmir Orman Mühendisleri Odası Başkanı Kenan Öztan katıldı.
Tüm partilerin Manisa milletvekilleri de davet edilen panelde CHP Manisa milletvekilleri Hasan Ören ve Özgür Özel hazır bulunurken, AK Parti milletvekillerinin bulunmayışı ve herhangi bir gerekçe belirtmemeleri ise yadırgandı. Bu arada yoğun programı nedeniyle panele katılamadığı için üzüntülerini dile getiren MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın gönderdiği uzun telgraf ve kutlama mesajı da yoğun alkış topladı.
Maden Şirketi yetkilileri de bu panele davet edilmiş, kendilerine de söz hakkı verileceği, hatta diledikleri kadar bilim insanını da getirebilecekleri TURÇEP tarafından kendilerine bildirilmişti. Ancak maden şirketi panelden birkaç gün önce Turgutlu’da bazı gazetelere ilan vererek konuşmacıların kategorik maden karşıtı kişiler olduğunu ileri sürerek katılmayacaklarını belirtmişti. Buna rağmen panelin başlangıcında maden şirketi için de bir masa ayrıldı. Ancak panelin başlamasıyla maden şirketinin gelmeyeceği, kendilerinden bir katılım olmayacağı anlaşıldı ve buraya jüri başkanı olarak Prof. Dr. Ümit Erdem geçti.
Bakan Eroğlu kendi imzasını savunamıyor
Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan “Çaldağı sorunu ve Türkiye’de madencilik” konulu panelin açılışını TURÇEP adına dönem sözcüsü Avukat Hasan Namak yaptı. Namak, ilk olarak Turgutlulu Manisa CHP Milletvekili Hasan Ören’in hazırlattığı ve içinde kendisinin mecliste yaptığı konuşma ve maden alanında yaptığı araştırmalardan oluşan bir video izletti. CHP Manisa milletvekili Hasan Ören'în yaptığı çalışmaları içeren bu sunumda, hakkında verilen Gensoru önergesine karşılık konuşan Bakan Veysel Eroğlu'nun Çaldağı için verdiği orman tahsis izni konusunda kendi attığı imzayı bile savunamadığı dikkatleri çekti ve bu sözler çok anlamlı bulunarak tutumu da yadırgandı.
 
Şimdi de Finlandiya örneği ile aldatmayı deniyorlar
Paneldeki konuşmacılardan ilk olarak söz alan Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür: “Turgutlu halkı maden konusunda gösterdiği direnişte bir başarı kazanarak madenin el değiştirmesine neden oldu. Öncelikle bu konuda Turgutlu’yu tebrik ediyorum. Yeni maden şirketinden yetkililer, Turgutlu’dan bazı kişileri Finlandinya’daki bu madene benzeyen bir başka madene götürdüler. O Talvivaara Madeni 5 Kasım’da 1000 kişinin yürüyüş yaparak tepkide bulunduğu Finlandinya’nın başkenti Helsinki’de bulunan bir madendir. Bu madende bulunan bir havuzda bir kaçak ortaya çıkıyor ve ilk günde bu sızıntıdan 220.000 metreküp atık su çevreye sızıyor. Bu atık su orta derecede zehir içeriyor. Sızıntı yaklaşık 8 gün sonra tamir ediliyor. Hükümetten bir yetkili bu madenin kapatılması gerektiğini söylerken, maden 23 Kasım’da tekrar çalışma izni alıyor. Eğer benzer bir sızıntı Turgutlu’da olursa ne olur? Ayrıca oradaki madende 1 havuz var. Buradakinde ise 5 tane olacak. Bu demek oluyor ki Turgutlu’da çok daha fazla zehir yayılacak.”
 
