Bu sayfada üyelere özel yazılar bulunuyor. üye girişi yaparak bu yazıları görüntüleyebilirsiniz.

Burayı tıklayarak üye girişi yapabilirsiniz.
Burayı tıklayarak üye olabilirsiniz.

 
     2017 - 2018 - 2019 Yılları
Çaldağı ormanında bilirkişi keşfi yapıldı04-04-19Turgutlu TV
Çaldağı ormanı için bilirkişi keşfi yapıldı04-04-19Yankı
Çaldağı'nda kimyasal madde şüphesi03-04-19Evrensel
Çaldağı ormanı için bilirkişi keşfi yapıldı03-04-19Çaldağı
TURÇEP orman keşfi için hazırlıklarını sürdürüyor02-04-19Yankı
3 Nisan'da Çaldağı ormanı için bilirkişi keşfi yapılacak02-04-19Turgutlu TV
TURÇEP: Çaldağı ormanı geleceğimizin güvencesidir23-03-19Çaldağı
TURÇEP belediye başkan adayları ile görüştmelerini tamamladı21-03-19Turgutlu TV
TURÇEP belediye başkan adayları ile görüştü21-03-19Yankı
TURÇEP'in Yerel Seçim Bildirgesi12-03-19egecep.org.tr
TURÇEP Yerel Seçim Bildirgesi'ni kamuoyu ile paylaştı11-03-19Çaldağı
TURÇEP: Madene ve JESlere destek olanlara oy yok!10-03-19Yankı
TURÇEP yerel seçim bildirgesi yayınladı10-02-19Turgutlu TV
TURÇEP yoğun çalışma dönemine başladı09-03-19turgutlulu
TURÇEP çalışmalarının temposunu arttırdı08-03-19Yankı
TURÇEP yoğun çalışma temposu yürütüyor08-03-19Turgutlu TV
Yerel mahkemenin Çaldağı ÇED karar- Anayasa Mahkemesi'nde04-03-19Çaldağı
Çaldağı'nda kullanılacak 18 milyon ton sülfürik asit doğayı mahvedecek!19-02-19Evrensel
Zirve Dağcılık'tan "vahşi madenciliğe hayır" kampı19-02-19Yankı
TMMOB KMO: Çaldağı mücadelemiz devam edecek19-02-19kmo.org.tr
Turgutlu'da çevre için vicdan hareketi: Yaşam alanıma dokunma18-02-19Evrensel
TURÇEP: Yaşam alanıma, tarım arazime dokunma18-02-19Çaldağı
TURÇEP vicdanlara seslendi18-02-19Turgutlu tivi
TURÇEP: Yaşam alanıma, tarım arazime dokunma 18-02-19Yankı
TURÇEP: Vahşi madenciliğe geçit vermeyeceğiz04-02-19Çaldağı
TURÇEP halka yönelik bilgilndirme toplantısı düzenledi02-12-18Yankı
Manisa'nın doğa mücadelesi Meclis'te ses buldu30-11-18Turgutlulu
Çaldağı sorunu ve perde arkası gerçekler18-09-18Çaldağı
TURÇEP: Verilen sözleri unutmayacak, takipçisi olacağız08-08-18Çaldağı
Mahkemenin ÇED'i iptal etmeyen kararı temyize gönderildi07-08-18Ö. Akdemir
9 bilirkişinin de "yetersiz" dediği ÇED'i mahkeme iptal etmedi06-08-18Evrensel
TURÇEP: Bu madeni kesinlikle çalıştırmayacağız04-08-18Çaldağı
TURÇEP olağanüstü toplandı01-08-18Yankı
Kurtarılmış maden bölgeleri mi geliyor?09-07-18H.Express
Taşocağı için "ÇED gereksizdir" kararına tepki18-05-18Yankı
Bilirkişiler bir kez daha Çaldağı için "madencilik yapılamaz" dedi17-05-18Evrensel
9 bilirkişinin hepsi de "Çaldağı'nda madencilik yapılamaz" dedi17-05-18Ö. Akdemir
Turgutlu nikel madenciliği yüzünden uçurumun kıyısında20-02-18Evrensel
Turgutlu Çaldağı'nda yeni bilirkişi keşfi yapıldı19-02-18Hürriyet
TURÇEP ve Turgutlu keşif gününe hazır!17-02-18Çaldağı
İyi Parti de TURÇEP'e bileşen olarak katıldı16-02-18Çaldağı
TURÇEP basın ziyaretlerine başladı15-02-18Yankı
TURÇEP Belediye Başkanı Turgay Şirin ile görüştü15-02-18Turgutlu TV
Sarıbey ve Çampınar köylüsü: Bu maden kapatılsın!13-02-18Çaldağı
TURÇEP'in keşif günü çalışmaları ve ziyaretleri sürüyor12-02-18Çaldağı
TURÇEP keşif günü için hazırlık çalışmalarına başladı07-02-18Çaldağı
Çaldağı'nda yeni keşif 19 Şubat'ta yapılacak24-01-18Çaldağı
Çaldağı'ndaki bilirkişi keşfi ileri bir tarihe ertelendi10-11-17Çaldağı
Turgutlu ve TURÇEP keşif gününe hazırlanıyor24-10-17Çaldağı
Turgutlu halkı kararlı: Madene geçit yok!19-10-17Çaldağı
Çaldağı'nda ağaç katliamına Danıştay freni03-10-17Hürriyet
Çaldağı'nda yeni keşif için 9 kişilik bilirkişi heyeti oluşturulacak03-08-17Çaldağı
Danıştay "Çed iptal kararını bozdu, yeniden keşif istedi28-06-17Çaldağı
Çaldağı'ndaki maden şirketinde ByLock'lu hat şüphesi14-06-17TurgutluTV
Turgutlu'da 1. Yerel Tohum Şenliği gerçekleştirildi06-05-17Yankı
"Doğa" kelimesini "doğu" diye değiştirip dava açtılar!05-05-17Evrensel
Jeotermal felaket kapımıza kadar dayanıyor29-04-17Alaşehir 
Nif Çayı artık zehir taşıyor17-04-17Demokrasi
1. Ege ve Güney Marmara Kent Konseyleri komisyonu toplandı02-03-17Çevreci TV
Bağcılıkta jeotermal eleştirisi10-03-17Hürriyet
Manisa'nın tamamına tarımsal sit alanı talebi10-03-17Milliyet
Alaşehir ovası jeotermal tehdidi altında26-02-17Demokrasi
Manisa'da verimli tarım arazileri yok ediliyor21-02-17Demokrasi
Manisa'daki bir köy kanser hastalığını yeniyor21-02-17Havadis
İzmir'in su havzasında sülfürik asit tehdidi sürüyor01-02-17Evrensel
Kaza geliyorum dedi, sülfürik asit tankeri devrildi30-01-17Vegaste
Gördes'te sülfürik asit tankeri devrildi30-01-17Evrensel
141 büyük ova tarımsal koruma alanı olarak belirlendi24-01-17Çevreci TV
     2016 Yılı
Çarpık sanayileşme anlayışı tarım topraklarını tehdit ediyor22-12-16Manisa Kulis
97 örgütün 80. madde hakkındaki ortak açıklaması19-10-16İleri Haber
Afrika'nın Nobel ödülü avukat Arif Ali Çangı'ya verildi17-10-16T24
Gediz ovasını koruma planı Bakanlar Kurulu'nda görüşülecek31-08-16Hürriyet
Gediz ovasını koruma planı Bakanlar Kurulu'na gönderildi31-08-16Manisa Kulis
Bir peşkeşin perde arkası: Çaldağı FETÖ'cülere nasıl verildi?18-08-16HaberSol
TURÇEP: Doğa sermayenin çıkarı için özelleştirilemez05-06-16Çaldağı
İzmir'de ekolojik yıkıma karşı dayanışma etkinliği02-06-16BirGün
Çevre ve insan sağlığını tehdit edenler yargılansın!14-04-16Çaldağı
Çevrecilerin Turgutlu'da ÇED zaferi 12-04-16Ulusal Kanal
Bu kez de mahkeme Gediz vadisi katliamına "dur" dedi12-04-16Aydınlık
Mahkeme Çaldağı nikel madeni ÇED raporunu iptal etti 12-04-16Daily Motion
Bu kez de mahkeme Çaldağı nikel madenine geçit vermedi 12-04-16BirGün
Halkın haklı ve kararlı mücadelesi yine kazandı: ÇED raporu iptal11-04-16Özgür Gündem
Çaldağı nikel madeni ÇED raporu mahkemece iptal edildi11-04-16CNN Türk
Çevrecilerin Çaldağı'nda ÇED zaferi11-04-16Haberler.com
Turgutlu halkı bir kez daha kazandı: ÇED raporu iptal11-04-16Sözcü
Çevrecilerin Turgutlu'da ÇED zaferi11-04-16DHA
Maden şirketine şimdi de yargı tokadı: ÇED raporu iptal 11-04-16Haberci
Önce halktan, sonra yargıdan tokat: Çaldağı ÇED raporu iptal11-04-16Manşet
Çaldağı özgür kalsın 11-04-16EGE FM
Vahşi madenciliğe halktan sonra bir de yargı tokadı 11-04-16Çaldağı
Gediz vadisi katliamına yargı freni: Çaldağı ÇED raporu iptal09-04-16Diken
Çaldağı nikel madeni ÇED raporu mahkeme tarafından iptal edildi07-04-16Çaldağı
TURÇEP: Yaşam alanlarımızı savunmak meşru bir haktır28-03-16Çaldağı
EGEÇEP 9. Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi açıklandı21-03-16Evrensel
EGEÇEP 9. Genel Kurulu yapıldı29-02-16İzGazete
EGEÇEP 9. Kurultayı barışa adandı29-02-16Evrensel
Çaldağı nikel madeni 2. ÇED davasının duruşması yapıldı 10-02-16MSN Haber
Çaldağı davasında davacılar ile davalılar dinlendi10-02-16Milliyet
Çaldağı nikel madeni 2. ÇED davası duruşması yapıldı10-02-16Sözcü
Turgutlu mahkemenin ÇED raporu kararını bekliyor  10-02-16Medya TV
Turgutlu Çaldağı nikel madeni ÇED davası karara kaldı10-02-16Evrensel
Çaldağı ÇED davasında davacılar ve davalılar dinlendi10-02-16Haber24
Bilirkişilerden biri geçmişte madene danışmanlık yapmış09-02-16Ege'nin Sesi
Çaldağı'ndaki tarihi eserleri kim çaldı?08-02-16Olay
Çaldağı madeni ÇED duruşmasını Turgutlu halkı da izleyecek08-02-16HaberSol
Gediz vadisinin kader günü: 10 Şubat08-02-16Milliyet
TURÇEP duruşma için Manisa'ya araç kaldırıyor06-02-16Çaldağı
Turgutlu madeni istemiyor01-02-16Turgutlulu
TURÇEP'in paneli büyük ilgi gördü 31-01-16Yankı
Uzmanlar: Çaldağı madeni ÇED raporu yalanlarla dolu31-01-16Turgutlu Tivi
Turgutlu madene geçit vermiyor30-01-16Çaldağı
Turgutlu topun ağzında30-01-16Evrensel
Turgutlu'da Gediz Nehri'nin ıslahı projesi için toplantı yapıldı27-01-16Yankı
TURÇEP bilgilendirme toplantısı düzenliyor27-01-16Yankı
TURÇEP'ten 29 Ocak'ta bilgilendirme toplantısı27-01-16Turgutlulu
TURÇEP bilgilendirme toplantısı yapacak27-01-16Turgutlu Tivi
TURÇEP 29 Ocak'ta bileşenleri için bilgilendirme paneli düzenliyor26-01-16Çaldağı
      




FELAKETE DAVETİYE!
Türkiye’nin en verimli ovası ‘asit havuzu’na dönüşecek
Ayşe Sayın – Cumhuriyet – 25 Eylül 2012

CHP’li TBMM Çevre Komisyonu üyesi milletvekillerince hazırlanan raporda, Çaldağ Nikel A. Ş.nin faaliyete geçmesiyle Türkiye’nin en verimli ovalarının ortasında yer alan Turgutlu’daki Çaldağı’nın 800 bin tankerin taşıyacağı 18 milyon tonluk “sülfürik asit havuzu”na dönüşeceğine dikkat çekilerek, “Bu 800 bin tanker Turgutlu’dan geçen 40. paralel üzerinde doğuya doğru dizilirse; kuyruk Pekin’i geçmektedir. Tankerlerin bir kısmı Çin denizine dökülmektedir” saptamasına yer verildi.

Manisa Turgutlu Çaldağ’da, dünyanın hiçbir yerinde kullanılmayan “sülfürik asitle liç” yöntemiyle nikel madeni işletme hakkını alan Çaldağ Nikel A. Ş.nin “asit havuzu” kurmak için ağaç kesmeye başlaması üzerine CHP’den bir milletvekili heyeti de geçen hafta bölgede incelemelerde bulundu.

CHP’li TBMM Çevre Komisyonu üyeleri Serdar Soydan, Emre Köprülü, Kemal Değirmendereli, Hilal Kaplan ile bölge milletvekilleri Hasan Ören, Özgür Özel ve Sakine Öz’den oluşan heyetin hazırladığı raporda şu saptamalara yer verildi.

Buradan Çin’e yol olur: Sülfürik asitle liç yöntemi, üzeri açık devasa bir havuz içinde yaklaşık 800 bin tanker yükü sülfürik asit (18 milyon ton) kullanarak nikel madeni elde edilmesini içermektedir. Bu 800 bin tankeri Turgutlu’dan geçen 40. paralel üzerinde doğuya doğru dizilirse; kuyruk Pekin’i geçmektedir, tankerlerin bir kısmı Çin denizine dökülmektedir. Ve bu kadar asit açıkta kullanılacaktır.

İki milyon ağaç kesilecek: Bu yöntem maliyeti düşük olduğu için tercih edilmektedir. Kullanılacak açık havuza alan açabilmek için (maden çıkarmak için değil) dağ üzerindeki ormanlık alandan 300 bin ila 2 milyon ağaç kesilmesi gerekmektedir.

Gediz tehdit altında: Maden çalışmaya başlayınca 18 milyon ton sülfürik asit içeren, açık sülfürik asit havuzundan sülfürik asit sızmasından ve oluşacak asit yağmurlarından dolayı Akhisar, Alaşehir, Salihli, Turgutlu ve Manisa’dan İzmir’e kadar uzanan coğrafya büyük tehdit altındadır. Tüm Gediz havzasının yaşanmaz hale gelmesi söz konusudur.

 



0 Yorum - Yorum Yaz

Gördes'teki nikel işletmesi ve sülfürik asit projesine karşı mücadele veren GÖRÇEV de çevreci mücadele için TURÇEP'le elele veriyor

Ülkemiz, yeni madencilik yasası ile çevre ve insan sağlığını tehdit eden bir madencilik anlayışının yol açtığı çevresel tehditlerle adeta kuşatılmışken, yerel halk ve çevreciler mücadelelerinde kararlı. Ülkenin her köşesinde insanların ortak yaşam alanlarını tehdit eder hale gelen vahşi madenciliğe karşı mücadele her geçen gün bu kararlılıkla daha da gelişiyor. Günümüzde madencilikten çok, doğa ve insan yaşamı için çevresel bir tehdit haline dönüşen bu madencilik anlayışına karşı daha kararlı ve güçlü mücadele açısından çevreciler de bu bilinçle kenetlenmeye başladı. Son örneklerden biri de, birkaç yıldır Gördes’te faaliyete sokulmak istenen nikel işletmesine karşı mücadele vermekte olan yöre insanlarının oluşturduğu Gördes Çevre, Kültür ve Tarih Derneği GÖRÇEV’in, TURÇEP ile birlikte hareket etme kararı oldu.

TURÇEP temsilcileri 2011 yılı Temmuz ayında destek için Gördes Çiçekli beldesindeydi
 

Geçtiğimiz aylarda Salihli’deki GEMA Vakfı’nın TURÇEP’e katılmasının ardından, “Gün vahşi madenciliğe karşı mücadele günü, daha güçlü mücadele için kenetlenme günü” diyerek GÖRÇEV’in de TURÇEP’le bileşen olarak katılarak güçbirliği oluşturma kararı, çevre mücadelesine güç katan bir gelişme daha oldu. GÖRÇEV temsilcileri, alınan kararda, ayni ilde, benzer kapasitede ve aynı tür nikel işletmeciliğine karşı yürütülen Gördes ve Turgutlu’daki mücadelenin doğal bir ortak mücadele platformu yaratmasının da etken olduğunu belirttiler.

“Gediz vadisinin çöl olmayacağına inancımız pekişti”

Bu gelişmeyi mutlulukla karşıladıklarını belirten TURÇEP yetkilileri, GÖRÇEV’in bileşenlerinden biri olma kararının kendilerini onurlandırdığını vurgularken, şu açıklamada bulundular: “Atılan bu adım, vahşi madenciliğe karşı çevreci mücadelenin gelişmesi açısından toplumda bir ‘uyanış’ ve ‘sağduyu’nun da harekete geçtiğini anlatıyor. GÖRÇEV bu sağduyulu kararla ayrıca “birlikten kuvvet doğar” felsefesini de çevreci mücadele içinde geliştiren bir anlayışa katkı sunuyor. Bizler zaten kendimizi Gördes ile bir bütünün parçaları gibi görüyorduk. Dolayısıyla bu karar bizleri bir bütünün parçaları olmaktan, bütünleşmeye götüren, güçlendiren bir adım oldu.”

GÖRÇEV, 5 Haziran 2012'de TURÇEP'in yaptığı basın açıklaması sırasında Turgutlu'da.

“Birlikteliğimiz vahşi madenciliği yenecektir”

GÖRÇEV ve TURÇEP yetkililerinin yaptıkları ortak açıklamada şöyle denildi: “Bu kararla aynı zamanda oynanmak istenen tuzaklara düşmeyeceğimizi de gösterdik. Gördes ve Turgutlu, nikel madeni projelerinde sülfürik asit kullanımına karşı verdikleri mücadelede adeta bir kader birliği yapıyor. Çünkü Çaldağı için de Gördes için de ÇED raporu düzenleyen aynı şirket, ENCON Danışmanlık Şirketi. Şirket; aynı tür nikel işletmesi için verdiği ÇED raporlarında iki farklı kararla, Çaldağı için “açık”, Gördes için ise “kapalı” yöntemin uygulanmasını istiyor. Açıkçası,  dünyanın en bereketli 7 tarım harikasından olan Gediz vadisi madencilikte sülfürik asit projesinin bir laboratuarına dönüştürülmek, halkımız da böyle bir laboratuarda gönüllü kobaylık yapması için biri “açık, diğeri “kapalı” iki seçenek sunularak kandırılmak isteniyor. Ayrıca Gördes Nikel İşletmesinin İzmir’e içme suyu sağlayan dört barajda yol açacağı kirlilik de görmezden gelinerek, 3 milyon İzmirlinin sağlığı ile adeta oynanmak isteniyor.

