TÜRKİYE'DE MADENCİLİK ve
YARATTIĞI ÇEVRESEL SORUNLAR

 Sitemizin katkılarıyla

 

Metalürji Yüksek Mühendisi, İTÜ Öğretim Görevlisi ve TEMA Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Duman'ın Cumhuriyet Dergi'de Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Esra Açıkgöz ile röportaj için hazırlanan yazısından önemli bir bölüm.


Çaldağı hakkındaki röportajını da sitemizden okumak için tıklayınız
   İsmail Duman ile bir röportaj 
 
SORULAR ve YANITLAR - Cumhuriyet Dergi - Aralık 2010

SORU  : MADENLERLE İLGİLİ SORUNLAR, YANLIŞ KULLANIMLAR TÜRKİYE’DEKİ ÇEVRE SORUNLARI ARASINDA NASIL BİR YER KAPLIYOR?

YANIT  : Türkiye’deki çevre sorunlarının elbette çok sayıda kaynağı var. Sanayi kuruluşları deşarj ve emisyon açısından nispeten etkin denetlenebiliyor. Enerji üretim işletmeleri ise bir tür “iltimas” görmekte. 2023 yılına kadar 2000 adet yeni HES’in devreye alınması girişimi ise bu topraklardaki en büyük çevre felaketini yaratacaktır düşüncesindeyim. Aynı yeğinlikte bir çevre tahribatı da, korkarım madencilikten kaynaklanacaktır. Bu noktada “madencilik” kavramından ülkemiz yasa koyucularının ne anladıklarını çok merak ediyorum.

SORU  : TÜRKİYEDEKİ MADEN ÇALIŞMALARI İLE İLGİLİ YAPILAN EN BÜYÜK YANLIŞLIK NEDİR?

YANIT  : Madencilik ve endüstri iki ayrı sektördür. Bu aktiviteleri kontrol eden/denetleyen çevresel yasalar ve sınırlamalar da birbirinden farklıdır. Endüstrinin tabi olduğu çevre kuralları, madenciliğin tabi olduğu kurallardan çok daha katıdır. “Entegre Madencilik” kavramı, günümüzde bir kandırmacadan başka birşey değildir. İlk çağdan itibaren uygulanmış “Çözelti Madenciliği”, suda çözünebilir tuzlardan, asitte çözünebilir ve siyanürde çözünebilir minerallere doğru sınırlarını çiğneyerek genişletilmiştir. Bu genişletme, hidrometalurjik/hidrokimyasal endüstri proseslerini, haksızca madencilik bünyesine sokuşturarak onları sıkı çevresel yasalardan kaçırmayı amaçlamaktadır.

İşin en vahim tarafı da maden kanununun “ocak başı işlem” yapılması halinde alınacak vergiyi yarıya düşürmesidir. Madenciliğin sadece cevher çıkarmaktan ibaret olan kısmı, doğru çalışıldığı taktirde çevreye sınırlı zarar verir. Ancak, yasayla teşvik edilen kırma, öğütme, manyetik ayırma, flotasyon, çözeltiye alma, kalsinasyon gibi yerinde zenginleştirme işlemleri özellikle açıkta yapıldıkları için toz oluşumu, ağır metal saçılımı, gaz emisyonu, kimyasal işlem görmüş toksik atıkların oracıkta bırakılması yoluyla çevreye geri dönülmez ve telafisi olmayan zararlar vermektedir.

Madenciler, sıkça kullandıkları “Madenler bulundukları yerde çıkarılır” savıyla TOPRAKTAN MADEN ÇIKARMA ile MADENDEN METAL ÇIKARMAYI kasıtlı olarak birbirine karıştırmakta ve böylece doğa’nın kendisini dev bir açık hava metalurji-kimya işletmesi olarak kullanmayı kendilerine hak olarak görmekteler.

SORU  : NERELERDE, NE GİBİ ÇALIŞMALAR YAPILIYOR? EN ÇOK HANGİ BÖLGE BU YANLIŞ MADEN ÇALIŞMALARINDAN MUZDARİP? SON YILLARDA TÜRKİYE’DEKİ MADENLERLE İLGİLİ EN YANLIŞ UYGULAMALAR NERELERDE YAPILIYOR?

YANIT  : Son 15 yılda ülkemizde ciddi boyutta bir maden “histerisi” patlak verdi. Türk insanı çok uluslu altın tekellerinin peşi sıra Anadolu’nun her karış toprağına kazma vuruyor. Yine de bunların hepsi bir kaşık suda fırtına kopartmak gibi... Çünkü, madencilik sektörünün gayri safi milli hâsılamızdaki payı %1-1,5 arasında değişiyor. Başta Ege olmak üzere Artvin’den Erzincan’a oradan da Tunceli’ye kadar vatan toprağı siyanüre bulandı ve bulanmak isteniyor. Kaz dağları havasıyla, suyuyla, ormanıyla milyonlarca yılda işlenmiş bir dantel gibi. Şimdi delik deşik edilmek tehlikesiyle karşı karşıya. Topraktan alınacaklar alındıktan sonra “rehabilitasyon” mavalıyla o kaybolanları geri getirmek artık mümkün olmayacak. “Açıkta kullanılan siyanürün en büyük tehlikesi kendisi değil, Ege topraklarında çokca bulunan ve arsenopirit dediğimiz mineral içinde zararsız halde duran arsen’i mobilize etmesidir.” İzmir’in sularında niye birden bire arsen oranı yükseldi? Bu sorunun yanıtı 14 yıl önce söyleyip yazdığım yukarıdaki cümlededir.

