Çaldağı’ndaki madene karşı çıkan Turgutlulu çevrecilerin izlenimleri:
BALYA 100 YILDIR AĞLIYOR!
Balıkesir-Balya-Kadıköy Kurşun madeni 1939'da kapatıldı. Balya, kimyasal madencilik yapılan ilk bölgelerden biri. Topraktaki düşük kurşun miktarını elde etmek için kimyasal solüsyonlar kullanıldı. Bugün madende halen dört milyon tonluk işlenmiş atık var. Üstelik bölge Manyas gölüne de çok yakın.
 Videolarımızı izleyiniz  Birinci video  İkinci video

Çaldağı’ndaki maden şirketine karşı 7 yıldan fazla zamandır mücadele veren Turgutlulu çevrecilerden bir heyet 8 Nisan 2012 Pazar günü incelemelerde bulunmak üzere Balıkesir’in Balya ilçesine gitti. İlkel yöntemlerle ve kimyasal solüsyonlar kullanılarak yapılan vahşi madenciliğin nasıl sonuçlar yarattığını Türkiye’den en yakında bir örnekle görüp incelemek isteyen Turgutlulu çevrecilerin Balya’daki izlenimleri kendilerini dehşete düşürdü. Çünkü Balya’da madencilik yapılan bölgede 100 yıldır tek bir ot bile bitmiyordu.

Aralarında TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu), CHP Kadın Kolları, Kültür ve Dayanışma Merkezi derneği mensupları ile Turgutlu’nun İzzettin, Musacalı, Musalar Yeniköy gibi köylerinden köylü vatandaşların da yer aldığı 25 kişilik çevreci gurup, bu gezileri ile Çaldağı’nda uygulanmak istenen “vahşi madencilik” ile ne tür bir çevre felaketinin kendilerini beklediğinin bir kısmını somut olarak görmüş oldu. Gördükleri kendilerinin karşı karşıya kalacağı çevre felaketini somut olarak gösteriyordu belki, ama sadece bir kısmını. Çünkü Çaldağı’nda uygulanmak istenen madencilik projesi daha büyük potansiyelde tehlike içeriyor. Ancak görülenler ve anlatılanlar, çevre felaketinin nedenlerini anlamak için yeterliydi.

Vahşi madencilik yüzünden yaşanan dram:
BALYA İLÇESİ 100 YILDIR AĞLIYOR!

Kurşun madenciliği yapılan bölgede 100 yıldır tek bir ot bile bitmiyor!
Nedeni: ilkel yöntemlerle ve kimyasal solüsyonla yapılan madencilik!
Balya’nın CHP’li Belediye Başkanı Dündar Cengiz tarafından karşılanan Turgutlulu çevreci guruba, inceleme gezileri boyunca Belediye Başkanının eşi de refakat etti. Belediye Başkanı Dündar Cengiz şöyle diyor: “Nüfusu giderek azalan ilçemiz adeta terk edilmiş bir hayalet bölge gibi. Çünkü ilçede gençlik kalmadı. Genci olmayan bir yerin ne sesi ne de geleceği yok gibi. İlçede tarım bitmiş. Sanayi zaten yok. Geride geçim kaynağı olarak bir tek hayvancılık bırakılmış. Hangi genç geleceğini hayvancılık yapmaya göre belirlemek ister? Devletten Balya’da sosyal hayatı yeniden canlandırmak için ekonomik yardım bekliyoruz. Ama devlet de ilgisiz davranarak madencilerden sonra adeta Balya’ya bir başka dram daha yaşatıyor.”
"KENDİ TOPRAĞIMIZIN BALINI ALIP DA GİTTİLER.
BİZE SADECE BİR AH VE BİR DE VAH BIRAKTILAR"

Balya'daki maden işletmesinin verdiği zararın en çok etkisini gören Kadıköy köyünden 85 yaşındaki Hayati Görücü adeta kentin tarihi gibi yaşıyor. Yaşadıkları felaketi anlatırken, bu olayı "Madenciler 100 sene önce toprağımızın balını aldılar, bize de sadece ah ile vah bıraktılar. Gördüğünüz gibi maden bölgesinde 100 senedir bir tek ot bile bitmiyor" diye tanımlıyor.