Bugün ülkemizin her yanında çevresel tehdit haline gelen vahşi madenciliğe karşı verilen mücadele, bu madencilik anlayışına prim veren günümüzdeki madencilik yasasına karşı mücadeleyi de kapsıyor. GÖRÇEV ve TURÇEP’in güçlerini birleştirmesi, vahşi madenciliğe geçit verilmeyeceğine olan inancımızı daha da pekiştirmiştir.”

TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu), GÖRÇEV (Gördes Çevre, Kültür ve Tarih Derneği)

 

      22 Eylül 2012Çaldağı   
 
GÖRÇEV ile ilgili tüm haberleri izlemek için tıklayınız:    GÖRÇEV web sayfası

  



CHP TBMM ÇEVRE KOMİSYONU ÇALDAĞI'NDA

Çaldağı’ndan nikel çıkaracak şirketin yetkilileri “Ne kadar ağaç keseceksiniz?” sorusu karşısında suskun kaldı.

MADENCİDEN YANIT ÇIKMADI

CHP Meclis Çevre Komisyonu üyesi milletvekillerinin bölgeyi ziyaretinde bir sunum yapan VTG Holding yetkilileri, madenin neden kapalı değil de açık yöntemle çalıştırılacağı sorusunu da duymazlıktan geldi.

Ozan Yayman – Cumhuriyet - 21 Eylül 2012

Dört milyonun üzerinde çam ağacı bulunan Çaldağı’nda, işletilmek istenen nikel madeninin yüklenicisi firma, bölgede kaç ağaç kestiğini ve daha da ne kadar ağacı yok edeceğini açıklayamıyor. Şirket yetkilileri kendilerine bu anlamda yöneltilen sorulara, kaçamak yanıt veriyorlar. VTG’nin üst düzey çalışanları, Turgutlu’da konuşlandırılan madenin neden kapalı sistem ile projelendirilmediği konusundaki soruları da, duymazlıktan geliyor.

Turgutlu”da toplamda 18 milyon ton sülfürik asit kullanılarak işletilmek istenen nikel madeni, CHP Milletvekilleri tarafından mercek altına alındı. CHP Manisa milletvekili Hasan Ören'in girişimine ve madenin yaratacağı çevre tahribatının tüm Türkiye geneline aktarılması gerçeğinden yola çıkan Turgutlu Çevre Platformu'nun (TURÇEP) çağrısına yanıt veren TBMM Çevre Komisyonu Üyesi CHP’li milletvekilleri madeni yerinde incelediler.

Maden sahasındaki gözlemlerin ardından VTG Çaldağı Madeni işletme sahasında, şirket yetkilileriyle bir araya gelen milletvekilleri burada, şirket yetkililerine,  madenin çevre ve halk sağlığı bakımından yaratacağı etkilere yönelik sorular yönelttiler. TURÇEP üyelerinin de hazır bulunduğu sunumda, Çaldağı Nikel Madeni Genel Müdürü Cevat Er, bin 870 hektar alanın proje sahası olduğunu ve 15 yıllık süre içerisinde bunun, 530 hektarında faaliyette bulunacaklarını söyledi.

Milletvekillerinin bunun üzerine, Er’e ortak sorusu, “Bu alanda bugüne kadar kaç ağaç kestiniz ve bundan sonra daha ne kadar ağaç keseceksiniz” oldu. Cevat Er, bu soruyu yanıtlamazken, doğrudan başka soruları yanıtlamayı tercih etti. Er’in cevap veremediği soru ardından oluşan boşluğu,  madenin Genel Müdür Yardımcısı Köksal İbrahimoğlu, “Bugüne kadar Ege Bölgesi’nin farklı noktalarında 64 bin ağaç dikimi yaptık” diyerek tamamlamaya çalıştı.

Toplantıda yer alan CHP Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin madenin neden açık yöntemle çalıştırılacağı ve kapalı biçimde işletilecek biçimde projelendirilmediği sorusu da, Cevat Er ve beraberindeki ekip arkadaşları tarafından duymazdan gelindi. 

BU MADENİN SAVUNULACAK BİR YANI YOK

Daha önce ise CHP’nin TBMM Çevre Komisyonu üyesi Milletvekillerine Ticaret ve Sanayi Odası konferans salonunda Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür de bir sunum yaparak Çaldağı’nda uygulanmak istenen madencilik yöntemi ve yaratacağı tehlikeler konusunda bilgi verdi. Uzun yıllardan bu yana söz konusu madenin doğa ve halk sağlığı üzerinde yıkıcı etki yaratacağını belirten Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür, dün yine Turgutlu”da, benzer uyarılarını yineledi. CHP heyetine 1 saatlik bir sunum yapan Tahir Öngür, Turgutlu’da işletilmek istenen madene çok geniş perspektiften bakmak gerektiğini söyleyerek, “Ön görülen madenin savunulacak hiç bir yanı yok” dedi.

Jeoloji Yüksek Müh. Tahir Öngür
Öngür, madenin olası zararlarını anlattıklarında, “Siz ekonominin gelişmesine karşı mısınız” yönünde yaklaşım sergilendiğini belirterek, “Doğaya, insan sağlığına yıkıcı etkileri yok sayılarak söylemde bulunulması son derece yanlıştır” dedi.

VAHŞİ YÖNTEM

Tahir Öngür, Turgutlu”daki madenin 2005 yılında ÇED raporu aldığını ve ardından bu raporun deşifre olduğunu söyleyerek, raporda 36 milyon ton cevher çıkarılacağı bilgisinin yer aldığını vurguladı. Öngür, bu oran içerisinden 1.28 oranında metal elde edileceğini vurgulayarak, “Günde 8 bin ton cevher çıkarılıp işlenecek. Yılda 1 milyon tonun üzerinde kükürt işleyecekler. Bunu Alsancak Limanı”na oradan da Turgutlu”ya ulaştıracaklar. Buradan bir termik santralın çıkardığı kadar sera gazı çıkacak. Bir de yanlış bilgi aktarıyorlar ve işlenecek sülfürik asidin buharlaşmayacağını aktarıyorlar ki bu sav bilimsel değil. Yılda 89 bin ton sülfürik asidin buharlaşarak havaya karışacağı gerçeği var. Turgutlu’da vahşi bir yöntem uygulayacaklar” diye konuştu.

Jeoloji yüksek mühendisi Tahir Öngür, madenin Turgutlu kentinin kullandığı su miktarının 3 katını kullanacağını belirterek, “Maden işletmesi dağın tepesine 5 adet baraj statüsünde olan su toplama alanı kuracak. 22 metre yüksekliğinde bir baraj söz konusu. Bu baraj, ciddi bir tehdit olarak Turgutlu”nun tepesinde duracak. Bunun ötesinde suyu nereden sağlayacakları konusunda da net bir açıklama yapmıyorlar. Suyu nereden elde edecekleri sorusu havada kalıyor. Büyük olasılıkla çiftçinin yer altı sularını tüketecekler bir de Gediz”i tüketecekler” diye konuştu.




0 Yorum - Yorum Yaz
Turgutlu felâkete hazırlanıyor!

Kışladağ’daki madenin siyanür yüklü yığınlarında oluşan delinmeler, Çaldağı’ndaki sülfürik asit yönteminin uygulanacağı nikel madeninin yaratacağı tehlikenin ipuçlarını veriyor.

 Ozan YAYMAN – Cumhuriyet Gazetesi

Uşak Kışladağ’da altın madeninde siyanür yüklü yığınlarda delinmeler olması, dikkatleri şimdi de Turgutlu Çaldağı’nda konuşlandırılmak istenen nikel madenine çevirdi. Yüzde 45 eğimli arazide, üzerine çok sayıda atık havuzu kurulmak istenen maden için, Turgutlu’da tüm kesimler yağmur sonrası olası erozyon ya da göçmenin tüm Gediz havzası adına felaket olacağının altını çiziyor.

Burada dikkat çeken bir unsur da, ÇED raporunda “atık havuzu” diye tanımlanan yapıların, uluslar arası standartlara göre “büyük baraj” sınıfına giriyor olması. Ayrıca bölgede kesilen ve daha da kesilmesi söz konusu olan yüzbinlerce ağacın, göçmeleri ve erozyonu kuvvetlendiren gelişmeler olduğuna vurgu yapılıyor.

KIŞLADAĞ'DAKİ OLAYIN ÇALDAĞI'NDA YAŞANMA OLASILIĞI YÜZDE YÜZ!

Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) üyesi Metin Sert, Uşak Kışladağ’da meydana gelen son olayı Çaldağı için de uyarıcı nitelikte algıladıklarını söyleyerek, “Çaldağı’ndaki madenin tam kapasite ile çalışması durumunda, Kışladağ’da meydana gelen olayın yaşanma ihtimali yüzde yüzdür” dedi.

Madenin havuz olarak adlandırdığı bölümlerin yüzde 45 eğimli arazi üzerinde kurulacağını söyleyen ve sülfürik asidin ölümcül niteliğine dikkat çeken Metin Sert, “Ne yazık ki bu maden işletmeye açılırsa Turgutlu’yu felaket bekliyor olacak” diye konuştu.

KALICI ETKİ

Metin Sert, Kışladağ’daki siyanür yüklü setlerin delinmesinin, akıllara sülfürik asidin yaratacağı tahribatı getirdiğini söyleyerek, “Sülfürik asidin vereceği zarar, siyanürün yaratacağı tahribatla kıyaslanmayacak kadar büyük ve korkutucu. Siyanürün zararlı etkileri 100 yıl sonra ortadan kalksa bile, sülfürik asidin etkileri kaybolmuyor ve tamamen kalıcı olabiliyor” dedi.

Turgutlu’daki maden üzerine hazırlanan ÇED raporunda, işletme sahasında 6 adet havuz kurulacağı bilgisinin yer aldığını aktaran Sert, “Bunlar “havuz” diye tanımlanıyor, ancak Uluslararası Yüksek Barajlar Komisyonu’nun kriterlerine göre “büyük baraj” sınıfına giriyor. Bunlardan 2 tanesinde de sülfürik asit bulunacak. Dünyada sülfürik asit barajı diye bir şey olduğu duyulmuş mu? Üstelik baraj sınıfına girecek bu yapılar yüzde 45 eğimli arazide konuşlandırılacak. Bir deprem sonrası ya da yağmurların ardından olası göçme, erozyon, taşma riski karşısında Turgutlu’yu ve Gediz Havzası’nı bekleyen tehlikeyi düşünmek bile istemiyoruz. Sülfürik asit selini durdurabilecek bir set var mı?” dedi.

YIKICI SONUÇLAR

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Metalurji Fakültesi’nden Prof. Dr. İsmail Duman da Çaldağı’ndaki maden üzerine hazırladığı raporda, bölgenin yüklü miktarda su aldığında toprak kaymalarının kaçınılmaz olacağına dikkat çekiyor. Yamaçlarda ciddi koruma önlemlerinin alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Duman, raporunda “En etkili koruma su kapsamının değişmemesini sağlamak ve ağaçlandırmadır. Ağaç kesimi ve köklerinin yerinde çürümesi ya da sökülmesi bu yamaçlar için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Erozyonun hızlanmasının yanında zeminin göçmesi ve giderek heyelan riskinin artması kaçınılmaz olur” görüşlerine yer veriyor. Çaldağı’nın daha önce sel nedeniyle ağaçlandırıldığını anımsatan Prof. Dr. Duman, tehlikenin boyutlarına şöyle dikkat çekti:

“Bu orman sel sonrası ağaçlandırılmıştı. Madenin 15 yıllık işletme ömrünün herhangi bir anında yeniden sel oluşursa, milyonlarca ton sülfürik aside bulanmış, milyonlarca ton kırılmış cevher yığınını çamur halinde ovaya akmaktan kim ve ne alıkoyacak? İşletmenin çevresine açılacak drenaj kanalları mı? Sele kapılarak vadiye taşınacak asitli çamurun yaratacağı hasarı kimler, nasıl giderecek? Bu tür gözükaralıklar, mühendislik hataları ve aç gözlülükler “son 80 yılın en büyük yağışıydı” gibi söylemlerle affedilebilir mi? Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED Komisyonu’ndaki mühendislerin ÇED olumlu raporu verirken ya da mahkeme süreçlerinde bilirkişi olarak görev almış öğretim üyelerinin bu ÇED’i savunurken, böyle bir risk değerlendirmesini yapmamış olmaları, en azından görev ihmalidir” dedi

22 Ağustos 2012 – Cumhuriyet Ege      



0 Yorum - Yorum Yaz
ÇALDAĞI, EDEBİYAT DÜNYASINA DA GİRDİ
Aydoğan Yavaşlı, 'Yazlar da geçer' adlı eserinde Çaldağı'na değiniyor
Bir Çaldağı manzarası - Fotoğraf: Senih Gürmen - Hürriyet Gazetesi
Gediz vadisinde yaşanabilecek büyük bir çevre katliamının önlenmesi amacını taşıyan ve yaklaşık 7 yıldır devam eden çevreci bir mücadele olan Çaldağı mücadelesi, bilim dünyasından sonra şimdi sanat dünyasının da ilgi odağı haline geldi. Çaldağı mücadelesi artık edebiyatçılar için de bir ilham kaynağı oldu.
Turgutlu Çaldağı’nda uygulanmak istenen vahşi madencilik yöntemine karşı başlayan ve yaklaşık 7 yıldan bu yana devam eden çevreci mücadele, taşıdığı özellikleri, örnek gösterilebilecek anlayışı ve felsefesiyle sempati toplayarak giderek daha geniş bir alanda kitleleri etkileyerek yayılmasını sürdürürken, bu özellikleri nedeniyle sanatçılar için de ilham kaynağı olmaya başladı. Ünlü şair ve yazar Aydoğan Yavaşlı, yazdığı son romanı olan “Yazlar da geçer” adlı eserinde, Çaldağı mücadelesinden de söz ediyor. Aydoğan Yavaşlı gibi bir edebiyatçının böylesi bir toplumsal hareketten ilham alan bir yazar olması şaşırtıcı değil belki. Ama Çaldağı mücadelesinin de edebiyat dünyasına böyle ilham vermesi hiç şaşırtıcı değil.
Önce bilim dünyası ayağa kalkmıştı
Bilimi kılavuz edinen ve siyasetlerüstü bir kulvarda sürdürülen Çaldağı mücadelesi, ilk olarak bilim dünyasının ilgi odağı olmuştu. Bugün Türkiye’deki madencilik anlayışını vurgulamak için söylenen “vahşi madencilik” deyimi de Çaldağı örneğinin incelenmesinden türetilmiş bir deyiş. Çünkü İngiliz European Nickel şirketinin paravan olarak Türkiye’de kurduğu Sardes şirketi aracılığı ile uygulamak istediği “sülfürik asit liç usulü açık maden işletmesi”, tüm Gediz vadisini yok edebilecek kadar büyük bir çevre felaketi yaratacak bir proje anlamına geliyor. Bu kadar büyük potansiyelde bir çevre felaketi yanı sıra insanları bekleyen ciddi bir kanser tehlikesi de söz konusu. Üstelik bu yönteme bugüne kadar dünyanın hiç bir ülkesinde de izin verilmedi.
Bu nedenle Çaldağı’nda uygulanmak istenen madencilik yöntemi toplumda infial uyandırmış, bilim adamlarını da adeta isyan edercesine ayağa kaldırmıştı. Bilim adamlarına göre bu yönteme “madencilik” bile denilemezdi. Dünyanın 7 tarım harikasından biri olan Gediz vadisinde yaşanacak büyük bir çevre felaketini engellemek isteyen Turgutlu’daki hemen hemen tüm sivil toplum örgütleri, dernekler ve siyasi partiler, bu cinayete dur demek için bir araya gelerek Çaldağı’ndaki madene karşı çıktılar. Çaldağı örneğinin incelenmesi sonrasında üniversitelerde kürsü sahibi pek çok saygın profesör ve bilim adamı, Çaldağı’ndaki bu madencilik faaliyetine karşı mücadele veren çevrecilerle kolkola girerek, kendileri ile birlikte mahalle mahalle, köy köy dolaşarak bu madencilik projesinin uygulanması durumunda topraklarını ve kendilerini bekleyen felaketin neler olabileceği konusunda halkı bilgilendirmeye başladılar. Çaldağı mücadelesi içinde yer alan sivil toplum kuruluşları, eğitim sendikaları, meslek odası kuruluşları, dernek ve siyasi partilerin bileşiminin oluşturduğu TURÇEP ve TEMA Vakfı’nın birlikte gerçekleştirdikleri bir organizasyonla bilim halka taşınarak, halkın bilimle buluşması sağlanıyor ve böylece çevreci mücadelede “dünyada bir ilk” yaşanması da gerçekleşiyordu.
Dünyanın en cennet vadilerinden Gediz vadisinin sülfürik asitle yıkanarak yok edilmesine ve kendilerinin de kobay olarak kullanılmasına razı olmayan yöre halkının kolkola girerek, tek yumruk olarak, örnek bir birlik ve dayanışma sergileyerek bu maden işletmesine karşı koyuşu nedeniyle İngiliz European Nickel şirketi sonunda Çal Dağı’ndan vazgeçti, yan şirketi olan Sardes şirketi ve Çaldağı’ndaki pilot tesisleri bir Türk şirketine 40 milyon dolar gibi komik bir miktara satarak devretti. Böylece halkın örnek bir dayanışma ile tek yürek, tek yumruk olarak yürüttüğü bir mücadele olan Çaldağı mücadelesi, ilk aşamada İngiliz European Nickel şirketinin Türkiye’den kovulması ile sonuçlandı.
Çaldağı şimdi de edebiyatçıların ilham kaynağı
Bugün ise aynı madencilik yönteminin Sardes şirketini satın alarak Çaldağı’ndaki tesisleri devralan bir Türk şirketi tarafından uygulanmak istenmesine halkın yine karşı koyuşu ile mücadele yeniden alevlendi. Çaldağı mücadelesi bugün yarattığı sempati ile Ege bölgesi ve ülke düzeyinde gelişip yayılırken, Çaldağı artık sanat dünyasının da ilgi odağı olmaya başladı.