Son yıllardaki en yanlış uygulama Manisa ili Turgutlu ilçesindeki Çaldağ’da yapılmak isteniyor. Tarım getirisi Çukurova’nın 1,5 katı olan ve dünyanın en verimli 7 büyük ovası arasında sayılan Gediz Ovası’nın ve ünlü Sultaniye üzümünün idam fermanı olacak bu girişimde 30 milyon ton lateritik nikel cevheri 18 milyon ton sülfürik asit kullanılarak yıkanacak. Ve yığın liçi denilen bu işlem açık havada yapılacak. 30 milyon ton cevhere ulaşmak için 151 milyon ton pasa çıkarılıp dağın eteklerine yığılacak.

18 milyon ton sülfürik asit, her biri 10 metre uzunluğunda ve 20 tonluk tankerlere doldurulduğunda tampon tampona tanker kuyruğu 9.000 km ediyor. 40° paraleli üzerine bunları dizdiğiniz zaman Asya kıtası yetişmiyor. Turgutlu’dan uzunan kuyruğun öbür ucu Çin Denizi’ne dökülüyor. 151 milyon ton pasaya gelince: bununla ekvator üzerinde dünyayı dönen 1 metre yüksekliğinde ve 3,25 metre genişliğinde bir yol döşeyebilirsiniz.

Asitli çözeltiyi nötralize etmek için kullanılacak kireç taşından ve cevher yığınlarının içindeki karbonat minerallerinden çıkacak olan karbondioksit 15 yıl boyunca her saat 42 ton kömür yanmasına eşdeğer olacaktır. Güzelim tarım havzasının orta yerine orta halli bir termik santral kurmuş gibi birşey bu. Bununla da kalmıyor; bu kadar asidi taşımak akıl dışı olduğu için Güney Amerika’dan her yıl 330.000 ton kükürt getirilerek yine o tarım topraklarının üstüne bir sülfürik asit fabrikası kurulması öngörülüyor. En ileri sülfürik asit teknolojisinde %0,5-1,0 arasında asit kaçağı olur. Bu yetmiyormuş gibi asit katı temasından çıkacak olan karbondioksit, sülfürik asitli yüzbinlerce ton çözeltiyi beraberinde sürükleyip rüzgara göre bugün bu ilçeyi, yarın öbür ilçeyi kavuracaktır.

Şimdi ben acil yanıt arayan bir kaç soru sorayım:

  • İşi bitmiş liç yığınları esas itibariyle toksik kütleler ya da başka bir deyişle, açıkta depolanması yasak katı atıklar değil mi?
  • Hükümet otoriteleri tarafından verilen izin ve tahsisler, 18 milyon ton sülfürik asidi açıkta kullanmayı planlayan bir girişimi meşru kılar mı?
  • Böyle bir “madencilik” girişimine European (Sardes) Nickel Şirketi’nin ana vatanında izin verilir mi?
  • Yanıt hayır ise, burada sergilenen sömürgeci bir tavır değil midir?
  • Cevherden nikel ekstraksiyonu yapmak için geliştirilmiş en yaygın yöntem, boru otoklav sisteminde kapalı çalışmaktır. Ancak, bunun kurulum maliyeti 2,5-3 milyar USD civarındadır. 20-25 milyar USD değerinde nikele karşılık bu kadar yatırıma bile katlanamıyorlar. Bedelini çevre ödeyecekse, düşük maliyetli proses ne anlam ifade eder? 
  • Kârın özelleştirilmesi-riskin kamulaştırılması, mühendislik etiği ile nasıl bağdaşır?
  • Madencilik kavramına gerçekçi bir sınır getirmek artık gerekmiyor mu?

SORU  : YENİ MADEN YASASI, BU SORUNU NASIL BİR BOYUTA VARDIRACAK?

YANIT  : 15.06.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Yasası, 05.06.2004 tarihinde 5177 sayılı yasa ile değiştirildi. 24.01.2009 tarihinde 5177 sayılı yasanın özellikle çevre ile ilgili olan kısmı Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 10 adet maddesi Anayasa’nın 15 adet maddesiyle çelişen böyle bir yasayı yapmak hiç bir parlamentoya onur kazandırmaz elbette. 10.06.2010 tarihinde 5995 sayılı Maden Yasası parlamentoda kabul edildi ve Uygulama Yönetmeliği 06.11.2010 tarihinde yayınlandı. Bu yeni yasa da çevre lehine herhangi bir yenilik içermiyor. Değişiklik, Anayasa Mahkemesine yakalanmamak için yapılmış bir kaç makyajdan ibaret.