Böyle bir madencilik olmaz
Prof. Dr. İsmail Duman: “Bu madende işletme süresince kullanılacak 18 milyon ton sülfirik asitten bahsediyoruz. Yani 20’şer tonluk araçlara yüklediğimizde 8 bin km yol ve 800 bin tanker tarafından taşınıyor. Bu tankerleri tampon tampon dizdiğinizde Çin denizine kadar uzanıyor ve bu mesafe bile yetmiyor.  Yani bu kadar miktarda sülfürik asit bu topraklarda kullanılacak. Büyük boyut demek büyük zarar demektir, miktar ve boyutlar burada zararın ne denli büyük olacağının anlaşılabilmesi için çok önemli. Çaldağı’nda yapılmak istenen şeye kesinlikle madencilik denilemez, yapılanın madencilikle bir ilgisi olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Böyle madencilik olmaz, böyle ilkel bir projeye de madencilik projesi denilemez. Zaten bu tip bir projeye de dünyanın hiçbir ülkesi izin vermemiştir. Bu bakımdan, bu madene izin veren kişi eğer attığı imzayı geri alırsa son derece onurlu bir iş yapmış olur ve herkes tarafından da alkışlanır.”
Kanser tehdidi de en büyük risk olacak

E.Ü. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı tarafından görevlendirilen Uzman Dr. Hür Hassoy da yaptığı konuşmada, madenin çalışmaya başlamasının ardından birçok zehirli maddenin toprağa, havaya ve suya karışacağını, daha sonra insanlara bitki ve meyveler, ayrıca hava ve su ile veya sadece solunum yoluyla ulaşacağını, bunların da çeşitli ciddi sağlık sorunlarına neden olacağını ileri sürdü. Hassoy bu hastalıkları şu şekilde sıraladı: “Madene ulaşmak için kazılacak topraklardan çıkan tozların içinde kuartz isimli bir madde olacak. Bu madde kanser yapıcı maddelerin başında geliyor. Hava yoluyla vücudumuza ulaştığında solunum yolları hastalıkları ve kanseri, akciğer hastalıkları, göz hastalığı gibi hastalıklara neden olabilir. Diğer zararlı madde olan arseniğin etkileri ise oldukça fazla. Cilt hastalıkları ve kanseri, anemi, kalpte ritim bozukluğu, uzun süre maruz kalındığında bir damar hastalığı olan siyah ayak isimli hastalıklar görülmeye başlanacaktır. Öte yandan nikel tozlarının da kanser yapıcı etkileri olduğu saptanmıştır. Bu maden işletmesi süresince yapılan çalışmalar sırasında havaya, suya ve toprağa nikel tozlarının karışacağı son derece aşikardır” dedi ve nikele maruz kalmanın yaratacağı riskler konusunda hangi sağlık sorunlarının ve hastalıkların baş göstereceğini örneklerle sıraladı.