Çaldağı artık edebiyatçılara da ilham kaynağı oluyor. Ünlü şair ve yazar Aydoğan Yavaşlı’nın yazdığı son romanı olan “Yazlar da geçer” adlı eserinde Çaldağı mücadelesi de konu ediliyor. Yavaşlı’nın eserinde mekân Turgutlu ve doğallıkla Çaldağı sorunu da romanda yer alıyor. Sevginin ancak emek verilerek yaratılıp yaşatabileceği ve istenirse her koşulda sürdürebileceği anlatılan kitabın sonunda, romanın kahramanı olan Gözde, İstanbul’dan tekrar Turgutlu’ya dönme kararı veren romanın diğer kahramanı Kerim’e şöyle diyor: "Hani şu Çal Dağı var ya, yabancılara verilen… Çal Dağı’nın sülüklere peşkeş çekilmesine karşı durmanı istiyorum. Sana yakışan budur bence. Bunu yaparsan, dostluğumuz sürüyor demektir. O güzel topraklara sahip çıkmalısın. Çıkanların yanında olmalısın. Öyle yapacağını da biliyorum. Çünkü bütün bunları bana zaten sen öğretmiştin. Sana teşekkür ederim, bana verdiklerin, öğrettiğin her şey için…“

Aydoğan Yavaşlı
Çaldağı konusu tarihe mi geçiyor?

Böylece taşıdığı özellikleri ve pek çok “ilk”leri ile çevreci bir mücadele olarak özel ve saygın bir yer edinen Çaldağı mücadelesinin tarihe geçmek üzere olduğu, hatta şimdiden tarihe geçtiği bile söylenebilir. Çünkü bir konu eğer bir kez edebiyata girmişse, bu olay onun tarihe de geçeceği anlamına geliyor. Tıpkı bugün edebiyata da halen konu olan geçmiş tarihimizdeki pek çok toplumsal hareket veya olay gibi.

Bu nedenle bir kez daha “Çaldağı’nda neler oluyor?” sorusunu hatırlatırken, “vahşi madencilik” anlayışına destek olan kesimlere de şöyle sesleniyoruz: “Doğanın yarattığı bu gelişmeye dikkat edin, sağduyuya kulak verin, tarihe tanık olun! Ya Gediz vadisi cinayetine karşı duranlar olarak ya da bu insanlık suçuna ortaklık edenler olarak tarihe geçin!

16 Ağustos 2012Çaldağı



0 Yorum - Yorum Yaz
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ozan Yayman'ın haberi:
TÜM PARTİLER MADENE KARŞI BİRLEŞTİ

Ozan Yayman: "İktidar partisi hariç tüm siyasi partiler, Çaldağı’ndaki madene
karşı Turgutlu Çevre Platformu’nda bir araya geldi, sadece AKP ‘dışarıda’ kaldı."

   

Manisa’nın Turgutlu Çaldağı’nda, 18 milyon ton sülfürik asit kullanılarak işletilmek istenen nikel madenine karşı, ilçedeki siyasi partiler, biri dışında tek vücut oldu. Bölgede 2 milyon ağacın kesilmesine neden olacak madene karşı çıkmayan tek parti AKP.

Turgutlu’da tüm kesimler, yaşam haklarını gasp etmek isteyen söz konusu madene karşı tek çatı altında bütünleşirken, ilçedeki bu birlikteliğe katılmayan iki oluşum var. Biri AKP’li Turgutlu Belediyesi diğeri de AKP’nin doğrudan kendisi. CHP, MHP, BBP, BDP, SP, DP, DSP, YP ise Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) adı altında birleşerek, madenin yerleşimlerine vereceği zarara karşı mücadele ediyor.

 

TURGUTLU'DAN ÇİN'E

Turgutlu’da açık ocak yöntemiyle işletilmek istenen nikel madeni için toplamda 18 milyon ton sülfürik asit kullanılması planlanıyor. Bu orandaki sülfürik asidin kamyonlara yüklenmesi durumunda, Turgutlu’dan Çin'e kadar uzanan araç konvoyu oluşturacağı aktarılıyor. Günde 153 ton kükürdün sis ve buhar olarak havaya karışacağı bunun su ve nemle buluştuğu her yerde aside dönüşeceği vurgulanıyor. Madenin günde 12 bin ton su tüketeceğinin altı çiziliyor. İşletmenin konuşlanmak istediği alanlarda 2 milyon yakın ağaç kesileceği kaydediliyor. Yok olan ağaçların erozyonu hızlandıracağı, heyelan riskini artıracağı kaydediliyor. Madenin çalıştırılması halinde 32 adet açık liç havuzu oluşacağı bildiriliyor. Projenin sonunda 2 milyon 500 bin kamyonun taşıyabileceği oranda atık ortaya çıkacağı vurgulanıyor. Madenin doğal hayata vereceği zararların, tarımı bitireceği gibi, hammaddesini tarımsal ürünlerden sağlayan çok sayıda fabrikanın kapısına kilit vurulmasına neden olacağı öne sürülüyor.

Bu gelişmeler, AKP dışında Turgutlu’daki tüm siyasi partileri aynı çatı altında birleştirdi. AKP Turgutlu İlçe Örgütü, bölgelerinde yaşam hakkı için verilen mücadele içerisinde yer almadığı gibi doğrudan maden işletmecilerinin yanında taraf oldu.

 

TÜM PARTİLER MADENE KARŞI TURÇEP'TE BİRLEŞTİ!

CHP Turgutlu İlçe Başkanı Vahit Doğrucu, en başından bu yana anılan madene karşı olduklarını söyleyerek, “Ancak biz bu konuyu her zaman siyasetüstü tuttuk ve Turgutlu için yaşamsal öneme sahip olduğunu kabul ettik” dedi. Doğrucu, madene karşı çıkma gerekçeleriyle ilgili olarak da, “Buradaki nikel madeni, dünyadaki en verimli 7 tarım alanından birisi olan Gediz Havzası'nı bitirecek olan bir proje. Birileri çok büyük para kazanacak ve arkalarında tahrip olmuş bir Çaldağı, çöle dönüşmüş Gediz Ovası ve yüzbinlerce kanser riski altında insan bırakacaklar. Vicdan sahibi olan bu gelişmelere karşı çıkar” diye konuştu.

HASAN TAHSİN İÇİMİZDE!

MHP’den Turgutlu Belediye Meclis Üyesi olan Ali Laleseven, madene milliyetçi bir görüşle ve duyarlı bir insan tavrıyla karşı çıktıklarını söyledi. Laleseven, bölgelerinde kurulmak istenen madene hiçbir siyasi amaç taşımadan karşı çıktıklarını belirterek, “Burada amaç çevre ve halk sağlığını korumak. Bizim için İngiliz işletmiş Türk işletmiş fark etmiyor. Doğaya ve insanlara vereceği zarara bakıyoruz. Tüm uyarılarımızı yapıyoruz ama unutulmasın ki, bir Hasan Tahsin aranıyorsa içimizden çok çıkar” dedi.

Saadet Partisi Turgutlu Temsilcisi İsmail Özdemir, “Gediz Havzası’nda yetişen sultani üzümünü başka bir yerde bulamazsınız ama maden her yerde var. AKP içinden de bize gizliden gizliye destek veren var, ama seslerini fazla çıkaramıyorlar” dedi.

BDP Turgutlu İlçe Başkanı Mehmet Gülmez, “Biz, insanlığa ne zarar verirse onun karşısında oluruz. Doğayı kaybedersek tekrar geri dönüşü olmaz. Kainatın bir düzeni var, onu bozmak, bozanlara seyirci kalmak etik değildir” dedi.

DP Turgutlu İlçe Başkanı Hasan Korkmaz da “Ekonomiye bir şey katacaklar diye, çevremizin yok olmasına seyirci kalamayız. Para hayatta her şey demek değildir. Sağlık ve huzur daha önemlidir” diye konuştu.

BBP Turgutlu Temsilcisi Aymet Ay, “Bu verimli arazide madencilik olmaz” dedi

01.08.2012Ozan Yayman - Cumhuriyet Ege    



0 Yorum - Yorum Yaz
Çaldağı ve çevreci mücadelenin anlamı

TEMA Vakfı kurucusu ve onursal başkanı Hayrettin Karaca’nın “Kapitalizmin karşısında ideolojiden daha büyük bir düşman var, o da doğa” şeklindeki sözleri çok anlamlı.

Ama bu konu “ideolojisiz olmayı tercih etmek” gibi bir anlam taşımıyor tabii. Yani, böylesine gözü dönmüşçesine saldırgan hale gelmiş bir vahşi kapitalizm doğaya bile aykırı. Vahşi kapitalizm karşısında “doğa”yı ideolojiden bile daha büyük bir düşman olarak tanımlamak, çevreci mücadelenin ve çevre konusunun “siyasetlerüstü bir konu” olarak algılanması gerektiğini fark edebilmek için anlamlı. “Doğa” veya “çevre” tüm insanların ortaklaşa bir yaşam sürdüğü, aynı havayı soluyup, aynı suyu içtiği, aynı toprağın ürünü ile beslendiği bir “ortak yaşam alanı” olduğuna göre; herkesi, her görüşten insanı ilgilendiriyor çünkü.

Bugün ise vahşi kapitalizm, aşırı kâr hırsı ile başlattığı bu gözü dönmüşçesine azgın saldırganlığını “yeni madencilik yasası” ile de tüm insanların paylaştığı bu ortak yaşam alanlarına kadar getirip dayandırmış durumda. Bu nedenle çevreci mücadele, içine her türlü düşünceyi ve her siyasi yapıyı kucaklayabilecek nitelikte bir çizgiye taşınması ve siyasetlerüstü bir kulvarda sürdürülmesi gerekli bir mücadeledir.

Madencilik yasası değil, yağma yasası

Bu durumu bir de bizdeki “madencilik yasası”nın ne tür bir yasa olduğunu tanımlayarak açıklayabilmek mümkün. Bizdeki madencilik yasasını “madencilik yasası” diye tanımlamanın çok zor olduğu ortada. Bizdeki madencilik yasası, aslında “ülkemizin yeraltı zenginliklerinin yabancı devletler ve emperyalist maden şirketleri tarafından soyulup sömürülmesini yasal hale getiren bir düzenleme” sadece.

Ama “küreselleşme” adı altında dünyanın efendilerinin dayattığı istekler bu kadarını yeterli görmediğinden, bu kez “yeni madencilik yasası” adı altında çıkartılan yasa ile tam bir orman ve çevre talanı yaşatacak şekilde, tüm yeraltı zenginliklerimiz için bir “yağmalama” dönemi başlatılmış oluyor. “Yağma yasası” olarak tanımlanabilecek, daha tasarı halindeyken bile pek çok ağır eleştirilere ve tepkilere neden olan “yeni madencilik yasası”, Metalürji Yüksek Mühendisi, İTÜ Öğretim Görevlisi, TEMA Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Duman’ın deyişiyle ise “dünyanın en kötü örneklerinden biri.” Öte yandan bugünkü madencilik yasası ile tüm yeraltı zenginliklerimizin özellikle "yabancılar" ve "yandaşlar" için tam anlamıyla bir "yağmalama"ya açıldığı da görülüyor.

Okumak için tıklayınız:   Nasıl bir madencilik istiyoruz?     

 

Çaldağı örneği ise, günümüzde vahşi madenciliğin insan yaşamını da tehdit edercesine ne kadar gözü dönmüş ve saldırgan bir aşamaya geldiğini anlamaya tek başına yetiyor.

Dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmasına izin verilmeyen bir maden işletmesine ve tüm Gediz Vadisini çöle çevirebilecek bir tehlike potansiyeline sahip bir projeye gözü dönmüş bir kâr hırsı nedeniyle “dünyada ilk kez Türkiye’de” izin verilmeye çalışılıyor. Türkiye’de yapılan bugünkü madenciliği tanımlamak için söylenen “vahşi madencilik” deyimi de Çaldağı örneğinin incelenmesinden türetildi zaten.

Bu nedenle bizler bu vahşi madencilik anlayışına karşı çevreci mücadelede Çaldağı mücadelesi ile saf tutarken, insanlık adına da onurlu bir mücadele tohumlarını ekmeye çalışıyoruz. Öte yandan bizim yapmaya çalıştıklarımızı ve tüm çabalarımızı “doğanın kendini savunma ve koruma refleksi” diye de açıklayabilmek mümkün. Yani bizler de en büyük canlı olan doğanın birer parçası olduğumuza göre…

Bu vurgulama da, Hayrettin Karaca’nın yukarıdaki sözlerinin bir başka açılımı olabilir…

 

Sonuçta; çevreci mücadelenin bitmesi, özellikte bir tarım cenneti olan Türkiye'nin de bitmesi anlamına gelecek. Öyleyse, vahşi madenciliğe karşı mücadele geliştirilmelidir.
 
29 Temmuz 2012Çaldağı



0 Yorum - Yorum Yaz
ÇALDAĞI'NA TEFTİŞ ÇIKARMASI
Çaldağı'nda vahşi madenciliğe geçit vermeyeceğiz
Turgutlu Çaldağı’ndaki maden işletmesi ve uygulamak istediği madencilik yöntemine karşı yaklaşık 7 yıldır büyük bir mücadele vermekte olan çevreciler, 25 Temmuz tarihinde “Çaldağı’nda neler oluyor?” diyerek Çaldağı’nda yapılanları denetlemek üzere bir teftiş çıkarması gerçekleştirdiler.
European Nickel şirketinin kolu olan Sardes maden şirketini satın alarak Çaldağı’ndaki pilot maden tesislerini devralan yeni şirket VTG Madencilik'in, bir süre önce Çaldağı ormanında ağaç katliamına başlaması üzerine çevreci guruplar 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde halka açık bir basın açıklamasıyla bu olayı sert bir uslüpla kınamış ve Çaldağı’ndaki maden şirketine bu katliamı derhal durdurması çağrısında bulunarak, yetkililer ve hükümetten de bu şirkete verilen bütün izinlerin iptal edilmesini istemişti.
Ancak maden şirketinin “bizim her türlü iznimiz var” diyerek Turgutlu halkının ve çevrecilerin tepkilerinin umursamadan ağaç katliamını ve deneme çalışmalarını sürdürdüklerinin görülmesi üzerine, CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören’in çağrısı ile çevreci guruplar yapılan işleri denetlemek ve görmek üzere 25 Temmuz tarihinde Çaldağı çıkarması yaptılar.
Biz halkız, Çaldağı'nın gerçek sahibiyiz!
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ozan Yayman’ın da izlemek üzere katıldığı Çaldağı’na çevreci çıkarma sırasında, yaklaşık 30 kişiden oluşan gurup önce maden şirketi görevlileri tarafından “burada yapılan çalışmaları izleyemezsiniz, burası yasak bölgedir” diyerek engellenmek ve durdurulmak istendi. Ancak çevreci guruptakiler, “Biz halkız ve buranın gerçek sahibi bizleriz. Çaldağı da bizimdir. Bizim kendi dağımızı gezip incelememize ve Çaldağı’nda neler olduğunu görmemize siz engel olamazsınız. Hiçbir güç de bizleri durduramaz. İsterseniz hemen jandarmayı da haberdar edip çağırabilirsiniz, biz onları da burada bekleyeceğiz” diyerek kararlı bir tavırla madencilik çalışmalarının başlatıldığı bölgeye girdiler.
Başta CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören olmak üzere, CHP Manisa İl Başkanı Cahit Kaplan ve CHP il yönetimi, CHP Turgutlu İlçe yönetimi, İzmir Karşıyaka TEMA Temsilcisi Cüneyt Çağlayan, İzmir Karşıyaka Kent Konseyi Temsilcisi Beyami Uzun, TEMA Turgutlu gönüllüsü Muammer Arabulan, Turgutlu Çevre Derneği Başkanı Tuba Koyak, TURÇEP Yürütme Kurulu Üyesi Metin Sert, TURÇEP ve EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi, Turgutlu Kültür ve Dayanışma Merkezi yöneticisi Hayri Bökü, GEMA Vakfı Temsilcisi ve TURÇEP Yürütme Kurulu üyesi Avukat Hasan Namak, Eğitim-İş Turgutlu Temsilcilik Başkanı Cahit Öktem, Elektrikçiler Odası Başkanı Sabri Toker, TURÇEP Yürütme Kurulu Üyesi ve BDP Temsilcisi İstasyonaltı mahalle muhtarı Felemez Acar, Cumhuriyetçi Kadınlar Birliği Turgutlu Temsilciliğinden bazı bayan üyelerin de yer aldığı 30 kişilik gurup, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Ozan Yayman ve sonradan konuyu duyup gelen yerel basından da bazı temsilcilerin izlediği denetleme ve incelemelerde bulundular.
Bu sırada maden şirketini temsilen gelen İnşaat Müdürü Köksal İbrahimoğlu’nun polemikler yaratarak bu denetleme ve teftiş incelemesini engelleme çalışmalarını da boşa çıkaran gurup Çaldağı çıkarmasını amaçlarına uygun olarak tamamladılar. Maden şirketini temsilen gelen İnşaat Müdürü Köksal İbrahimoğlu ile CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören arasında zaman zaman polemik ve tartışmaların da yaşandığı çevreci teftiş ve denetleme sırasında çevreciler "Çaldağı’nda vahşi madenciliğe asla geçit vermeyeceklerini, Gediz vadisi cinayetine göz yummayacaklarını" bir kez daha açıkça vurguladılar.
Çaldağı’na yapılan bu çevreci  çıkarmaya önderlik eden CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, inceleme sonunda yanlarında bulunan basın mensuplarına yaptığı açıklamada çarpıcı mesajlar da vererek, “Görüldüğü gibi Çaldağı’nda bir katliam var! Bizler bugün burada buna bir kez daha tanık oluyoruz. Dünyanın 1nci sınıf tarım arazisi üzerinde dünyanın hiçbir bölgesinde uygulanmasına izin verilmeyen ve uygulanmayan bir madencilik yöntemini uygulamak, tüm Gediz vadisini yok edecek ciddi bir çevre katliamıdır! Bu madencilik değil, bir cinayettir. Bizler burada böyle bir madencilik işletmesine izin vermeyeceğiz ve Gediz vadisinin gözlerimizin önünde yok edilmesine göz yummayacağız. Bu maden işletmesi buradan çekip gitmeli, verilen izinler de iptal edilmelidir. Ben hangi partiden olursa olsun, diğer tüm Manisa milletvekillerini de buraya gelip Çaldağı’nda nasıl bir katliam yapıldığını görmeye ve Gediz vadisi cinayetine hep birlikte karşı çıkmaya davet ediyorum” dedi.
Yaklaşık 2 saat boyunca Çaldağı’nda yapılan çalışmaları denetleme ve teftişte bulunan çevreci gurup, gözlemlerinde Çaldağı’ndaki yeni şirketin de aslında yüzüne bir Türk maskesi geçirmiş eski şirketin devamı ve European Nickel şirketi projesinin taşeronu durumunda olduğunu da vurguladılar. Çevreciler önümüzdeki günlerde tekrar aynı amaçla ve daha kalabalık bir şekilde geleceklerini de vurgulayarak, “Çaldağı’nda bu madencilik işletmesini istemiyoruz. Sizler her türlü izniniz olduğunuzu söyleseniz de bizler Çaldağı’nda vahşi madencilik uygulamasına ve bu uygulamanın yaratacağı Gediz vadisi cinayetine izin vermiyoruz” sözleri ile ayrıldılar.
25 Temmuz 2012Çaldağı



0 Yorum - Yorum Yaz

GEMA VAKFI DA TURÇEP’E KATILDI

Salihli’de kurulu bulunan ve kısa adıyla GEMA olarak faaliyet gösteren Gediz Havzası Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Çevre Kalkınma Vakfı da Turgutlu Çevre Platformu’na katılma kararı aldı. 