“Devir o zamanlar Osmanlının son günleriydi ve yapılan da ilkel yöntemlerle sürdürülen bir madencilikti. Görkemli bir maden işletmesi binası yaptılar. Göz kamaştırıp kendilerini çok zengin gösterdiler. Ama yapacakları madencilik için hiç bir yatırım yapmadan en ilkel yolları kullandılar. Şimdi devir 21. yüzyıl. Ama Çaldağı örneğinde görülen o ki, ilkel madencilik memleketimize yeniden gelmiş. Çok yazık!" şeklinde konuşan Görücü, şöyle devam ediyor:

"Osmanlının son döneminde halk hem cahil, hem de yoksul tabii. Maden işletmesini kiralayan Fransızlar Almanlarla da ortaklık yapıp parayla, bazı küçük yatırımlarla halkın gözünü boyayıp kandırdı. Gözlerini boyayamadıklarını rüşvetle kazandılar. Buralarda hep tarım ve hayvancılık yapılırdı. Sonra kuzular ana karnında hep sakat doğmaya başladı. Ama büyük hayvan çiftliği sahiplerine çok büyük rüşvetler verdiler, geri kalanı da razı olmak zorunda bıraktılar. Cumhuriyetten sonra madeni terk edip gittiler. Atık çöplüğü haline getirdikleri maden sahası içindeki bölgeleri bile temizlemeden çekip gittiler. Öyle ya onlar alacaklarını almışlar zaten, gerisi umurlarında mı? Burası tarım ve hayvancılık bölgesi. Ama kendilerinin maden çöplüğü haline çevirdiler. Kısacası; giderlerken bizim toprağımızın balını yanlarında götürdüler, bize de işte böyle kocaman bir maden çöplüğü ile kocaman bir de ah ile vah bıraktılar..."

Turgutlulu çevreciler Kadıköy köy kahvehanesinde Hayati Görücü ile (En sağda)
GELECEĞİ YOK EDİLEN KENTİ GENÇLER TERK EDİYOR

Emekli Belediye Yazı İşleri Müdürü Gıyasettin Ünal'ın anlattıkları da çok çarpıcı. "Kadıköy'de ve Balya'da genç nüfus yok neredeyse. Bu madencilik sonunda kentin geleceği adeta yok edilince gençlik de ilçeyi terk etti sanki. Doğma büyüme Kadıköylüyüm. Şu anda 66 yaşındayım ve köyümün en genci benim" diye dert yanıyordu Gıyasettin Ünal. Köyünün en genci olmak onun için bir sevinç kaynağı değil, bir dertti. Bu durum korkunç bir kara mizahtı çünkü.

Gıyasettin Ünal, uzun yıllar Belediyede Yazı İşleri Müdürlüğü yaptığı için adeta kentin bir hafızası gibi. "Yağmur yağdığı zaman maden çöplüğü haline getirilip terk edilen bu maden işletmesinin etkisi altında kalan yerlerdeki atıklarla bütünleşmiş toprak 20-30 cm kadar kabarıyor. İçinde barındırdığı zehirli kimyasal maddeler yüzünden. Sonra da yağmur suları ile beraber bu derelere akıp karışıyor ve suyu zehirliyor. Derenin içinde ve civarında ne kadar canlı varsa hepsi de ölüyor tabii. Bu bölgede nasıl tarım yapılsın?" diye soran Ünal, "Bu zararların etkisini en fazla asma yaprağında fark ediyoruz" derken de, farkında olmadan bir üzüm diyarı olan Turgutlu'yu da uyarıyordu sanki.

Ünal, şöyle bitiriyor sözlerini: "Bir felaket resmi çizmiyoruz burada. Gerçekleri anlatıyoruz ve siz de gözlerinizle gördünüz zaten. Ama madenin ilk işletilmeye başlandığı yıllarda kentimiz adeta bir nüfus patlaması yaşamış, civarın en kalabalık ilçesi olmuş, çevre ilçelerden ve köylerden pek çok insan "madenin fabrikalarında çalışacağız" diye gelip yerleşmişler. Hatta Ege bölgesinin en büyük ve en kapasiteli hastanesinin o dönemde Balya'da olduğu anlatılır. Madenciler sırf halkı kandırabilmek ve razı edebilmek uğruna uzun süre ihtiyaçlarının bile çok üstünde insanı işçi diye alıp çalıştırmışlar. Hatta çalışmadıkları halde pek çok kişiye bu yüzden maaş bile ödemişler. Ama 1939 yılında bizim tüm zenginliğimizi onlar alıp götürdükten sonra kentimiz şimdi ne halde? Gençlerimiz bile ilçeyi terk ediyorlar. Toprağın yarattığı zenginlik böyle ilkelce çekilip alınınca, o bölgenin ve toprağın da hayat damarı çekilip alınmış oluyor demek ki. Çünkü toprak da bir canlı. Biz acı bir şekilde bunu öğrendik işte..."
 TARIM BÖLGESİ MADEN ÇÖPLÜĞÜ GİBİ TERK EDİLMİŞ
Kurşun madenciliği yapılan bölgede 100 yıldır tek bir ot bile bitmiyor!
Nedeni: İlkel yöntemlerle ve kimyasal solüsyonla yapılan madencilik!