SORU  : MADEN SORUNU İLE İLGİLİ EN ACİL YAPILMASI GEREKEN NEDİR?

YANIT  : Ülke ve çevre yararına bir maden yasası için bir kaç öneri şöylece sıralanabilir:

  • Yeraltı doğal kaynaklarının işletilmesinde kayıplara, yatağın en değerli bölümü alınarak büyük bir bölümünün bir daha çıkarılamayacak şekilde yeraltında bırakılmasına izin verilmemelidir. Bu amaçla özellikle metal madenleri için Dünya ve Ülke konjonktürüne uygun olarak belirlenecek “cut-off grade” değerlerine uyulması işletme izinlerinde yasal zorunluluk haline getirilmelidir.
  • Madenciliğin ham madde ihracı için değil Ülke ekonomisinin ihtiyacını karşılamak için yapılması özendirilmelidir. Bu amaçla, çıkarılan cevherin yurt içinde ikinci, üçüncü ve uç ürünlere doğru metalürjik üretimle işlenmesini mümkün kılan tesislerin kurulmasını sağlayacak ortaklıklar oluşturulması ön koşulu ile ilgili madencilik faaliyeti teşvik edilmelidir.
  • Yurt içinde metalürji, kimya ve seramik sektörlerinde ilgili fabrikaların yokluğu nedeniyle değerlendirilemeyen cevherlerin çıkarılmasına ve ihracına caydırıcı yasal sınırlamalar getirilmelidir.
  •  Bilinen rezervleri azalan madenlerin aranması teşvik edilmeli ve ihracı stratejik rezerv saklamak üzere yasaklanmalıdır.
  • Maden işletme projeleri kendi fizibiliteleri ve ÇED’leri dışında Ülkemizin doğal sermayesini de göz önünde bulunduran bir yarar/zarar kıyaslamasıyla değerlendirilmeli ve teşvik veya kısıtlamalar buna göre yapılmalıdır.
  • Zuhuratın teknolojik işletmesinin yapılamadığı durumlarda el emeği madenciliği (artizanal madencilik) yeniden örgütlenmeli ve desteklenmelidir.
  • Madencilik sektöründe iş güvenliği, işçi sağlığı ve çevre sağlığı önlemleri sıkılaştırılmalıdır.
  • Madencilik sektörünün amaca uygun gelişimini izlemek, yönlendirmek ve desteklemek üzere yeni ve özerk Akademi, Enstitü ve Üst Kurullar oluşturulmalı, MTA yeniden yapılandırılmalıdır.
  • Madencilik ve Ülke ekonomisi ile ilgili uygulamalar hakkında başka sektörlerin istek ve kaygıları da göz önüne alınmalı, yasal düzenlemeler ve uygulama kararları Sivil Toplum Kuruluşları, Meslek Örgütleri, Yerel Halk Örgütlenmeleri ve ilgili tüm sektör yöneticileri ile demokratik kurallar çerçevesinde ve “göstermelik” olmayan şekilde tartışılarak yeniden ve Ülkemizin ve Toplumumuzun çıkarlarına uygun bir şekilde oluşturacak stratejiye göre hazırlanmalıdır.

SORU  : MADENCİLİK SEKTÖRÜ BİR ÜLKENİN KALKINMASINDA NASIL BİR ROLE SAHİPTİR?

YANIT  : Michigan Üniversitesi’nde 2000 yılında yapılan bir çalışmaya göre doğal kaynaklara dayalı zenginlik bir birim arttığında 0 ile 10 arasındaki demokrasi cetvelinde 0,72 puanlık düşüş yaşanıyor. Madencilik ürünlerinin ihracına dayalı ekonomilerde demokratik kurumlar yaşayamıyor. 2001 yılında California Üniversitesi’nde yapılan bir yayında da şöyle deniyor: Maden dış satımının ulusal gelirdeki payı arttıkça (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından ortaya konulan) “İnsani Gelişme İndeksi (HDI)” azalıp yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfusun oranı artıyor. Maden ihracı bağımlılığında her % 5’lik artış İnsani Gelişme İndeksini 3,1 puan düşürüyor. Doğal kaynaklara bağımlılık arttıkça, erken yaşlardaki çocuk ölüm oranı artıyor ve ortalama yaşam süresi azalıyor, yolsuzluk oranı ve gelir eşitsizliği tırmanıyor, ekonomik şoklara dayanıklılık azalıyor, her 5 yıllık dönem için iç savaş yaşama riski %23 artıyor. Kaynak zengini ülkelerin (sabit sermaye tüketimi, net tasarruf, eğitim harcamaları, enerji ve maden kaynaklarının tükenmesi, ormanların tükenmesi, karbondioksitin ve diğer gazların zararları gibi etkenler de göz önüne alınarak) doğal sermayesinin tükenişi hesaba katıldığında “Gerçek Ulusal Tasarruf Oranı” genellikle %10’un altında bulunuyor.

Aralık 2010
  Prof. Dr. İsmail Duman'ın akademik kariyeri hakkında bilgi için

0 Yorum - Yorum Yaz