 
GEMA Vakfı, çevre olgusuna katkıda bulunabilmek adına, suyu, toprağı, yeşil bitki örtüsünü ve çevreyi korumak, ağacı ve orman sevgisini yaymak, çevre ormanlarının korunması konusunda her düzeyde eğitimi gerçekleştirebilmek için tüm resmi, özel kuruluşlarla ve gönüllü vatandaşlarla işbirliği yapmak üzere 15 Ağustos 1995 tarihinde Salihli ilçesinde kurulmuştu. Gediz Havzası Erozyonla Mücadele Vakfı olarak bilinen GEMA Vakfı, kurulduğu günden bu yana Gediz Nehri’ndeki yaşamı tehdit edici düzeye gelen aşırı kirlenmenin önlenmesi ve Gediz havzasındaki çevresel tehditlerin ortadan kalkması için mücadele veren çevreci bir örgüt. Özellikle de 2000 yılından itibaren başlayan “Gediz ölmesin, öldürmesin!” sloganıyla yürütülen kampanyaya da öncülük etmişti

Dünyanın 1nci sınıf 7 tarım harikasından biri olan Gediz vadisinin yaşamakta olduğu çevresel tehdit karşısında ortaya çıkan duyarlılık, yaklaşık 7 yıla yakın zamandır sürmekte olan Çaldağı mücadelesi ile GEMA’yı da buluşturdu. Böylece Salihli’deki GEMA Vakfı da Turgutlu Çaldağı’ndaki maden şirketi ve uygulanmak istenen madencilik yöntemine karşı mücadele veren Turgutlu’daki sivil toplum örgütleri, dernekler, çeşitli meslek odaları ve siyasi partilerin birleşerek oluşturdukları, kısa adıyla TURÇEP olarak bilinen Turgutlu Çevre Platformu’nun bileşenleri arasında yerini aldı. 

26 Haziran akşamı Salihli’de bir araya gelen GEMA Vakfı yönetim kurulu, TURÇEP Yürütme Kurulu’nun görevlendirdiği temsilcilerinden 7 yıla yakın zamandır sürmekte olan Çaldağı mücadelesi ve Turgutlu Çaldağı’ndaki maden işletmesi ile uygulanmak istenen madencilik yöntemi hakkında birifing aldılar. Bu brifing ve görüşme sonucunda GEMA Vakfı da Çaldağı mücadelesine destek vermek için bileşenlerinden biri olarak TURÇEP’e katılma kararı aldı.

Görüşme ve brifing sonrası konuyla ilgili açıklama yapan GEMA Vakfı Başkanı Şener Kilimcigöldelioğlu, Çaldağı mücadelesini zaten çok yakından takip ettikleri ve katkı sunduklarını, dolayısıyla bu dayanışma ve birlikteliğin artık resmi şekilde ifade edilmesinin de gerektiğini belirterek, şöyle dedi:

GEMA Vakfı kurulduğu 1995 yılından beri Gediz vadisindeki erozyon ve çevresel tehditlere karşı, Gediz Nehri’nin de yok olmaması için mücadele veren bir çevreci kuruluştur. Çaldağı’ndaki maden işletmesine karşı mücadele veren TURÇEP de verdiği bu çevreci mücadele ile Gediz vadisinde yaşanacak büyük bir çevre felaketinin önlenmesi amacıyla ciddi ve büyük bir mücadele yürütmektedir. Bu nedenle GEMA ve TURÇEP zaten aynı amaç için bir kader birliği içinde ortak bir mücadele ve dayanışma içinde de bulunuyor.

Şener Kilimcigöldelioğlu

Bu bakımdan bu ortak mücadele çizgisi ve aynı amaçta ortaya çıkan dayanışmayı artık birliktelik içinde buluşturarak resmi hale getirmek de gerekli oldu. GEMA Vakfı olarak bundan sonra kendimizi artık TURÇEP’in bir bileşeni olarak görüyoruz ve GEMA Vakfı olarak Gediz vadisinde büyük bir çevre faciası yaşanmasını önleme amacını taşıyan Çaldağı mücadelesinin sonuna kadar içinde yer alacağız. Aynı şekilde TURÇEP de GEMA Vakfı’nın Gediz Nehri ve vadisi için yürüttüğü çevreci mücadele içindeki eylemlilikler ve kampanyalar içinde olacak. TURÇEP gibi bir örgütlenmenin bileşeni olarak yer almaktan mutlu ve gururluyuz. Bu birliktelik ve dayanışma, bizleri Gediz vadisinin geleceği konusunda daha da umutlandırıyor, aynı zamanda Gediz Nehri ile dünyanın en bereketli vadisinin karşı karşıya bulunduğu çevresel tehditlere karşı daha güçlü bir mücadelenin de birlikteliği sağlamış oluyor.”

GEMA Vakfı’nın bileşenleri olarak kendilerine katılmasından son derece mutlu olduklarını belirten TURÇEP yetkilileri ise, “GEMA Vakfı gibi güzide bir kuruluşun bileşenlerimizden biri olarak aramıza katılması bizler için onur vericidir” açıklamasında bulunurken, ileriki günlerde daha başka çevreci kuruluş ve sivil toplum örgütlerinden de TURÇEP’e yeni katılımların olmasının beklendiğini ifade ettiler.

 
GEMA Vakfı'nın geçtiğimiz yıllardaki etkinliklerinden biri de Gediz Nehri içindi
          27 Haziran 2012 Çaldağı    



0 Yorum - Yorum Yaz
“Çaldağı konusunda Manisa
halkının sonuna kadar yanındayız” 
2 Haziran'daki Manisa İl kongresi'nde partililere seslenen
CHP lideri Kılıçdaroğlu, Çaldağı mücadelesine destek verdi.
Çaldağı konusu ülke gündemine yerleşiyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Manisa İl Kongresi’ndeki konuşması sırasında Çaldağı konusuna da değinerek, “Çaldağı konusunda Manisa halkının madene karşı verdiği mücadelenin sonuna kadar CHP olarak yanında olacağız” dedi. Böylece ilk kez bir parti genel başkanı Çaldağı sorununu gündeme taşımış oldu. Çünkü Çaldağı Türkiye'dir...
Kılıçdaroğlu'ndan Çaldağı mücadelesine destek
CHP Manisa İl Kongresi’nde Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun da katılması 2 Haziran tarihindeki CHP Manisa İl Kongresi’nin pek çok açıdan hem tarihi, hem de renkli anlar yaşamasına neden oldu. En ilgi çekici konulardan biri ise, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Turgutlu Çaldağı konusunda yaptığı konuşma oldu.  
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da Manisa İl Kongresi’ne katılacağını öğrenen bir gurup çevreci tarafından kongre salonunda açılan Çaldağı ile ilgili pankart, konuşması sırasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun gözünden kaçmadı. Bazı çevreciler tarafından açılan “Çaldağı’nı kurtaramayan Türkiye’yi kurtaramaz” yazılı pankartı gören Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonuna doğru Çaldağı konusuna da değindi. 
Yaklaşık 7 yıldır Çaldağı’ndaki madencilik faaliyetine karşı verilmekte olan mücadeleyi böylece ilk kez bir partinin genel başkanı da gündeme taşımış oldu. Çaldağı’ndaki madencilik faaliyetinin tüm Gediz vadisini etkileyecek kadar büyük bir çevre faciasına neden olabileceğine karşılık olarak verilmekte olan mücadeleye CHP olarak kararlılıkla destek olacaklarını belirten CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu konudaki tavrını ise “Çaldağı konusunda Manisa halkının verdiği mücadelenin CHP olarak sonuna kadar yanında olacağız” sözleri ile ifade etti.
02 Haziran 2012   Çaldağı



0 Yorum - Yorum Yaz
Olağanüstü toplanan TURÇEP'te önemli kararlar alındı
TURÇEP KAN DEĞİŞİMİ YAPARAK KENDİNİ GELİŞTİRDİ
Çaldağı’ndaki madencilik işletmesine karşı mücadele için oluşturulan Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) yeniden yapılanarak ağaç kesimine hazırlanan maden şirketine karşı atağa geçti.
TURÇEP Bileşenleri ile olağanüstü toplantı
Çaldağı’ndaki VTG Madencilik şirketinin uygulamak istediği madencilik projesi için ağaç kesimine başlayacağının duyulması üzerine Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) olağanüstü toplandı. Bünyesinde sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri olmak üzere 40’a yakın bileşeni bulunan TURÇEP, Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası toplantı salonunda gerçekleştirdiği toplantıda acil eylem kararı da alırken, bu arada aynı toplantıda daha kararlı mücadele açısından kan değişimi de yaparak yürütme kurulunu yeniledi.
Önemli kararlar alındı

Sardes şirketini satın alarak Çaldağı’ndaki tesisleri devralan VTG Madencilik şirketinin 6 aydır neden kendini gizleyip ortaya çıkmadığı sonunda anlaşıldı. Çaldağı’nda çalışmalarını sinsice ve gizlice sürdüren VTG Madencilik şirketinin çevrecileri uykuda yakayarak ani bir atakla orman katliamına girişmek istediği farkedilince, Çaldağı’ndaki maden işletmesine karşı halkın mücadelesi kapsamında oluşan Turgutlu Çevre Platformu da harekete geçti.

Maden şirketinin Çaldağı’nda ağaç kesimine hazırlandığı ve 5 Haziran tarihinde de Çaldağı ormanında ağaç katliamına başlayacağı haberleri duyulur duyulmaz, TURÇEP tarafından bileşenlerinin katılımıyla olağanüstü bir toplantı düzenlendi. Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen toplantıda, Gediz vadisinde bir çevre felaketine yol açacağı aşikar olan bu madencilik faaliyetinin mutlaka durdurulması gerektiği, bunun için de daha kararlı bir mücadele verilmesi ve orman katliamına karşı çıkılması konularında görüş birliğine varıldı. İlk karar da; 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün Turgutlu için çevreci mücadele günü ilan edilerek,  halka açık toplu basın toplantısı yapılması oldu.

Yürütme Kurulu'nda kan değişimi

Bunun ardından da maden işletmesine karşı daha kararlı bir mücadele için TURÇEP Yürütme Kurulu yeniden yapılandırılarak kan değişimi gerçekleştirildi. 12 kişilik yürütme kurulunda yeni isimler de görev aldı. 29 Mayıs tarihinde yapılan TURÇEP Bileşenlerinin olağanüstü toplantısında, yeniden yapılanan yürütme kurulu şu isimlerden oluştu:

Engin Ok (Eğitim-Sen Temsilcisi), İsmail Alsaç (Türk Eğitim-Sen Temsilcisi), Cahit Öktem (Eğitim-İş Temsilcisi), Vahit Doğrucu (CHP İlçe Başkanı), Metin Var (MHP Temsilcisi),  İsmail Özdemir (Saadet Partisi Temsilcisi), Felemez Acar (İstasyonaltı Mahalle muhtarı-BDP Temsilcisi), Hasan Namak (Avukat-GEMA Temsilcisi), Hayri Bökü (EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi), Hasan Hüseyin Coşkun (Esnaf Kefalet Kooperatifi Temsilcisi), Aysel Yiğit (Engelliler Derneği Başkanı),  Ayla Yönet (TEMA Temsilcisi)

 

29 Haziran 2012Çaldağı



0 Yorum - Yorum Yaz
5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ
BASIN AÇIKLAMASI
  

Saygıdeğer halkımız, değerli basın mensupları,

Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü. Dünyanın her yerinde çevre ile ilgili konuşmalar yapıldığı, çevresel sorunlara dikkat çekildiği, sivil toplum örgütlerince çeşitli etkinlikler yapıldığı bir gün. 5 Haziran Dünya Çevre Günü, doğanın yaşayan en büyük canlı olduğunun bir kez daha vurgulandığı bir gün. Ama bu gün, yeni madencilik yasası ile pek çok çevresel felaketin adeta merkezi haline gelen Türkiye’de böyle bir madencilik yasasına karşı çevre ve insan sağlığı açısından tepkilerin de dile getirileceği bir gün anlamında. Turgutlumuz için ise, bütün bunlardan daha büyük bir anlam taşıyor. Çünkü Turgutlu, dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmasına izin verilmeyen çevre ve insanlık düşmanı bir madencilik yönteminin uygulanacağı bir laboratuar haline getirilmek isteniyor. Bu nedenle 5 Haziran Dünya Çevre Günü, Turgutlumuz için “çevreci bir mücadele günü” anlamı da taşımaya başladı.

VAHŞİ MADENCİLİĞE HAYIR!
Açılımı "sülfürik asit liç yöntemi ile açık nikel maden işletmesi" olan bu projenin dünyada ilk kez Turgutlu'da uygulanacak olmasının nedeni, bu projeye dünyanın hiç bir ülkesinde izin verilmemesi. Dahası Çal Dağı'nda maden işletme izni alan Sardes şirketinin bağlı olduğu, projenin asıl sahibi İngiliz European Nickel şirketinin daha deneme çalışmaları sırasında çevreye verdiği zararlar nedeniyle bulunduğu ülkelerin bizzat hükümet yetkilileri tarafından ellerindeki işletme izni ve ruhsatları da iptal edilerek kovulması nedeniyledir. Bu yöntemi dünyada uygulamak isteyen tek şirket bu şirkettir. Ne acıdır ki; bu projeye sadece Türkiye'de izin verilmiş, çevre ve insanlık düşmanı bir proje için Türkiye ve Turgutlu halkının kobay olarak kullanılmasına onay verilmiştir. Bilim adamlarının ortaya koyduğu raporlara göre, Çal Dağı’nda uygulanmak istenen bu yönteme “madencilik” bile denilemez. Projenin uygulanması durumunda: Eşme’den Çeşme’ye kadar yayılacak geniş bir alanda tüm Gediz vadisini etkileyecek kadar büyük bir çevre felaketi, insanlarımızı da kanser tehdidi bekliyor! Üstelik bu maden işletmesinin ne ülkemize, ne de halkımıza hiçbir getirisi de yoktur. Ama sadece Manisa ve Turgutlu ovasının resmi kayıtlara göre ülkemize yılda 3,5 milyar TL tarımsal gelir sağladığı da biliniyor.

Hiç bir ülkede uygulanmasına izin verilmeyen bir yönteme ilk defa Türkiye’de izin verilmek istenmesi Turgutlu’da duyarlı kamuoyunu harekete geçirdi. Dünyanın 7 tarım harikasından biri olan Gediz vadisinde yaşanacak büyük bir çevre felaketini engellemek isteyen Turgutlu’daki sivil toplum örgütleri, dernekler ve siyasi partiler, bu cinayete dur demek için bir araya gelerek Çal Dağı’ndaki madene karşı çıktılar. Kendilerinin kobay olarak kullanılmasına, dünyanın en cennet vadilerinden Gediz vadisinin de yok edilmesine razı olmayan yöre halkının kolkola girerek, tek yumruk olarak, örnek bir birlik ve dayanışma sergileyerek bu maden işletmesine karşı koyuşu nedeniyle İngiliz European Nickel şirketi Çal Dağı’ndan vazgeçti. Yan şirketi olan Sardes şirketi ve Çal Dağı’ndaki pilot tesisleri bir Türk şirketine 40 milyon dolar gibi komik bir miktara satarak devretti.

YALANLARA KANMAYACAĞIZ!
Çal Dağı’nda şimdi görünürde bir Türk şirketi var. Ama bizler, Gediz vadisini çevre felaketine götürecek bu madencilik projesini uygulamak isteyenlerin gerçek yüzünü biliyoruz. Geçmişte halka sıcak görünmek için ad değiştirerek Sardes adını alan şirket, bu defa da halkımızı kandırabilmek için kimlik değiştirip yüzüne bir Türk maskesi takarak, aynı projeyi uygulamaya çalışmakta. Ama bizleri kandırmayı yine başaramayacaklar. Çünkü isim de değiştirseler, kimlik de değiştirseler, değiştirmedikleri tek bir şey var: O da dünyada hiçbir ülkede izin verilmeyen çevre ve insanlık düşmanı bir madencilik yöntemi. Dolayısıyla bizim için değişen hiçbir şey yoktur. Verdiğimiz mücadele şirketin adı veya kimliği ile ilgili değil, uygulanmak istenen vahşi madencilik yöntemine karşıdır. Bu nedenle mücadelemiz şirketin adı veya kimliği ne olursa olsun, bu madencilik yöntemi yasaklanıncaya kadar devam edecek. 

ÇALDAĞI’NDA ORMAN KATLİAMINA HAYIR!
Artık çok iyi biliyoruz ki, Çal Dağı'nda uygulanmak istenen vahşi madencilik projesi tüm Gediz vadisindeki yaşamı etkileyecek bir çevre felaketine neden olacaktır! İlk tehdit, Çal Dağı’ndaki kızılçam ormanının yok edilmesiyle başlayacak! Çal Dağı’ndaki yeni şirket VTG Madencilik, uygulayacakları proje için Çal Dağı ormanında ağaç kesimine bugünlerde başladığını duyurdu. Bu ağaç katliamı, tüm Gediz vadisini yok edecek bir proje için düğmeye basılması demek. Bu orman katliamı, tüm Gediz vadisini çevre felaketine götürecek ilk kapının aralanması demek. Çaldağı’ndaki orman katliamı, Gediz vadisi cinayeti için ilk kurşunun sıkılması demektir. Bu nedenle bizler, bu ağaç katliamının karşısında duruyor, Çal Dağı’ndaki orman katliamının derhal durdurulmasını istiyoruz. Topraklarımıza, insanlarımıza, geleceğimize sahip çıkarak, bu maden şirketi ile sonuna kadar mücadele etmekte kararlıyız. Turgutlu halkı, European Nickel şirketini kovduğu gibi, bu yeni şirketi de kovacak, İngiliz şirketinin yapamadığı çevre katliamını VTG Madencilik de yapamayacaktır. Dünyanın 7 tarım cennetinden biri olan topraklarımızın asitle yıkanmasına asla izin vermeyeceğiz.

