ÜLKEMİZDE  İLKEL  YÖNTEMLERLE YAPILAN 
VAHŞİ  MADENCİLİK

Ülkemizde  siyanür liçiyle yapılan altın ve gümüş madeni işletmeciliği, gelişmiş pek çok ülkede yasaklanmıştır. En son Avrupa Parlemento’su 10 mayıs 2010’da siyanür kullanılarak  maden çıkarılmasını yasakladı. Çünkü, yaşamı tehdit edip, zarar vermektedir.

Nasıl mı?
Önce madenin bulunduğu yer uydu aracılığıyla tespit edilmekte, sonra bu bölgenin üzerinde her ne var ise temizlenmektedir. Orman varsa, orman, çalı varsa  çalı, Hepsi yok edilmektedir. "Orman içinde kurulan geçici tesislerde, orman kanunu hükümleri uygulanır." Dense de. Madencilikle  orman kanununun nasıl birlikte olacağı bir başka sorundur.

Sonra toprağı ağır makinalarla kazma işlemi başlatılmakta, dev kuyular, derinliği 400 metreyi bulan kuyular açılmakta, buradan çıkarılan taşlar makinalarla kırılmakta ve yığınlar (liç) elde edilmektedir. Oyulan, öğütülen kayalar, yığılarak dağlar yapılmaktadır. Yer oyularak tersine çevrilmektedir.

Daha sonra bu yığınların üzerinden açık havada sodyum siyanür denilen bir kimyasal püskürtülmektedir. Bu kimyasalın ortamın PH derecesi 10 -12 ise zararı yoktur. PH derecesi ortamın asitlik, bazlık derecesi demektir.  Eğer yığın liçinin PH değeri değişirse, asite kayarsa (ki yağmur yağınca bu oluyor)  havaya , acı badem kokusunda, çok zehirli hidrojen siyanür gazı yayılmakta ve soluyan her canlıyı zehirlemektedir.

Siyanürün  kendini yarılayacağı söz konusudur ama, Uşak Eşme'de Kışladağ madeninde 2006 yılında böyle bir hidrojen siyanür çıkışından zehirlenen İnaylı köylülerin   kanlarında iki gün sonra yarılanmış hali olarak, normalin 40 misli siyanür bulunmuştu.

 Yığındaki kayalarda bulunan altın,  gümüş  sodyum siyanüre yapışmakta ve yığın içinden süzülüp siyanürlü, altınlı curuf  aşağıda toplanmakta ve altın veya gümüş siyanürden alınarak, siyanürlü atıklar havuzda toplanmaktadır.

Bazen de atık havuzlarında çökmeler, sızıntılar olmakta, siyanür yer üstünde ve yer altında akan sulara karışmaktadır.

Ülkemizde 6500 tonluk altın rezervinin olduğu saptanmıştır.  Altın bu, birileri çıkarıp, zengin olmazmı hiç? Ya ormanlarımız, zeytinliklerimiz, fıstık çamlarımız, çalılarımız, çayırlarımız, havamız, suyumuz , toprağımız  ve bu alanlarda yaşayan milyonlarca canlımız  yani bizim, altından daha önemli olan ekolojik değerlerimiz... Bergama, Kozak,  Çanakkale Kazdağları, Uşak Kışladağ, İzmir Efemcukuru, İzmir Karşıyaka Yamanlar dağı vahşi madenciliğe kurban edilen batı bölgelerimiz.  Yeni ruhsat alınan yerlerde ağaçlar devrildi bile. Yemyeşil  dağlarımız yer yer doğrandı.

Efemçukuru madeni çalişmaya başladı. İzmir Büyük Şehir Belediyesinin mühürlediği galeri ağızları işletmeye açıldı. Artık yeni yasalara göre maden ocakları İl Özel İdaresi'nin denetimi  altında çalışıyor. Toprak yapısı arsenopiritli. Çok masum bir şekilde toprakta  birlikte bulunan bu metallerin, yapılan maden eldesi çalışmalarıyla, birbirinden ayrılarak arseniğin, İzmir, Güzelbahçe, Seferihisar ve Urla'nın yeraltı sularına karışacağını söylüyor uzmanlar.  Ayrıca İzmir'in suyunu sağlayan Tahtalı barajı havzasına da çok yakın mesafede oluyor çalışmalar.