 
Devleti göreve çağırıyoruz
İzmir Orman Mühendisleri Odası Başkanı Kenan Öztan da yaptığı konuşmada devleti göreve çağırdı. Sözlerine kesilecek ağaç sayılarıyla ilgili bilgi vererek devam eden Öztan: “Çaldağı’nda yapılacak ağaç katliamı tüyler ürperticidir. Maden şirketinin 163 bin civarında ağaç kesimi yapacağı söyleniyor. Ancak bu rakamın içinde sadece kereste olarak kullanılabilecek olan ağaçların sayısı var. Yani kereste olarak kullanılamayacak çapları ve boyları küçük olan ağaçların sayısı dahil değil. Bu tür ağaçları da eklediğimizde ve çevresine verdiği zararla birlikte ölecek olan ağaçları da hesapladığımızda yaklaşık 2 milyon ağacın yok olacağını söyleyebiliriz. Bu boyutta korkunç ağaç kesimi için verilmiş bir orman tahsis örneği şimdiye kadar yoktur ve olamaz da. Bütün bu ağaçlandırma ve orman çalışması burasının yüzde 45 eğimli bir arazi olması, aynı zamanda erozyon bölgesi olması nedeniyle ciddi heyelan tehdidi yaşaması dolayısıyladır. Böyle bir şeye nasıl izin verilebilir, nasıl göz yumulabilir?” dedi. Salondaki dinleyicilere anayasının 56. Maddesini hatırlatan Öztan: “ Anayasının 56. Maddesinde der ki; “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir.” Turgutlu’da yurttaşlar yıllardır bu madene karşı seslerini ilgililere duyurmaya çalışıyorlar. Şimdi ben buradan devleti göreve çağırıyorum.” şeklinde konuştu.
Bu işi kesinlikle yaptırmayacağız
Son olarak söz alan Prof Dr. Ümit Erdem: “Bu halk yüz yıllardır burada. Bu halk inatçı, bu halk kültürlü. Bu halk üzerinde yaşadığı toprakların dünya yüzünde ne kadar kıymetli olduğunu biliyor ve bu madenin getireceği zararların da farkında. Bütün sorun yetkililerin neden bunun hala farkında olamadığı. Arkadaşlar herşey gidiyor, ağaçlar gidiyor, böcekler, kuşlar gidiyor, onları geçtim ot bile gidiyor, ot! Dünyanın en bereketli toprakları asitle yok edilecek. Hiç bir şeyin gitmesine izin vermeyeceğiz. Bizim için o ağaçların yanındaki ot bile önemli. Halk bu madeni istemiyor. Çünkü neler kaybedeceğinin farkında. Artık yetkililerin de farkında olması gerekiyor.”
Prof Dr. Ümit Erdem, verilen ÇED raporu hakkında da sert eleştirilerde bulunarak, konuşmasına şöyle devam etti: “İzmir’in uyanması lazım, İzmir’in buraya akması lazım. Eğer İzmir, nasıl bir tehditle karşı karşıya kalacağının farkına varamazsa, bu çok büyük bir aymazlık olur. Çünkü bu atıklar Gediz’e bulaşacak, oradan da İzmir’e gidecek. Yedikleri sebze ve meyvelerin birçoğu Turgutlu’dan geliyor. Dünya’nın en verimli arazilerinden birisi olarak kabul edilmiş Gediz Havzası’ndan geliyor. Gediz Nehri, zaten ölmüş taşıyanı yok. Yapılan 3 araştırmada da Gediz’in içindeki zehrin doyma noktasına geldiği görülmüştür. Öte yandan bir de maden başlayınca varın gerisini siz düşünün. Rüzgârlarla dört bir tarafa dağılacak asit sislerini ve asit yağmurlarını da hesaba koyun. Herkesin birlik olup bu madene karşı tavır alması gerekiyor.” dedi.
Paneldeki konuşmacıların oy birliği ile panel yöneticisi olarak seçilen Prof. Dr. Erdem, panelin kapanışını ise, sonuç olarak şöyle özetledi: "Bu panelin gördüğü bu olağanüstü ilgiye, konuşmacılarımızın sözlerindeki mesajlara ve halkın tutumuna bakıldığında, verilen mesaj bu panelle devletin göreve çağırılmasıdır. Burada bilim adamları ve hukukçularla kolkola girmiş olan halk, devleti göreve çağırıyor” dedi.
Panelin bitiminde ise, panelde konuk olarak bulunanlardan İzmir Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu Başkanı Ersun Gülcan, TURÇEP bileşenlerinden GEMA Vakfı Başkanı Şenel Kilimcigöldelioğlu ve GÖRÇEV temsilcisi İbrahim Balıklı da yaptıkları kısa konuşmalarda, Gediz havzasının çarpık sanayileşmeden sonra bir de vahşi madencilik anlayışı sonucunda karşı karşıya bulunduğu  çevresel tehdidin ciddiliğini vurgulayıcı örnekler vererek, bu tehlikeyi durdurma konusunda yaptıkları çalışmalar ve mücadeleler hakkında bilgiler verdiler ve halkın daha örgütlü ve dirençli bir şekilde topraklarına sahip çıkması gerektiği çağrısında bulundular.
 
Diğer resimler için tıklayınız:   Panelden resimler
      25 Kasım 2012Çaldağı    

Yorumlar - Yorum Yaz