 Çaldağı Orman Katliamından resimler

ÇALDAĞI BİZİMDİR!
7 yıldan bu yana sürmekte olan Çaldağı mücadelesi, bugün tüm Ege bölgesine ve yurt geneline yayılmış durumdadır. Çünkü Çaldağı'nda madencilik değil, KATLİAM var! Çaldağı'nda YALAN ve TALAN var! Çal Dağı'ndaki maden kapatılmalı, istedikleri izinler iptal edilmeli, Çal Dağı orman katliamı derhal durdurulmalıdır! Ormanları ve sit alanlarını talan edilmeye açan bu madencilik yasası değiştirilmelidir.

Oyunlara kanmayacak, Çaldağı’nda YALAN ve TALAN'a izin vermeyeceğiz.
Gediz vadisi çöl olmayacak!
Çaldağı’nda ağaç katliamına hayır!

          T U R Ç E P                    
(Turgutlu Çevre Platformu)    

TURÇEP Bileşenleri:
TEMA Turgutlu Temsilciliği, Turgutlu Esnaf Odaları Temsilciliği, Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası Çevre komisyonu, Turgutlu Esnaf Kefalet Kooperatifi, Turgutlu Ziraat Odası, TARİŞ, Turgutlu Tarım Kredi Kooperatifi, Elektrik Mühendisleri Odası Turgutlu Temsilciliği, Turgutlu Mimarlar Odası, Turgutlu Şoförler Odası, Turgutlu Tabipler Odası, Turgutlu Sulama Birliği, Turgutlu Çiftçi Malları Koruma Bşk., Turgutlu Dağcılık Kulübü (TURDAK), Turgutlu Sarraflar-Kuyumcular Derneği, Turgutlu Makine Müh. Odası, K. S. S. Kooperatif Bşk, Turgutlu İşçi Dayanışma Derneği, Turgutlu Toplumsal Dayanışma ve Kültür Merkezi, Turgutlu İnşaat Müh. Odası, Turgutlu Engelliler Derneği, Turgutlu Baro Temsilciliği, Turgutlu Avcılar Kulübü, Türk Eğitim-Sen, Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Emekli-Sen, Atatürkçü Düşünce Derneği, CHP ve MHP Belediye Şehir Meclisi Üyeleri, CHP, MHP, DP, DSP, SP, YP. BBP, BDP, BTP.
 Etkinlikten tüm resimler için tıklayınız
05 Haziran 2012Çaldağı      



0 Yorum - Yorum Yaz
5 HAZİRAN "ÇEVRECİ MÜCADELE GÜNÜ"

Kendilerini kamuoyuna ancak 6 ay sonra "NEVRUZ" günü açıklayan Çaldağı'ndaki maden şirketi, Gediz Vadisi Cinayeti için ilk kurşunu sıkacağı orman katliamına başlangıç tarihi olarak da "5 Haziran Dünya Çevre Günü"nü seçti. Yeni madencilik yasası ile çevre katliamlarının odağı haline getirilen Türkiye'de, 5 Haziran Dünya Çevre Günü, Turgutlu için bu nedenle artık "mücadele günü" anlamı taşıyor.

Eşme'den Çeşme'ye kadar geniş bir alanda Gediz vadisinde ciddi bir çevre felaketine neden olacak bir madencilik projesi için düğmeye basılması anlamına gelen bu orman katliamının karşısında duracağız. Gediz vadisinin yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Çocuklarımız için, geleceğimiz için, dünyanın en cennet vadisi Gediz vadisi için gözlerimizin önünde cinayet işlenmesine göz yummayacağız.

Bu nedenle daha kararlı bir mücadele için kan değişimi yaparak kendini geliştiren TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu) 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nü Turgutlu için "çevreci mücadele günü" ilan etti.

Gediz vadisi cinayetini engeleyebilmek için TURÇEP tarafından düzenlenen halka açık basın toplantısına tüm çevreciler, yaşam savunucuları ve doğa dostları davetlidir.

5 Haziran'da katılabilecek olan tüm çevreci, yaşam savunucusu ve doğa dostlarını Gediz vadisi cinayetine karşı daha gür bir ses yükseltebilmek için bekliyoruz.

5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ, ÇALDAĞI İÇİN MÜCADELE GÜNÜDÜR!
ÇALDAĞI TÜRKİYE'DİR!

-----------------------------------------------------------------------
Saat: 18.00
Tarih: 5 Haziran 2012
Yer: Turgutlu Öğretmenler Parkı (Eski Belediye Binası yanı)
Turgutlu/Manisa

29 Mayıs 2012Çaldağı     



0 Yorum - Yorum Yaz
Turgutlu Belediye Meclis toplantısının ardından oluşan soru:
Cinayete 'faili meçhül' mü diyeceğiz?
Turgutlu Belediye Şehir Meclisi'nin Mart ayı aylık olağan toplantısı dün akşam yapıldı. Toplantının bir bölümünde Belediye Başkanı Serhat Orhan tarafından cevaplandırılması talebiyle Çaldağı'ndaki madencilik faaliyetine ilişkin 2 soru yöneltildi.
Aynı zamanda TURÇEP Yürütme Kurulu üyesi de olan CHP Belediye Meclis Üyesi ve Belediye Çevre Komisyonu üyesi M. Lütfi Bıkmaz tarafından sorulan bu sorular şöyle:

Soru 1:
— 27 Nisan 2009 tarihinde Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası'nın meclis toplantısında "Ben bunları Çevre Bakanımız Eroğlu'nun ağzından aktarıyorum" diye de vurgulayarak yaptığınız açıklamalar, CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören'in soru önergesine verdiği cevapta bizzat Bakan Veysel Eroğlu tarafından "Aramızda böyle bir konuşma geçmemiştir" sözleriyle yalanlanmıştır. Bu konuda herkes şimdi sizden bir açıklama bekliyor. Şimdi biz bu durumda kime inanacağız? Kimin söylediği doğru? Sizin söyledikleriniz mi, yoksa bakan Eroğlu'nun söyledikleri mi?

Bu soru Bakan Eroğlu'nun imza ve mührünü taşıyan cevap metninin orijinalinden de okunarak soruluyor.   Tıklayınız:  Kim doğruyu söylüyor?

Soru 2:
Bilindiği gibi Çaldağı'nda madencilik faaliyeti yapmak isteyen Sardes şirketi Eylül ayında yapılan bir ihaleyle bir Türk şirketine satıldı ve Çaldağı'ndaki pilot tesisler de şirketi satın alan bu şirket tarafından devralındı. Ancak Çaldağı'ndaki bu şirketin hangi şirket olduğu konusunda kamuoyuna bir açıklama yapılmıyor ve bu şirketin kimliği net olarak bilinmiyor. Bu konuda sizin söyleyecekleriniz ve bilginiz var mıdır?

Bu sorulara Belediye Başkanı Serhat Orhan'ın verdiği cevaplar aynen şöyle:

1nci soruya cevap:
"Bakanın söyledikleri bakanın kendisini, benim söylediklerim de beni bağlar."

Cevap aynen bu şekilde. Sadece tek bir cümlelik cevap. Ne başka bir kelime, ne daha başka bir cümle daha yok verilen cevapta. Peki başka nasıl bir cevap verebilir veya nasıl davranabilirdi?
2nci soruya cevap:
"Bu satış işinden sonra bir kaç kişi gelip beni ziyaret etti, kendilerinin Çaldağı'ndaki işletmeyi devraldıklarını, bundan sonra Çaldağı'ndaki madencilik faaliyetlerini kendilerinin yürüteceklerini söylediler. Ancak bu şirketin hangi şirket olduğunu ve bu kişilerin hangi şirkete mensup olduklarını bilmiyorum ve bu konuda pek fazla bilgim yok."

Peki bu soruya böyle bir cevap olabilir mi? Turgutlu'ya sadece 12 km uzaklıktaki Çaldağı'nda madencilik faaliyeti yapacak olan şirketin adını Turgutlu'nun Belediye Başkanı nasıl bilemez?

Yani şimdi şöyle mi düşünmeliyiz: Belediye Başkanı Serhat Orhan"kim oldukları belli olmayan bir takım kişiler" ziyaret etmiş, kendisiyle bir süre sohbet eden bu "kimliği meçhul kişiler", sohbet sırasında Çaldağı'ndaki işletmeyi kendilerinin devraldıklarını ve bundan sonra Çaldağı'nda "adını kesinlikle açıklamak istemedikleri şirketleri hesabına" madencilik faaliyeti yürüteceklerini mi söylemişler? Belediye Başkanının verdiği cevaba göre herhalde böyle birşey olmuş olmalı. Peki böyle bir komedinin yaşanmış olması mümkün mü?

Çaldağı konusunda yerel yönetimin tavrı böyle.
Ama ilginç olan bir başka ayrıntı da TBMM'de sergilenen tavırla ilgili.

19 Aralık 2011 tarihinde 7/2278 esas nosu ile Bakan Veysel Eroğlu tarafından cevaplandırılması talebiyle CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören tarafından verilen soru önergesinde, Çaldağı'ndaki Sardes şirketinin bir Türk şirket tarafından satın alınarak maden işletmesinin devralındığından da söz edilerek "Son olarak Çaldağı'nda nikel madeni arama, çıkarma ve işletme faaliyeti gösteren şirketin adı nedir?" diye sorulmuştu...

Bu soru önergesine bugüne dek neden bir cevap verilmedi, niçin süresi içinde cevaplanmamış ve böylece önerge gündemden düşürülmüş olabilir? Turgutlu'dan 12 km ilerideki Çaldağı'nda madencilik faaliyeti yürütecek olan, kendisinin ruhsat verilmesini sağlayacağı bu şirketin adını Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanı bile hala bilmiyor da ondan mı?

Bu cinayete 'faili meçhul' mü diyeceğiz?
Çaldağı'ndaki şirketin kimliği ile ilgili yaratılan bu "esrarengiz" hava, buradaki söz konusu şirketin kendi tutumu nedeniyle mi oluşmuş olabilir? Buna niye gerek duyuluyor peki? Bu gizlilik neden? Veya dün akşam Belediye Meclis toplantısında gündeme getirilen ilk soruya verilen cevap ve ikinci soruya cevapla nasıl bir manzara ortaya çıkıyor?

Yani bu durumda Çaldağı veya (bu madencilik faaliyetinin yaratacağı olası çevre felaketini hesaba katarsak) Gediz Vadisi bir "faili meçhul kurbanı" mı olacak?

Bu madencilik projesi sonucunda Gediz vadisini kaybedersek, bu durumda bu cinayete "FAİLİ MEÇHUL" mü diyeceğiz?

Şimdi bu duruma ağlayalım mı, gülelim mi?
Yoksa şöyle sormaya mı devam edelim?
ÇALDAĞI'NDA NELER OLUYOR?
       7 Mart 2012Çaldağı       



0 Yorum - Yorum Yaz
Çaldağı’ndaki madene karşı çıkan Turgutlulu çevrecilerin izlenimleri:
BALYA 100 YILDIR AĞLIYOR!
Balıkesir-Balya-Kadıköy Kurşun madeni 1939'da kapatıldı. Balya, kimyasal madencilik yapılan ilk bölgelerden biri. Topraktaki düşük kurşun miktarını elde etmek için kimyasal solüsyonlar kullanıldı. Bugün madende halen dört milyon tonluk işlenmiş atık var. Üstelik bölge Manyas gölüne de çok yakın.
 Videolarımızı izleyiniz  Birinci video  İkinci video

Çaldağı’ndaki maden şirketine karşı 7 yıldan fazla zamandır mücadele veren Turgutlulu çevrecilerden bir heyet 8 Nisan 2012 Pazar günü incelemelerde bulunmak üzere Balıkesir’in Balya ilçesine gitti. İlkel yöntemlerle ve kimyasal solüsyonlar kullanılarak yapılan vahşi madenciliğin nasıl sonuçlar yarattığını Türkiye’den en yakında bir örnekle görüp incelemek isteyen Turgutlulu çevrecilerin Balya’daki izlenimleri kendilerini dehşete düşürdü. Çünkü Balya’da madencilik yapılan bölgede 100 yıldır tek bir ot bile bitmiyordu.

Aralarında TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu), CHP Kadın Kolları, Kültür ve Dayanışma Merkezi derneği mensupları ile Turgutlu’nun İzzettin, Musacalı, Musalar Yeniköy gibi köylerinden köylü vatandaşların da yer aldığı 25 kişilik çevreci gurup, bu gezileri ile Çaldağı’nda uygulanmak istenen “vahşi madencilik” ile ne tür bir çevre felaketinin kendilerini beklediğinin bir kısmını somut olarak görmüş oldu. Gördükleri kendilerinin karşı karşıya kalacağı çevre felaketini somut olarak gösteriyordu belki, ama sadece bir kısmını. Çünkü Çaldağı’nda uygulanmak istenen madencilik projesi daha büyük potansiyelde tehlike içeriyor. Ancak görülenler ve anlatılanlar, çevre felaketinin nedenlerini anlamak için yeterliydi.

Vahşi madencilik yüzünden yaşanan dram:
BALYA İLÇESİ 100 YILDIR AĞLIYOR!

Kurşun madenciliği yapılan bölgede 100 yıldır tek bir ot bile bitmiyor!
Nedeni: ilkel yöntemlerle ve kimyasal solüsyonla yapılan madencilik!
Balya’nın CHP’li Belediye Başkanı Dündar Cengiz tarafından karşılanan Turgutlulu çevreci guruba, inceleme gezileri boyunca Belediye Başkanının eşi de refakat etti. Belediye Başkanı Dündar Cengiz şöyle diyor: “Nüfusu giderek azalan ilçemiz adeta terk edilmiş bir hayalet bölge gibi. Çünkü ilçede gençlik kalmadı. Genci olmayan bir yerin ne sesi ne de geleceği yok gibi. İlçede tarım bitmiş. Sanayi zaten yok. Geride geçim kaynağı olarak bir tek hayvancılık bırakılmış. Hangi genç geleceğini hayvancılık yapmaya göre belirlemek ister? Devletten Balya’da sosyal hayatı yeniden canlandırmak için ekonomik yardım bekliyoruz. Ama devlet de ilgisiz davranarak madencilerden sonra adeta Balya’ya bir başka dram daha yaşatıyor.”
"KENDİ TOPRAĞIMIZIN BALINI ALIP DA GİTTİLER.
BİZE SADECE BİR AH VE BİR DE VAH BIRAKTILAR"

Balya'daki maden işletmesinin verdiği zararın en çok etkisini gören Kadıköy köyünden 85 yaşındaki Hayati Görücü adeta kentin tarihi gibi yaşıyor. Yaşadıkları felaketi anlatırken, bu olayı "Madenciler 100 sene önce toprağımızın balını aldılar, bize de sadece ah ile vah bıraktılar. Gördüğünüz gibi maden bölgesinde 100 senedir bir tek ot bile bitmiyor" diye tanımlıyor.

“Devir o zamanlar Osmanlının son günleriydi ve yapılan da ilkel yöntemlerle sürdürülen bir madencilikti. Görkemli bir maden işletmesi binası yaptılar. Göz kamaştırıp kendilerini çok zengin gösterdiler. Ama yapacakları madencilik için hiç bir yatırım yapmadan en ilkel yolları kullandılar. Şimdi devir 21. yüzyıl. Ama Çaldağı örneğinde görülen o ki, ilkel madencilik memleketimize yeniden gelmiş. Çok yazık!" şeklinde konuşan Görücü, şöyle devam ediyor:

"Osmanlının son döneminde halk hem cahil, hem de yoksul tabii. Maden işletmesini kiralayan Fransızlar Almanlarla da ortaklık yapıp parayla, bazı küçük yatırımlarla halkın gözünü boyayıp kandırdı. Gözlerini boyayamadıklarını rüşvetle kazandılar. Buralarda hep tarım ve hayvancılık yapılırdı. Sonra kuzular ana karnında hep sakat doğmaya başladı. Ama büyük hayvan çiftliği sahiplerine çok büyük rüşvetler verdiler, geri kalanı da razı olmak zorunda bıraktılar. Cumhuriyetten sonra madeni terk edip gittiler. Atık çöplüğü haline getirdikleri maden sahası içindeki bölgeleri bile temizlemeden çekip gittiler. Öyle ya onlar alacaklarını almışlar zaten, gerisi umurlarında mı? Burası tarım ve hayvancılık bölgesi. Ama kendilerinin maden çöplüğü haline çevirdiler. Kısacası; giderlerken bizim toprağımızın balını yanlarında götürdüler, bize de işte böyle kocaman bir maden çöplüğü ile kocaman bir de ah ile vah bıraktılar..."

Turgutlulu çevreciler Kadıköy köy kahvehanesinde Hayati Görücü ile (En sağda)
GELECEĞİ YOK EDİLEN KENTİ GENÇLER TERK EDİYOR

Emekli Belediye Yazı İşleri Müdürü Gıyasettin Ünal'ın anlattıkları da çok çarpıcı. "Kadıköy'de ve Balya'da genç nüfus yok neredeyse. Bu madencilik sonunda kentin geleceği adeta yok edilince gençlik de ilçeyi terk etti sanki. Doğma büyüme Kadıköylüyüm. Şu anda 66 yaşındayım ve köyümün en genci benim" diye dert yanıyordu Gıyasettin Ünal. Köyünün en genci olmak onun için bir sevinç kaynağı değil, bir dertti. Bu durum korkunç bir kara mizahtı çünkü.

Gıyasettin Ünal, uzun yıllar Belediyede Yazı İşleri Müdürlüğü yaptığı için adeta kentin bir hafızası gibi. "Yağmur yağdığı zaman maden çöplüğü haline getirilip terk edilen bu maden işletmesinin etkisi altında kalan yerlerdeki atıklarla bütünleşmiş toprak 20-30 cm kadar kabarıyor. İçinde barındırdığı zehirli kimyasal maddeler yüzünden. Sonra da yağmur suları ile beraber bu derelere akıp karışıyor ve suyu zehirliyor. Derenin içinde ve civarında ne kadar canlı varsa hepsi de ölüyor tabii. Bu bölgede nasıl tarım yapılsın?" diye soran Ünal, "Bu zararların etkisini en fazla asma yaprağında fark ediyoruz" derken de, farkında olmadan bir üzüm diyarı olan Turgutlu'yu da uyarıyordu sanki.