Balya’da bulunan kurşun madenlerinin işletilmesi Osmanlı dönemin son yıllarında başlayıp devam etmiş ve 1939 yılında bu işletme için bölgeyi kiralayan Fransızlar ve Alman ortakları tarafından terk edilmiş. Maden işletmecileri arasında bir ara Hollandalılar da görülmüş. Üstelik Manyas Gölü'nde de çok yakın olan Balya'da "madencilik" diye yapılan iş ise açık havada kimyasal maddelerin solüsyon olarak kullanılması şeklinde yürütülen ve bugün “vahşi madencilik” diye tanımlanan ilkel yöntemlerle yürütülen bir madencilik. Dolayısıyla Balya ilçesi bugün bunun acısını çekiyor ve ilkel yöntemlerle yapılan vahşi madenciliğin yarattığı bir dram Balya’da 100 yıldan beri sürüyor.

Ancak o zamanlar ülkede ve kette yaşayanlardan hiç kimse yapılan şeyin ilkel yöntemlerle yürütülen vahşi bir madencilik olduğunun farkında değil. Bunun nedeni ise vatandaşların kandırılması. Pek çok kişiye iş vaadi ve kente yapılan bir iki küçük yatırım halkın gözünü boyamaya yetmiş. Bir ara Balya’da bu yüzden müthiş bir nüfus patlaması yaşanmış, bölgenin en kalabalık yerleşim yeri haline gelmiş. Osmanlı döneminde bir “kadılık” olan Balya, bu nüfus artışı ve maden fabrikaları nedeniyle bir ara “küçük İstanbul” diye anılmaya bile başlanmış.

Ama 1939 yılında işi bitip de çekip giden maden işletmesinin geride bıraktığı bugünkü Balya ise ağlıyor. Maden işletmesinin açılması ile o zamanlar nüfus patlaması yaşayan Balya’yı şimdi kentin geleceği karartılmış olduğu için gençler bile terk ediyor. İlçede tarım yapılamıyor. Tarımın olmadığı bir bölgede sanayi de yatırım olmadığından gelişemiyor. Geriye bir tek tarihten beri sürdürülen hayvancılık kalıyor. Gençlerin neredeyse yaşamadığı Balya’nın şimdiki genel nüfusu 15 bin civarında. Sadece bir tek çok programlı lise ve 2 tane de ilkokulu var.

Yan taraftaki karede yer alan bu fotoğrafta gösterdiğimiz kitlenin normal olarak bir toprak parçası olması gerekiyor aslında. Bu kitle, bir zamanlar yeşil bir tarım arazisi olan, ama sonradan maden işletmesi civarında bir maden çöplüğüne dönüştürülerek terk edilen atık sahasından alınan bir parça toprak sadece. Ama toprak özelliğini kaybetmiş! Taş bile değil! Ancak demirden bile daha ağır! Maden şirketinin çöplük gibi bıraktığı tarım arazisi 100 yıldır böyle işte...
Balya’da yapılan madencilik uygulaması, Turgutlu Çaldağı’nda yapılmak istenenle aynı anlayışla uygulanmış. Bu da "kimyasal solüsyonlarla yapılan açık maden işletmeciliği". O zamanlar Balya’da kireç solüsyonu ve siyanür kullanılarak yapılmış. Çaldağı’nda ise daha vahşi ve hiç bir ülkede izin verilmeyen bir yöntem uygulanmak isteniyor. Çünkü kullanılmak istenen kimyasal solüsyon en tehlikeli ve en zehirli bir kimyasal madde olan sülfürik asit.  Üstelik de bu yöntem dünyada ilk defa Turgutlu Çaldağı’nda uygulanmak istenmekte.
Bu nedenle Balya’ya bir inceleme gezisi yapan Turgutlulu çevreciler, Balya’da karşılaştıkları dehşet verici görüntülerle, yaşayacakları tehlikenin ne kadar korkunç bir çevre felaketi olacağının bilinciyle, “Çaldağı’ndaki maden derhal kapatılsın, vahşi madenciliğe hayır” sözleri ile ve Çaldağı’ndaki maden şirketine karşı daha kararlı mücadele inancıyla Turgutlu’ya döndüler.
 
Diğer resimler için tıklayınız:   Balya izlenimleri
12 Nisan 2012Çaldağı      



0 Yorum - Yorum Yaz