 
Turgutlu Çaldağı

Turgutlu Çaldağ’ında, sülrürik asit liçiyle nikel çıkarmak istiyor bir İngiliz şirketi, halkın tepkisine rağmen pilot tesisi kurdu ve işletmeye  başladı. Hedef bölge 35 yıl önce, erozyonu önlesin diye ağaçlandırılan Çaldağ bölgesi. Buradaki ağaçları ki sayıları küçük çaptakilerle birlikte milyon ağacı buluyor. Toprak gevşek ( lateritik ) erozyona hemen uğramaya hazır bir toprak. Turgutlu TEMA’nın olayı  Merkez TEMA  Vakfı’na iletmesi sonucunda, toplanan TEMA Bilim Kurulu'nun hazırladığı raporla birlikte devam etmekte olan TURÇEP'in (Turgutlu Çevre Platformu) açtığı mahkemeye dahil olunarak dava kazanıldı ve Maden Şirketi Sardes'e orman tahsisini engellendi. Ve kesilecek olan kocaman ormanlık bölge kurtarıldı.

Bilim Kurulu'nun raporuna göre: Liç üzerine açık havada yılda 1 100 000 tonluk sülfürik asit boşaltılmasına  ve bu olayın 15 – 16 yıl devam etmesi durumunda, asit yağmurlarıyla yıkanacak olan bütün Gediz havzasının, o verimli toprakların çölleşeceği ve devamlı kullanılan Gediz suyunun kuruyacağı, yer altı sularının maden için kirletilip, tüketileceği gerçeği dile getiriliyordu.

İngiliz şirketi Sardes'in Filipinler'e gideceği basın yoluyla açıklandı. Ancak  giderken tesisin akibetinin ne olacağı bilinmiyor. Bir Türk şirketine satılması söz konusu. Ama çevre halkı kararlı. Kim işletirse işletsin, "Vahşi madenciliğe hayır" diyorlar.

75 yıl önce, Balıkesir  Balya'da işletilip, terkedilmiş kurşun madeninin o zaman gömülüp, bırakılan atıkları, bu gün erozyonla ortaya çıktı, su ve toprağı zehirleyerek, yaşamı tehdit etmeye başladı. Geçen yıl bir sürüden 70 koyun öldü ve 85'i kısırlaştı. Veteriner , ölümlerin kurşun zehirlenmesinden kaynaklandığını bildirdi. Zira hayvanların karaciğerlerinden alınan örneklerde:17,5 mikrogram/kg ( PPM )  kurşun bulundu.

Yurdun her yerinde, 48.000 adet ruhsatla yeraltı kaynaklarımız vahşi madencilikle talan ediliyor. Ve bunun yanı sıra işletmelerin kullandıkları kimyasallarla su, toprak ve hava zehir kusuyor. Bu zehirler yaşamın içine kadar rahatlıkla giriyorlar. Soluduğumuz hava , içtiğimiz, kullandığımız su ve ürünlerini yediğimiz toprak içine girerek tüm canlıları tehtit ediyor. Toprak içinde yıllardır uyuyan ağır metaller hareketlenip, masum kılıflarından çıkarak, yaşama ulaşıp öldürücü olabiliyorlar.

Yeraltı kaynaklarımızı çıkarıp, değerlendirelim. Onlara ekonomik anlamda çok gereksinimiz var. Ama doğaya zarar vermeyecek dost bir teknoloji ile madenlerimiz çıkarılsın. Ne pahasına olursa olsun. Yeterki yaşam korunsun.  Demir, çelik, nikel, bakır, gümüş, altın , vs. Yaşamı kolaylaştıracağına ,YAŞAMI  BİTİRİYORSA,  Bu durumu kim kabullenebilir?

 

27 Temmuz 2011          
Merih Akın Yücel         



0 Yorum - Yorum Yaz