Ünal, şöyle bitiriyor sözlerini: "Bir felaket resmi çizmiyoruz burada. Gerçekleri anlatıyoruz ve siz de gözlerinizle gördünüz zaten. Ama madenin ilk işletilmeye başlandığı yıllarda kentimiz adeta bir nüfus patlaması yaşamış, civarın en kalabalık ilçesi olmuş, çevre ilçelerden ve köylerden pek çok insan "madenin fabrikalarında çalışacağız" diye gelip yerleşmişler. Hatta Ege bölgesinin en büyük ve en kapasiteli hastanesinin o dönemde Balya'da olduğu anlatılır. Madenciler sırf halkı kandırabilmek ve razı edebilmek uğruna uzun süre ihtiyaçlarının bile çok üstünde insanı işçi diye alıp çalıştırmışlar. Hatta çalışmadıkları halde pek çok kişiye bu yüzden maaş bile ödemişler. Ama 1939 yılında bizim tüm zenginliğimizi onlar alıp götürdükten sonra kentimiz şimdi ne halde? Gençlerimiz bile ilçeyi terk ediyorlar. Toprağın yarattığı zenginlik böyle ilkelce çekilip alınınca, o bölgenin ve toprağın da hayat damarı çekilip alınmış oluyor demek ki. Çünkü toprak da bir canlı. Biz acı bir şekilde bunu öğrendik işte..."
 TARIM BÖLGESİ MADEN ÇÖPLÜĞÜ GİBİ TERK EDİLMİŞ
Kurşun madenciliği yapılan bölgede 100 yıldır tek bir ot bile bitmiyor!
Nedeni: İlkel yöntemlerle ve kimyasal solüsyonla yapılan madencilik!

Balya’da bulunan kurşun madenlerinin işletilmesi Osmanlı dönemin son yıllarında başlayıp devam etmiş ve 1939 yılında bu işletme için bölgeyi kiralayan Fransızlar ve Alman ortakları tarafından terk edilmiş. Maden işletmecileri arasında bir ara Hollandalılar da görülmüş. Üstelik Manyas Gölü'nde de çok yakın olan Balya'da "madencilik" diye yapılan iş ise açık havada kimyasal maddelerin solüsyon olarak kullanılması şeklinde yürütülen ve bugün “vahşi madencilik” diye tanımlanan ilkel yöntemlerle yürütülen bir madencilik. Dolayısıyla Balya ilçesi bugün bunun acısını çekiyor ve ilkel yöntemlerle yapılan vahşi madenciliğin yarattığı bir dram Balya’da 100 yıldan beri sürüyor.

Ancak o zamanlar ülkede ve kette yaşayanlardan hiç kimse yapılan şeyin ilkel yöntemlerle yürütülen vahşi bir madencilik olduğunun farkında değil. Bunun nedeni ise vatandaşların kandırılması. Pek çok kişiye iş vaadi ve kente yapılan bir iki küçük yatırım halkın gözünü boyamaya yetmiş. Bir ara Balya’da bu yüzden müthiş bir nüfus patlaması yaşanmış, bölgenin en kalabalık yerleşim yeri haline gelmiş. Osmanlı döneminde bir “kadılık” olan Balya, bu nüfus artışı ve maden fabrikaları nedeniyle bir ara “küçük İstanbul” diye anılmaya bile başlanmış.

Ama 1939 yılında işi bitip de çekip giden maden işletmesinin geride bıraktığı bugünkü Balya ise ağlıyor. Maden işletmesinin açılması ile o zamanlar nüfus patlaması yaşayan Balya’yı şimdi kentin geleceği karartılmış olduğu için gençler bile terk ediyor. İlçede tarım yapılamıyor. Tarımın olmadığı bir bölgede sanayi de yatırım olmadığından gelişemiyor. Geriye bir tek tarihten beri sürdürülen hayvancılık kalıyor. Gençlerin neredeyse yaşamadığı Balya’nın şimdiki genel nüfusu 15 bin civarında. Sadece bir tek çok programlı lise ve 2 tane de ilkokulu var.

Yan taraftaki karede yer alan bu fotoğrafta gösterdiğimiz kitlenin normal olarak bir toprak parçası olması gerekiyor aslında. Bu kitle, bir zamanlar yeşil bir tarım arazisi olan, ama sonradan maden işletmesi civarında bir maden çöplüğüne dönüştürülerek terk edilen atık sahasından alınan bir parça toprak sadece. Ama toprak özelliğini kaybetmiş! Taş bile değil! Ancak demirden bile daha ağır! Maden şirketinin çöplük gibi bıraktığı tarım arazisi 100 yıldır böyle işte...
Balya’da yapılan madencilik uygulaması, Turgutlu Çaldağı’nda yapılmak istenenle aynı anlayışla uygulanmış. Bu da "kimyasal solüsyonlarla yapılan açık maden işletmeciliği". O zamanlar Balya’da kireç solüsyonu ve siyanür kullanılarak yapılmış. Çaldağı’nda ise daha vahşi ve hiç bir ülkede izin verilmeyen bir yöntem uygulanmak isteniyor. Çünkü kullanılmak istenen kimyasal solüsyon en tehlikeli ve en zehirli bir kimyasal madde olan sülfürik asit.  Üstelik de bu yöntem dünyada ilk defa Turgutlu Çaldağı’nda uygulanmak istenmekte.
Bu nedenle Balya’ya bir inceleme gezisi yapan Turgutlulu çevreciler, Balya’da karşılaştıkları dehşet verici görüntülerle, yaşayacakları tehlikenin ne kadar korkunç bir çevre felaketi olacağının bilinciyle, “Çaldağı’ndaki maden derhal kapatılsın, vahşi madenciliğe hayır” sözleri ile ve Çaldağı’ndaki maden şirketine karşı daha kararlı mücadele inancıyla Turgutlu’ya döndüler.
 
Diğer resimler için tıklayınız:   Balya izlenimleri
12 Nisan 2012Çaldağı      



0 Yorum - Yorum Yaz
Yeni şirket ancak 6 ayda ortaya çıktı (!)
European Nickel projesinin taşeronu: VTG Madencilik

Turgutlu’ya 12 km uzaklıktaki Çaldağı’nda nikel madeni işletmesi için İngiliz European Nickel şirketince paravan olarak kurulan yan şirketi Sardes tarafından uygulanmak istenen medencilik yöntemi tüm toplumda adeta infial uyandırmış, bilim adamlarını da isyan edercesine ayağa kaldırmıştı. Çünkü İngiliz şirketi tarafından uygulanmak istenen sülfürik asit liç usulü açık maden işletmesi, tüm Gediz vadisini yok edebilecek kadar büyük bir çevre felaketi oluşması anlamına geliyordu. Çevre felaketi yanı sıra insanları da bekleyen bir kanser tehlikesi söz konusuydu. İşletme için uygulanmak istenen yöntemin de zaten madencilikle bile bir ilgisi yoktu. Üstelik bu yönteme bugüne kadar dünyanın hiç bir ülkesinde de izin verilmedi.

Hiç bir ülkede uygulanmasına izin verilmeyen böyle bir yönteme ilk defa Türkiye’de izin verilmek istenmesi duyarlı kamuoyunu harekete geçirdi. Dünyanın 7 tarım harikasından biri olan Gediz vadisinde yaşanacak büyük bir çevre felaketini engellemek isteyen Turgutlu’daki sivil toplum örgütleri, dernekler ve siyasi partiler, bu cinayete dur demek için bir araya gelerek Çaldağındaki madene karşı çıktılar. Kendilerinin kobay olarak kullanılmasına, dünyanın en cennet vadilerinden Gediz vadisinin de yok edilmesine razı olmayan yöre halkının karşı koyuşu nedeniyle İngiliz European Nickel şirketi Çaldağı’ndan vazgeçeceğini ve şansını Filipinler’de deneyeceğini açıkladı. Yan şirketi olan Sardes şirketi ve Çaldağı’ndaki pilot tesisleri bir Türk şirketine 40 milyon dolar gibi komik bir miktara satarak devretti. 

Ama bu madencilik yöntemine karşı olanlara göre, yine bir oyun oynanıyor: Daha önce Bosphorus olan ismini Sardes olarak değiştiren şirket, bu kez ise bir de imaj ve kimlik değişikliği yaparak halkımızı kandırma peşinde. Bu olayda perde arkasındakiler tarafından şirketin "yüzüne bir Türk maskesi geçirilip" halkı kandırmak ve bu çevre ve insanlık düşmanı projeyi de böylece uygulayabilme amacı yer alıyor. Peki kandırabilecekler mi? HAYIR! İnanıyoruz ki, halkımız yalanlara ve oyunlara yine kanmayacak, dünyada ilk kez denenecek bir proje için kendilerinin kobay olarak görülmesine yine izin vermeyecektir.

Çünkü isim değiştirseler de, imaj değiştirseler de, değişmeyen tek bir şey var: Uygulayacakları yöntem yine aynı. Dünyanın hiç bir ülkesinin izin vermediği bu madencilik yöntemi için halkımızın kobay olmasına ve dünyanın en cennet vadisi Gediz vadisinin yok olmasına asla izin vermeyeceğiz.

Çaldağı’nda oynayan oyunlara kanmayacağız! Çünkü Çaldağı’ndaki bu madenciliğe karşı çıkılmasının nedeni; şirketin adı veya kimliği ile ilgili değil, uygulanmak istenen proje ve vahşi madencilik anlayışıdır. Bu nedenle ister yerli ister yabancı olsun, proje değişmediği sürece tavrımız değişmeyecek.

Çaldağı’ndaki maden derhal kapatılmalıdır!
Yalanlara ve oyunlara kanmayacağız!

Kendilerini ancak 6 ay sonra açıklayabildiler

Sardes şirketinin satışı ile sonuçlanan bu ihaleden pis kokular yükseldiği kamuoyunda dile getirilmişti. European Nickel şirketi tarafından çok önem verilen ve sülfürik asit projesinin "amiral gemisi" olarak görülen tesisin ve paravan şirketinin gülünç denilecek bir miktara satılması ilk kuşkuları oluşturdu. Bir başka ayrıntı ise, Sardes şirketini satın alan ve pilot tesisleri devralan şirketin kimliğinin bir türlü kamuoyuna açıklanmaması oldu. Israrla sorulan sorular bile cevapsız bırakılarak yeni şirketin ismi adeta bir sis perdesi ardında bırakılıp şirketin kimliği konusunda esrarengiz bir hava yaratıldı.

Ama sonunda “bu madencilik projesi sonucu Gediz vadisini kaybedersek, bu durumda bu cinayete “faili meçhul” mü diyeceğiz?” şeklinde yükselen tepkiler sonrasında şirketin kimliği ancak ihaleden 6 ay sonra açıklanabildi. 21 Mart 2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki baştan sona reklam kokan habere göre Çaldağı’ndaki tesisleri devralan ve projeyi devam ettirecek olan şirket: VTG Madencilik. Böylece 15 Eylül 2011 tarihinde yapılan ihalede Çaldağı'ndaki projeyi devam ettirmek üzere Sardes şirketini satın alan ve işletmenin yeni sahibi olan Türk şirketinin kimliğini kamuoyu ancak "ihaleden 6 ay sonra" öğrenebilmiş oldu (!)

Rastlantı mı, mecburiyet mi?

Peki neden ortaya çıkmak için 6 ay beklediler, bir türlü kendilerini açıklamayarak esrarengiz bir hava yarattılar? Yeni şirketin kimliği hakkında yerel yöneticilerden, ruhsat için başvuracakları makamlara, konu ile ilgili bakanlığa kadar sorulduğu halde, Sardes şirketini ve Çaldağı'ndaki tesisleri devralan şirketin adını neden adeta özenle saklı tuttular? Bu nasıl bir alış-veriş ki, bir şirket ve işletme satın alan yeni sahipler ortaya çıkabilmek için 6 ay bekliyor?

Çevre ve insanlık düşmanı böylesi ucube bir projenin taşeronluğu kendilerine yüklendiği için kendilerini açıklamaya cesaretleri mi yoktu? Bu şekilde ortaya çıkmalarının ardında haklarında oluşmaya başlayan şüpheler mi neden oldu?
Yoksa 6 Mart 2012 tarihinde yayınlamaya başladığımız "Gediz vadisi faili meçhul kurbanı mı olacak?" sorumuzun ardından mı kendilerini açıklamak zorunda kaldılar? Çünkü ilk olarak 6 Mart 2012 tarihinde bu konudaki tepkimiz ortaya koyulmaya başlandı, "bu cinayete faili meçhul mü diyeceğiz" sorumuz onbinlerce kişiye ulaştırıldı. Ardından da 21 Mart 2012 tarihli Hürriyet Gazetesi'ndeki bir haberle şirket kendini tanıtarak kamuoyuna açıklandı.

Eğer bu durum "Bununla kesinlikle hiç bir ilgisi yok, sadece bir rastlantı" diye açıklanacaksa, o zaman kendilerini kamuoyuna bu şekilde açıklayabilmek için "Nevruz günü" olan 21 Mart gününü seçmeleri de mi bir rastlantı?  

Çünkü; bilim ve doğa bize her zaman bir şey söyler: "Doğada ve yaşamda hiç bir şey bir rastlantı sonucu oluşmaz! Her şeyin mutlaka bir anlamı ve bir de nedeni vardır!"

Okumak için tıklayınız     21 Mart 2012 tarihli haber  22 Mart 2012 tarihli haber
Okumak için tıklayınız   Bu cinayete "faili meçhul" mü diyeceğiz?
Yeni şirket de paravan bir şirket olabilir mi?

Turgutlu’daki Sardes şirketinin tabelasını değiştirip "Çaldağ Nikel Madencilik" olarak yeni bir isim değişikliği de yapan VTG Madencilik’in de “paravan” olduğu ileri sürülüyor. İddialara göre; İngiliz European Nickel şirketinin "dünyada ilk defa" Turgutlu’da uygulamak istediği, ama halkın karşı çıkışı nedeniyle başaramadığı proje, şimdi VTG Madencilik olarak, yani yabancı yerine bu kez yerli bir şirket görünümü altında devam ettirilmek isteniyor.

Çaldağı'nda uygulanmak istenen bu madencilik anlayışına karşı çıkanlara göre; yeni bir oyun daha tezgahlanıyor. İddialar ise şöyle: Dünyada ilk defa bu projeyi Türkiye’de uygulamak amacıyla European Nickel şirketi tarafından kurulan şirket, önce Bosphorus olan ismini Sardes olarak değiştirdi, şimdi bir de imaj değiştiriyor. Daha önce halka sıcak görünmek için Sardes adını alan şirket, şimdi de yüzüne bir Türk maskesi takarak halkı aldatma peşinde.

Öyle ki, şirketin genel müdürü bile aynı. Sardes şirketi genel müdürü Cevat Er, şimdi de VTG Madencilik yönetim kurulu üyeliğine getirilmiş, ayrıca Sardes şirketinin Turgutlu'daki bürosunun tabelasına daha yerel bir isim vermeye özen gösterilecek şekilde "Çaldağ Nikel Madencilik" yazılan şirketin de genel müdürü. Yani;  şirketin genel müdürü aynı, teknik personeli aynı, madencilik anlayışı aynı, uygulamak istediği yöntem aynı. Ama sürekli isim ve kılık değiştiriyor!

Kısacası; Çaldağı'ndaki maden şirketi isim değiştiriyor, kimlik değiştiriyor, tabela değiştiriyor, kılık değiştiriyor. Ama hiç değiştirmediği tek bir şey var: O da dünyada hiç bir yerde uygulanmasına izin verilmeyen “sülfürik asit liç yöntemi ile açık maden işletmesi projesi”. Bu proje ise "dünyada sadece European Nickel şirketi projesi"dir. Öyleyse bu durumda European Nickel şirketi "proje patronu", VTG Madencilik ise sadece "proje taşeronu" oluyor.

Çaldağı’nda uygulanmak istenen yönteme bilim adamları “madencilik” bile demiyor. Yapılmak istenen şey sadece “canavarlık” olarak tanımlanabilir. Açılımı “sülfürik asit liç usulü ile açık maden işletmesi” olan bu projeye bugüne dek dünyanın hiç bir ülkesinde izin verilmemesinin asıl nedeni de işte burada yatıyor.  Çünkü bilim adamlarının hazırladıkları raporlara göre;

  Bu projenin uygulanması durumunda tüm Gediz vadisini etkileyecek büyük bir çevre felâketi, insanlarımızı da ciddi bir kanser tehdidi bekliyor olacak.

  Çaldağı’nda uygulanacak bu madencilik projesi ile Gediz vadisi açık bir kimya laboratuarı haline dönüştürülmüş olacak.

  Uygulanacak olan sülfürik asit liç usulu ile açık maden işletmesi projesinin süreceği 15 yıl boyunca  oluşacak asit buharlaşmaları ve ardından da asit yağmurları nedeniyle Eşme’den Çeşme’ye kadar çok büyük bir alan ciddi çevre felaketi ile tanışmış olacak.

  Dünyanın en büyük asit fabrikalarından birisi, dünyanın en cennet vadilerinden Gediz vadisinin göbeğine kurulacak. Oysa böyle bir asit fabrikası dünya standartlarına göre ancak çöllük arazilerde kurulabiliyor. Sadece bu bile başlı başına bir çevre felaketi anlamına geliyor.

  15 yıl boyunca 20 milyon ton civarında asit kullanılarak yapılacak bu çalışmalarda dünyanın en cennet toprakları asitle yıkanacak. Geriye ise sadece çölleşmiş bir arazi bırakılmış olacak.

  İlk etapta 300 binin üzerinde ağaç kesimi ile başlayacak Çaldağı’ndaki orman katliamı, 15 yıl sürecek çalışmalarla 2 milyona yaklaşan korkunç bir ağaç katliamına dönüşecek. Bunun ardından da erozyon tehlikesini önleyebilmek imkansız hale gelmiş olacak.

  Yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımız maden şirketinin faaliyetleri için tüketilmiş olacak, çiftçi arazisi ve hayvanları için sulama, yurttaşlar da içme suyu bulamaz duruma getirilecek.

  15 yıl boyunca sürecek bu madencilik faaliyeti ile havaya, toprağa, suya karışan nikel tozları da insanlarımızı bekleyen kanser tehlikesinin bir diğer boyutunu oluşturacak.

Sit alanları yok sayılıp, tarih de talan ediliyor!

  Ayrıca bu maden şirketi tarafından yapılan çalışmalar süresinde Çaldağı ve civarında tarih de talan edilmekte, sit alanı ilan edilmiş bölgeler bile maden sahası içinde gösterilmeye çalışılarak tarihi eser ve kalıntılar yok edilmektedir.

Bu durumda bu tip bir maden işletmesi ve uygulamak istediği projenin dünyanın hiç bir ülkesinde izin verilmeyen bir proje olduğu bir kez daha göz önünde tutulursa, söylenecek tek bir şey var: Çaldağı’nda bir katliam var! Çünkü buna madencilik değil, vahşi madencilik denilebilir. Dolayısıyla bu maden şirketi derhal kapatılmalı ve istediği izinler de verilmemelidir.

30 Mart 2012Çaldağı      
Çaldağı'nda uygulanmak istenen bu tür bir madencilik projesinin nasıl bir çevre felaketi yaratabileceğini daha geniş ayrıntıları ile öğrenebilmek için aşağıdaki yazıları okuyunuz.
 Tarım cennetini asitle yıkayacaklar   Sülfürik asit liç yöntemi ve tehlikeleri
 Eşme'den Çeşme'ye Çaldağ faciası   İşte gerçekler!
 Çaldağ "Çöldağ" olmasın!   Evet kovuldunuz! 
Tüm diğer yazılar için tıklayınız:     Maden Dosyası



0 Yorum - Yorum Yaz
 Çaldağı İmza
  Siz de bir imza verin
 Çaldağı Kitap
  Okumak için tıklayın
TURÇED sunumu
  Okumak için tıklayın
   Okumak için tıklayın
 Çaldağı Çevre
Çevre felaketinin farkında mısınız?
Vahşi madencilik
Doğa için koş
 Çaldağı Harita
  Google Earth'tan Çaldağı
  Wikimedia'dan Çaldağı


Ağaç katliamının boyutu korkunç olabilir-2

Yoksa 1 milyona kadar sayamıyor musunuz?

Çaldağı ormanında ağaçları 'sevgi' ile koruyan çevreciler

2 yıldır ağaç polemiği yaşanan Turgutlu’da, sorunun asıl özü bir türlü tartışılamadığından bu polemikten çıkılamadı. Öyle görünüyor ki, şimdi de ağaç sayısı konusunda bir polemiğin içine düşebilir. Bu da normal, çünkü yasallıkları konusunda tek dayandıkları ÇED Raporu olan Sardes Şirketinin açıklamasında 140 bin ağaçtan söz ediliyor. ÇED Raporu derseniz, ucube bir rapor ve bilimsel verilere, gerçeklere dayandığı konusunda ciddi şüphe ve endişeler var. Öte yandan kamuoyunda ise 280 bin civarında ağaçtan söz ediliyor. 5 Haziran günkü Yankı Gazetesi’nde ise 1 milyon civarında ağaçtan söz edildi. 

Bu iş elbette ki Nasrettin Hoca’nın deliye postaki saydırması gibi bir şey değil. Aslına bakılırsa, mağrur askerler gibi doğamızı bekleyen ağaçları dimdik gövdeleri nedeniyle sayabilmek, pek çok şeyi saymaktan daha kolay. Burada tüm sorun; ne kadar çevreci olduğunuza, çevre bilinci ve doğa sevginizin ne kadar olduğuna bağlı.

Tüm doğa bilimcilerin ve çevrecilerin kendilerine kılavuz edindikleri bir değer yargısı vardır: “İnsanı sevmek, önce doğayı sevmekle başlar!” Doğadaki en değerli varlık olan insan, doğanın bir parçası olduğuna göre, insan ve doğa sevgisini bir arada anlatabilen bundan daha özlü söz olabilir mi?

Şimdi bu özlü sözü bir kılavuz olarak aklımızda tutup, ağaç sayma konusuna değinelim.
Önce rakamlardaki bu farklılık nereden kaynaklanıyor, buna açıklık getirmek gerek.

Sardes Şirketi tarafından söylenen 140 bin ağaç konusunun doğru olmadığı zaten biliniyor. ÇED Raporu’nda verilen bilgilerin ise gerçekçi olmadığı ortada. Yankı Gazetesi’nin haberinde, İzmir Orman Bölge Mühendisleri Odası'na bağlı bazı mühendisler tarafından bu rakamların 1995 yılı verilerine göre hesaplandığı belirtiliyordu. Kendi açıklamalarına göre ise, sadece A Grubu ağaçların sayısı 700 bin civarında. 3300 dönümlük arazide henüz envanter çalışmalarının tamamlanmadığı ve diğer gurup ağaçların sayılması ile bu rakamın 1 milyon dolayında olacağı, hatta geçeceği de vurgulanıyor.

Peki, rakamlar konusundaki bu farklılık ve çelişki nereden kaynaklanıyor? Öncelikle bu fark, Sardes Şirketi yetkililerinin ve de ÇED Raporu'nu hazırlayanların ağaçları özel olarak saymamasından kaynaklanıyor. Böylece 1995 yılı verileri üzerinden bir varsayım olarak hesap yapılıp ortaya bir rakam atılıyor. 

Kamuoyunca dile getirilen 280 bin rakamı da aynı şekilde, ağaçların tek tek sayılması sonucu saptanan bir rakam değil. Bu rakam, ÇED raporunun uyduruk olduğu ve gerçekleri gözardı ettiği, ayrıca maden şirketinin de doğruları söylemediği bilindiği için, doğru rakamı bulma konusunda gösterilen bir çabadan kaynaklanmıştır. 21 Aralık 2006 tarihinde TBMM’ye verilen soru önergesi öncesi, metrekare başına düşebilecek ağaç sayısının ne kadar olabileceği tahmini olarak hesaplanıp, toplam ağaç sayısının 280 bin ile 300 bin civarında olabileceği tahmin edilmiştir. Yani, TBMM’den gidip de ağaçlar tek tek sayılamayacağına göre, bu da sadece tahmini bir rakam olmuştur.

Ama işin içine orman mühendisleri gibi uzmanlar girince, tabii ki şaşırtıcı, hatta şok edici bir rakam çıkabiliyor. Bunun da nedeni şöyle açıklanabilir: Bir doğabilimci, tıpkı nüfus memurlarının bir hanede yaşayan tüm bireyleri bir ailenin bütünü olarak sayması gibi, ormandaki her ağacı orada yaşayan ailenin bir elemanı olarak görür. Bu bir ağaç da olabilir, genç bir fidan da. Doğabilimci ve çevreciler tarafından, bir ağaç ya da genç bir fidan anlatılırken, “Bu ağaç bu ormanda yaşıyor” diye tarif edilir. Dolayısıyla İzmir Orman Mühendisleri Odası’na bağlı orman mühendislerince ağaç rakamı bu nedenle bu şekilde belirtiliyor.

Görülüyor ki, kamuoyunu aldatabilmek için ağaç sayısını ellerinden geldiğince düşürmeye çalışan gerek Sardes Şirketi yetkilileri, gerekse ucube ÇED Raporunu hazırlayanlar, -yapmadıkları halde bir an için ağaçları tek tek saydıklarını varsaysak bile- bazı genç ağaçları ve fidanları ağaç yerine koymamışlar. İşte yukarıda belirttiğim “insanı sevmek, doğayı sevmekle başlar” sözünü burada hatırlayalım: Demek ki genç ağaçları veya fidanları ağaçtan saymayan zihniyettekiler, henüz doğmuş veya daha yaşına girmemiş bir bebeği de insan yerine saymıyorlar. Ya da 1 milyona kadar sayabilmeyi mi bilmiyorlar acaba? Peki ne yapalım bu durumda? Gerçek ağaç sayısını ortaya çıkarabilmek için ağaçları da mı nüfus memurlarına saydıralım?

Aslında tüm bu garip tartışmaların bugün yaşanıyor olmasının başlıca nedenlerinden biri ÇED Raporu’dur. Bu rapor için “ucube” dememiz boşuna değil. Ve bir de iddiamız var: Bu maden şirketinin faaliyete geçmesi durumunda yaşayacağımız çevre felaketini düşündüğümüzde, bu ÇED Raporu’nun tüm Gediz Havzası için bir “idam fermanı” anlamına geleceğini iddia ediyoruz.

Gediz Havzası için "idam fermanı" anlamını taşıyan bir başka olay da, “esrarengiz mektup” olayı ile tanımlanabilir. Bu olay, dünyada hiç bir ülkede uygulanmasına izin verilmeyen sülfürik asit liç yöntemiyle nikel ayrıştırmasına neden AKP Hükümeti’nce izin verildiğini ve dünyanın hiçbir ülkesinde çalışma ruhsatı verilmeyen bir şirkete neden AKP Hükümeti’nin ruhsat verdiğini de açıklayacak niteliktedir. Tıklayınız:  Esrarengiz mektup

8 Haziran 2009

Çaldağı ormanıÇaldağı ormanı

NOT: 28 Nisan 2010 tarihinde Manisa'da İdare Mahkemesi'nde görülen ve "Çevre ve Orman Bakanlığı'nca verilmiş ağaç kesme izninin iptali"ne ilişkin davanın duruşmasında ise, Çaldağı ormanında bulunan toplam ağaç sayısı 4 milyon olarak mahkeme kayıtlarına geçmiştir.

        Tıklayınız:   Bir duruşmanın ardından

 



0 Yorum - Yorum Yaz
ÜLKEMİZDE  İLKEL  YÖNTEMLERLE YAPILAN 
VAHŞİ  MADENCİLİK

Ülkemizde  siyanür liçiyle yapılan altın ve gümüş madeni işletmeciliği, gelişmiş pek çok ülkede yasaklanmıştır. En son Avrupa Parlemento’su 10 mayıs 2010’da siyanür kullanılarak  maden çıkarılmasını yasakladı. Çünkü, yaşamı tehdit edip, zarar vermektedir.

Nasıl mı?
Önce madenin bulunduğu yer uydu aracılığıyla tespit edilmekte, sonra bu bölgenin üzerinde her ne var ise temizlenmektedir. Orman varsa, orman, çalı varsa  çalı, Hepsi yok edilmektedir. "Orman içinde kurulan geçici tesislerde, orman kanunu hükümleri uygulanır." Dense de. Madencilikle  orman kanununun nasıl birlikte olacağı bir başka sorundur.

Sonra toprağı ağır makinalarla kazma işlemi başlatılmakta, dev kuyular, derinliği 400 metreyi bulan kuyular açılmakta, buradan çıkarılan taşlar makinalarla kırılmakta ve yığınlar (liç) elde edilmektedir. Oyulan, öğütülen kayalar, yığılarak dağlar yapılmaktadır. Yer oyularak tersine çevrilmektedir.

Daha sonra bu yığınların üzerinden açık havada sodyum siyanür denilen bir kimyasal püskürtülmektedir. Bu kimyasalın ortamın PH derecesi 10 -12 ise zararı yoktur. PH derecesi ortamın asitlik, bazlık derecesi demektir.  Eğer yığın liçinin PH değeri değişirse, asite kayarsa (ki yağmur yağınca bu oluyor)  havaya , acı badem kokusunda, çok zehirli hidrojen siyanür gazı yayılmakta ve soluyan her canlıyı zehirlemektedir.

Siyanürün  kendini yarılayacağı söz konusudur ama, Uşak Eşme'de Kışladağ madeninde 2006 yılında böyle bir hidrojen siyanür çıkışından zehirlenen İnaylı köylülerin   kanlarında iki gün sonra yarılanmış hali olarak, normalin 40 misli siyanür bulunmuştu.

 Yığındaki kayalarda bulunan altın,  gümüş  sodyum siyanüre yapışmakta ve yığın içinden süzülüp siyanürlü, altınlı curuf  aşağıda toplanmakta ve altın veya gümüş siyanürden alınarak, siyanürlü atıklar havuzda toplanmaktadır.

Bazen de atık havuzlarında çökmeler, sızıntılar olmakta, siyanür yer üstünde ve yer altında akan sulara karışmaktadır.

Ülkemizde 6500 tonluk altın rezervinin olduğu saptanmıştır.  Altın bu, birileri çıkarıp, zengin olmazmı hiç? Ya ormanlarımız, zeytinliklerimiz, fıstık çamlarımız, çalılarımız, çayırlarımız, havamız, suyumuz , toprağımız  ve bu alanlarda yaşayan milyonlarca canlımız  yani bizim, altından daha önemli olan ekolojik değerlerimiz... Bergama, Kozak,  Çanakkale Kazdağları, Uşak Kışladağ, İzmir Efemcukuru, İzmir Karşıyaka Yamanlar dağı vahşi madenciliğe kurban edilen batı bölgelerimiz.  Yeni ruhsat alınan yerlerde ağaçlar devrildi bile. Yemyeşil  dağlarımız yer yer doğrandı.

Efemçukuru madeni çalişmaya başladı. İzmir Büyük Şehir Belediyesinin mühürlediği galeri ağızları işletmeye açıldı. Artık yeni yasalara göre maden ocakları İl Özel İdaresi'nin denetimi  altında çalışıyor. Toprak yapısı arsenopiritli. Çok masum bir şekilde toprakta  birlikte bulunan bu metallerin, yapılan maden eldesi çalışmalarıyla, birbirinden ayrılarak arseniğin, İzmir, Güzelbahçe, Seferihisar ve Urla'nın yeraltı sularına karışacağını söylüyor uzmanlar.  Ayrıca İzmir'in suyunu sağlayan Tahtalı barajı havzasına da çok yakın mesafede oluyor çalışmalar.

 
Turgutlu Çaldağı

Turgutlu Çaldağ’ında, sülrürik asit liçiyle nikel çıkarmak istiyor bir İngiliz şirketi, halkın tepkisine rağmen pilot tesisi kurdu ve işletmeye  başladı. Hedef bölge 35 yıl önce, erozyonu önlesin diye ağaçlandırılan Çaldağ bölgesi. Buradaki ağaçları ki sayıları küçük çaptakilerle birlikte milyon ağacı buluyor. Toprak gevşek ( lateritik ) erozyona hemen uğramaya hazır bir toprak. Turgutlu TEMA’nın olayı  Merkez TEMA  Vakfı’na iletmesi sonucunda, toplanan TEMA Bilim Kurulu'nun hazırladığı raporla birlikte devam etmekte olan TURÇEP'in (Turgutlu Çevre Platformu) açtığı mahkemeye dahil olunarak dava kazanıldı ve Maden Şirketi Sardes'e orman tahsisini engellendi. Ve kesilecek olan kocaman ormanlık bölge kurtarıldı.

Bilim Kurulu'nun raporuna göre: Liç üzerine açık havada yılda 1 100 000 tonluk sülfürik asit boşaltılmasına  ve bu olayın 15 – 16 yıl devam etmesi durumunda, asit yağmurlarıyla yıkanacak olan bütün Gediz havzasının, o verimli toprakların çölleşeceği ve devamlı kullanılan Gediz suyunun kuruyacağı, yer altı sularının maden için kirletilip, tüketileceği gerçeği dile getiriliyordu.

İngiliz şirketi Sardes'in Filipinler'e gideceği basın yoluyla açıklandı. Ancak  giderken tesisin akibetinin ne olacağı bilinmiyor. Bir Türk şirketine satılması söz konusu. Ama çevre halkı kararlı. Kim işletirse işletsin, "Vahşi madenciliğe hayır" diyorlar.

75 yıl önce, Balıkesir  Balya'da işletilip, terkedilmiş kurşun madeninin o zaman gömülüp, bırakılan atıkları, bu gün erozyonla ortaya çıktı, su ve toprağı zehirleyerek, yaşamı tehdit etmeye başladı. Geçen yıl bir sürüden 70 koyun öldü ve 85'i kısırlaştı. Veteriner , ölümlerin kurşun zehirlenmesinden kaynaklandığını bildirdi. Zira hayvanların karaciğerlerinden alınan örneklerde:17,5 mikrogram/kg ( PPM )  kurşun bulundu.

Yurdun her yerinde, 48.000 adet ruhsatla yeraltı kaynaklarımız vahşi madencilikle talan ediliyor. Ve bunun yanı sıra işletmelerin kullandıkları kimyasallarla su, toprak ve hava zehir kusuyor. Bu zehirler yaşamın içine kadar rahatlıkla giriyorlar. Soluduğumuz hava , içtiğimiz, kullandığımız su ve ürünlerini yediğimiz toprak içine girerek tüm canlıları tehtit ediyor. Toprak içinde yıllardır uyuyan ağır metaller hareketlenip, masum kılıflarından çıkarak, yaşama ulaşıp öldürücü olabiliyorlar.

Yeraltı kaynaklarımızı çıkarıp, değerlendirelim. Onlara ekonomik anlamda çok gereksinimiz var. Ama doğaya zarar vermeyecek dost bir teknoloji ile madenlerimiz çıkarılsın. Ne pahasına olursa olsun. Yeterki yaşam korunsun.  Demir, çelik, nikel, bakır, gümüş, altın , vs. Yaşamı kolaylaştıracağına ,YAŞAMI  BİTİRİYORSA,  Bu durumu kim kabullenebilir?

 

27 Temmuz 2011          
Merih Akın Yücel         



0 Yorum - Yorum Yaz
Soru önergesine verilen cevabın düşündürdükleri - 2
4. SORUNUN CEVABI NİYE YOK?
 
Önceki dönem Çevre ve Orman Bakanı olan Prof. Veysel Eroğlu’nun Çaldağı hakkındaki soru önergesine verdiği cevaplarla ilgili ikinci bölümü de “Soru önergesine verilen cevabın düşündürdükleri-2” başlığı altında inceleyelim.
Birinci bölümde, Çaldağı’ndaki maden işletmesi için izinlerin neden ve nasıl verildiğine ilişkin Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan’ın aralarında geçtiğini söylediği, ama Bakan Eroğlu’nun “aramızda böyle bir konuşma geçmemiştir” diye cevaplandırdığı “yabancı baskısı konusu”nu gündeme taşımıştık. 
Bu incelemeyi okumak için tıklayınız:   Kim doğruyu söylüyor?
 
Bu ikinci bölümde ise, ilki kadar önemli ve çok vahim olduğuna inandığımız bir başka ilginç ayrıntıyı daha büyüteç altına yatırıyoruz. Bu konu da; Turgutlu Çaldağı’nda uygulanmak istenen sülfürik asit liç usulü ile açık nikel işletmeciliğinin dünyada ilk kez denenmek istenen bir teknoloji olup olmadığı konusu. Bu konu belki ilk bölümde gündeme taşıyarak paylaşmak istediğimiz konudan bile daha önemli ve vahim bir konu sayılabilir. Bu nedenle de söz konusu soru önergesinde cevaplandırılması istemiyle sorulan 6 sorudan en önemlisinin 4ncü soru olduğunu söyleyebilmek mümkün. Ama bu kadar önemli bir soruya cevap verilebildiğini söyleyebilmek mümkün değil.
İşte bu konuyu ve bu soru ile verilen cevabı şimdi büyüteç altına yatıralım…
Soru önergesi ve Bakan Eroğlu’nun cevabını aşağıdaki linke tıklayıp görebilirsiniz.
  http://www.caldagi.com/FileUpload/ds92758/File/cevap-veysel_eroglu.pdf
 
SORU ÖNERGESİNDE İSTENEN CEVAP VE BİLGİ NE?
SORU 4’ün açılımı:
- Kanada'ya nikel maden işletmelerini incelemek üzere bir heyet gönderilmiş midir? Gönderilen heyette kimler yer almıştır?
- Heyet Kanada’da açık yığın liç usulü ile üretim yapan hangi maden işletmelerini incelemiştir?
- Bu heyet nasıl bir rapor düzenlemiştir? Bu raporu bizlere de vermeyi düşünüyor musunuz?
Verilen cevap ise sadece şöyle:
“Bakanlığımda görev yapan konunun uzmanı personelden oluşan bir heyet tarafından gerçekleştirilen Kanada seyahatinden sonra düzenlenen rapor dikkate alınarak….” şeklinde, iki cümleyi bile tamamlamayan bir açıklama ile Çaldağı için şirketin talep ettiği iznin nasıl verildiği belirtiliyor.
Peki siz sorulan soruya yönelik verilen bu cevaptan tatmin oldunuz mu?
Olmanız mümkün değil, çünkü ortada verilmiş bir cevap yok zaten. Sadece cevap veriyormuş gibi yapılıp konu geçiştirilmeye çalışılıyor.
“Sülfürik asit liç yöntemi ile açık nikel maden işletmesi” gibi bir projenin dünyada ilk defa Türkiye’de uygulanması için NEDEN izin verildiği ÇED raporundan yapılan alıntılarla neredeyse 1 sayfaya yakın anlatılıyor, ama önergedeki 4. sorunun içerdiği sorulara ise asla cevap verilmiyor. Bu Kanada seyahati ve bu seyahati gerçekleştirenlerin adlarından vaz geçtik diyelim hadi, bu heyetin düzenlediği ve BU KADAR VAHİM BİR KARAR alınmasına neden olarak gösterilen söz konusu rapor neden verilmiyor, söz konusu şirketin adı neden söylenmiyor?
 
İddiamız ne?
İddiamız şu:
Soru önergesine verilen cevapta, 4ncü soruya verilmiş hiçbir cevap yok. Çünkü Bakan Eroğlu’nun verebileceği bir cevap yok.
Çünkü ortada ne Kanada’da incelenecek sülfürik asit liç usulü ile açık maden işletmesi var, ne de bu işletmeyle ilgili düzenlenmiş böyle bir rapor var.
Dolayısıyla 4. sorunun cevabı olmadığından, sadece cevap veriliyormuş gibi yapılıp 1 sayfa boyunca ÇED raporu savunuluyor.
 

Sorularımızı daha anlaşılır hale getirerek verilen cevapları inceleyelim:

- Söz konusu seyahatte Bakanlığınızın uzmanlarından oluşan heyetin incelediği Kanada’daki sülfürik asit liç usulü ile açık nikel madeni işletmesi yapan şirketin adı nedir?
Verilen cevap yok! Çünkü verilebilecek bir cevap yok. Çünkü ortada zaten böyle bir şirket yok.

- Söz konusu Kanada seyahatini yaparak incelemede bulunan ve söz konusu raporu düzenleyen heyet kimlerden oluşmuştur?
Verilen cevap yok! Çünkü verilebilecek bir cevap yok. Çünkü ortada zaten böyle bir heyet yok.

- Bu heyetin düzenlediği bu raporu görüp incelememiz için bize de verir misiniz?
Verilen cevap yok! Çünkü verilebilecek bir cevap yok. Çünkü ortada zaten böyle bir rapor yok.

- Soru önergesinde yer alan 6 sorudan 5 tanesine net cevaplar verilirken, çok özel anlam da taşıyan 4. sorunun cevabı neden yok?
Çünkü olmayan bir şirketin adı da olmaz. Olmayan bir şirketi denetleyen heyet de, bu heyetçe düzenlenmiş rapor da olmaz...

Dolayısıyla soru cevaplanmamış, cevaplanmış gibi yapılıp yine her şey bir “olup-bittiye getirme” çabası ile halledilmeye çalışılmış.

 
Bu iddialarımızı neden mi ortaya koyuyoruz?
Gayet basit.
Çünkü, dünyanın hiçbir ülkesinde “sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesi” yok!
Çünkü, bu projeye bugüne kadar dünyanın hiçbir ülkesinde izin verilmedi!
Çünkü, bu proje dünyada ilk defa Türkiye’de, Turgutlu Çaldağı’nda uygulanmak isteniyor!
 
Peki, bu iddialarımızı nerelere dayandırıyoruz?

1- Eğer bu proje dünyanın başka ülkelerinde de uygulanan bir madencilik yöntemi ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanı, kendi uzmanlarından oluşan heyet tarafından incelendiğini söylediği böyle bir şirketin ismini verebilirdi. Tabii olmayan böyle bir işletmenin adı da olmaz.

2- 7 yıldan beri ısrarla sorduğumuz halde, İngiliz European Nickel şirketinin önce Boshorus adı ile kurulan, sonra isim değişikliği yaparak Sardes adı ile Çaldağı’nda bu projeyi uygulamak isteyen şirket tarafından böyle bir işletmenin var olduğunu kanıtlayabilmek için dünyanın her neresinde ise orası gösterilebilirdi. Ama 7 yıldan beri böyle bir adres gösteremediler.

Bu proje şu anda dünyada sadece 2 yerde uygulanmak isteniyor: Birincisi Turgutlu Çaldağı, ikincisi de Filipinler’de Acoje. Acoje de zaten European Nickel şirketi tarafından ‘projenin amiral gemisi' olarak ilan edilen Çaldağı’nı izliyor.

3- Sülfürik asit liç usulüyle açık maden işletmesi dünyada sadece European Nickel şirketi tarafından uygulanmak istenilen bir projedir. Zaten bu şirketin kuruluş ve varlık nedeni de nikel madencilik sektöründe böyle bir projenin uygulanabilmesi içindir, bu şirket zaten böyle bir proje uygulamak amacıyla kurulmuştur. Dünyada nikel madenciliğinde “sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesi” projesini uygulamak isteyen bir başka şirket daha bu nedenle yoktur. Dolayısıyla, sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesi sadece İngiliz European Nickel şirketi projesidir.

4- European Nickel şirketi tarafından “sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesi” için hala neden “proje” deyimi kullanılıyor? Çünkü böyle bir nikel işletmesi dünyanın başka yerinde yok, bu nedenle de uygulanmak istenen şey “proje” diye tanımlanabiliyor ancak.

Fransızca kökenli bir kelime olan “proje” kelimesinin Türkçe’deki karşılığı “tasarı” demektir ve bir amacı gerçekleştirmek için tasarlanmış, ancak henüz girişim aşamasında olan bir iş veya eylemi anlatmak için kullanılır. O zaman eğer Türkçe düşünüp de konuyu incelersek, sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesinin sadece bir tasarı halinde olduğu ve dolayısıyla da dünyanın hiç bir bölgesinde uygulanabilirliğinin henüz olmadığını anlamamız mümkün olabilir. Dolayısıyla böyle bir işletme eğer dünyanın başka yerlerinde var olsaydı, o zaman European Nickel şirketi tarafından sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesi için “proje” deyimi kullanılmazdı.

5- “Sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesi” dünyanın başka yerlerinde veya ülkelerinde olsaydı eğer, o zaman European Nickel şirketi, Turgutlu Çaldağı’nı “projenin amiral gemisi” ilan etmez, böyle tanımlamazdı.

6- “Sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesi” dünyanın başka yerlerinde veya ülkelerinde olsaydı eğer, European Nickel şirketinin kurucularından, bu projenin mucidi de sayılan Simon Purkiss, 2007 yılı Şubat ayında YASED tarafından düzenlenen “Fırsatlar ülkesi Türkiye”  adlı konferans dolayısıyla görüştüğü Başbakan Tayyip Erdoğan’a Turgutlu Çaldağı’nda uygulayacakları teknolojiyi anlatırken “Dünyada ilk defa Turgutlu’da uygulayacağımız bir teknoloji” diye anlatmazdı. 

(23 Şubat 2007 tarihli Hürriyet Gazetesinin ekonomi sayfasında Hanife Baş imzasıyla yapılmış bu görüşme ile ilgili haberde Purkiss'in sözlerini aşağıdaki linke tıklayarak kendiniz de okuyabilirsiniz)
  http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6002820&tarih=2007-02-23

 
SONUÇ:
Bu durumda verilen soru önergesinde sorulan 4. soruya cevap veremeyen veya cevap vermek istemeyen veya cevap vermekten kaçmaya çalışan dönemin Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun yapmakla yükümlü olduğu, hatta mecbur kaldığı iki şey var:

 1- Eğer varsa, kendi uzman heyetlerince incelenen Kanada’daki “sülfürik asit liç usulüyle açık nikel madeni işletmesi” yapan şirketin adını vermesi ve heyetin düzenlediği bu raporu göstermesi. Böyle bir yöntemle nikel işletmeciliği dünyanın başka ülkelerinde yapılıyorsa eğer, 7 yıldır European Nickel şirketinin gösteremediği bu adresi Bakan Eroğlu’nun göstermesi.

 2- Veya bunu bize söylemek istemiyorsa, bizzat Simon Purkiss’e söyleyip, “Sen kendini bu projenin mucidi diye gösterip boşyere böbürlenme. Ben uzman heyetime dünyayı yeniden keşfettirip bu yöntemin uygulandığı yerleri tespit ettirdim. Benim Başbakanım Sayın Tayyip Erdoğan’ı kandırıp da ‘Dünyada ilk defa Turgutlu’da uygulayacağımız bir teknoloji’ diye yalan söylemeye utanmıyor musun? Senin bu yaptığın ayıp” desin. Böylece belki hiç olmazsa Simon Purkiss’e bir iyiliği dokunur, en azından Simon Purkiss dünyada kendisinden başka delilerin de var olduğunu anlayınca çalımı biraz bozulur da Çaldağı’nda caka satarak dolaşamaz.

Dolayısıyla şu soruyu hâlâ soruyor olmakta haklı değil miyiz?
"ÇALDAĞI'NDA NELER OLUYOR?"
14 Şubat 2012    



0 Yorum - Yorum Yaz
ÇALDAĞI KONUSUNDA GÜNDEMİ SARSACAK GELİŞME:
KİM DOĞRUYU SÖYLÜYOR?
CHP Milletvekili Hasan ÖrenBelediye Bşk. Serhat OrhanBakan Veysel Eroğlu

Kamuoyu şimdi bu soruya cevap bekliyor:
KİM DOĞRUYU SÖYLÜYOR?
Belediye Başkanı Serhat Orhan mı? Bakan Veysel Eroğlu mu?

     CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, TBMM’ye verdiği soru önergesinde Bakan Eroğlu’na sordu: “Belediye Başkanı Serhat Orhan’ın bütün bu söyledikleri doğru mu, siz bunları söylediniz mi?”

     Bakan Veysel Eroğlu cevaplıyor: “Kendisi ile iddia edildiği gibi böyle bir konuşma olmamıştır...”


ÇALDAĞI KONUSUNDA GÜNDEMİ SARSACAK GELİŞME:
KİM DOĞRUYU SÖYLÜYOR?
CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören’in TBMM’ye verdiği Çaldağı’ndaki maden işletmesi ile ilgili soru önergesi ve konunun muhatabı olarak Bakan Veysel Eroğlu’nun verdiği cevap, Çaldağı’ndaki maden işletmesi konusunda kamuoyunun nasıl aldatılmaya çalışıldığına ilişkin gündeme yeni ama çok çarpıcı bir ayrıntıyı daha taşıdı. Sorulan sorular ve bunlara verilen cevaplar, Çaldağı konusunda başından beri kamuoyunun aldatılmaya çalışıldığının belgeli bir kanıtı durumunda. Çünkü Bakan Veysel Eroğlu, Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan’ı açık bir dille yalanlıyor ve “Serhat Orhan’ın benim ağzımdan aktardığını söylediği bu sözleri ben söylemedim, aramızda böyle bir konuşma da geçmemiştir” diyor.
Bu durumda tüm gözler Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan’ın Bakan Eroğlu’nun bu cevabından sonra yapacağı açıklamanın ne olacağına çevrilmiş durumda. Çünkü Serhat Orhan, Bakan Eroğlu’nun bu cevabını yalanlamaması durumunda, “bütün bunları kendisinin uydurduğu ve Çaldağı’ndaki maden şirketinin çıkarları için kamuoyunu kandırmaya çalıştığı” suçlamaları ile karşı karşıya kalacak.
Serhat Orhan’dan açıklama bekleniyor
- Bakan Eroğlu’nun sizin hakkınızdaki bu açıklamasını yalanlamayı düşünüyor musunuz?
- “Bakan Eroğlu’nun soru önergesine verdiği bu cevap doğru değildir” diyecek misiniz?
- Eğer Bakan Eroğlu’nun cevabı doğru ise, öyleyse siz neden böyle şeyler söylediniz?
- Hiç bir açıklama yapmamanız durumunda ise, Bakan Eroğlu’nun verdiği bu cevabın sizi ne durumda bırakacağının farkında mısınız?
Çaldağı’nda neler oluyor?
Her açıdan bakıldığında, manzara Çaldağı konusunda birilerinin kamuoyuna gerçekleri asla söylemediğini ve sürekli olarak kamuoyundan bazı gerçeklerin saklanarak, halkın Çaldağı konusunda bir olup-bittiye getirilerek aldatılmaya çalışıldığını gösteriyor.
Peki bütün bunlar neden ve kimin çıkarı için yapılıyor?
Dünyanın hiç bir ülkesinde uygulanmasına izin verilmeyen bir projeye ilk defa Turgutlu’da izin verilmeye çalışılmasının ardındaki asıl gerçek nedir? İşte aranan asıl cevap bu. Ama görülen o ki, bu nedenle Çaldağı konusunda daha sorulacak çok soru ve aranacak çok cevap var. Dolayısıyla şu soru hep gündemde kalacak gibi görünüyor: “Çaldağı’nda neler oluyor?”
Ancak, CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören’in soru önergesi ve Bakan Veysel Eroğlu’nun cevabından sonra ise, şu anda gündem Belediye Başkanı Serhat Orhan’ın ne cevap vereceği merak konusu olduğundan, Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan’ın açıklamasına endeksli. Elbette sıra diğer sorulara da gelecek.

Kamuoyu Serhat Orhan’dan cevap bekliyor:
“Bakan Veysel Eroğlu’nun verdiği cevap mı doğrudur, TUTSO meclis toplantısında sizin söyledikleriniz mi?”
Belediye Başkanı Serhat Orhan neler söylemişti?
“Ben bunları Sayın Bakan Eroğlu’nun ağzından aktarıyorum. Sayın Bakan beni çağırdı ve “Başkanım biz sıkıştık, maalesef kendi kazdığımız kuyuya düştük. Hem İngiliz hükümetinin, hem İngiliz büyükelçiliğinin, hem de İngiliz şirketinin yaptıkları baskılar sonucunda Çaldağı’ndaki maden şirketi için istedikleri izinleri bu yüzden vermek zorunda kaldık...”
Tarih: 27 Nisan 2009     Yer: Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Toplantı Salonu
Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan'ın neler söylediğini sitemizden izleyin
  Belediye Başkanı Serhat Orhan'ın aynı konuda NTV'deki konuşması 
CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören neler sordu?
CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, 30 Kasım 2011 tarihinde Bakan Eroğlu tarafından cevaplandırılması talebiyle TBMM’ye verdiği soru önergesinde Bakan Eroğlu’na soruyor: “Belediye Başkanı Serhat Orhan’ın bu söyledikleri doğru mudur? Aranızda böyle bir konuşma geçmiş midir, Serhat Orhan’ın sizin ağzınızdan aktardığını söylediği tüm bu sözleri sarf ettiniz mi? Belediye Başkanı Serhat Orhan’ın dediği gibi, İngiliz hükümeti, büyükelçiliği veya konsoloslukların herhangi bir baskısı olmuş mudur?
 
Bakan Veysel Eroğlu’nun cevabı ne oldu?
İşte Bakan Eroğlu’nun Hasan Ören’in soru önergesine 21 Aralık 2012 tarihinde verdiği ve TBMM tutanaklarına da geçen cevabı: “Söz konusu kişi ile aramızda iddia edildiği gibi bir konuşma olmamıştır. Ayrıca söylendiği gibi İngiliz büyükelçiliği veya konsolosluğundan herhangi bir baskı görmem söz konusu değildir...”
Bakan Eroğlu’nun imza ve mührünü taşıyan cevabın belgesini sitemizden okumak için tıklayınız:   Bakan Eroğlu'nun soru önergesine cevabı
Sonraki bölüm için tıklayınız:   4. soruya neden cevap verilmiyor?
ÇALDAĞI'NDA NELER OLUYOR?



0 Yorum - Yorum Yaz
Vahşi madenciliğe karşı
Çaldağı'ndan yükselen ses
yurtdışında da yankılanmaya başladı
 
Haberin tercümesi
 
Çevreciler, Sardes konusunun yoğun bir dikkatle izlenmesi çağrısında bulundu
 

Engin Hava, Today’s Zaman, İstanbul, 05.10.2011

Türkiye’deki çevreciler, STÖ’leri ve hükümeti, çevreyi, özellikle özel madencilikten koruma konusunda farkındalığı artırmak için işbirliği yapmaları hususunda sıkıştırıyor ve bu yapılmadığı taktirde, ülkedeki gıda ve su güvenliğinin tehlikeye gireceğini öne sürüyorlar. 

İngiltere merkezli madencilik şirketi Sardes Nickel, 2004’de, Türkiye’nin en verimli tarım arazilerinden biri olan Manisa’nın Çaldağ bölgesinde nikel madeni arama ve araştırma çalışması başlatmak için Çevre Bakanlığı’ndan izin aldı. Gözlemciler, çevreye verilebilecek olası zararları değerlendirmek için gerekli fizibilite çalışmaları yapılmadan şirketin faaliyetlerine başlamasına izin vermesi nedeniyle hükümeti eleştirdiler.

Sardes şirketinin kullanmayı umduğu yığın liç’i metodu, hedeflenen madeni çözmek için – öğütülmüş cevherin tonu başına 1,000 kilogram – sülfirik asit kullanan bir yöntemdir. Bu yöntem daha önce birçok ülkede çeşitli şirketler tarafından ticarileştirilmişti; ancak şu anda dünyanın hiçbir yerinde nikel için yığın liç işlemi yapılmamaktadır.  STÖ’lerin direnişleri ve konunun mahkemeye intikal ettirilmesinin ardından şirket, Çaldağ projesini “askıya almaya” karar verdiğini açıkladı.

Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı  (TEMA) tarafından derlenen bir raporda, Sardes projesi ayrıntılı olarak incelendi. TEMA çevreye zarar vereceğini savunduğu Sardes’deki operasyonlara karşı yerel STÖ’leri harekete geçirerek, kampanya başlatma çabalarına öncülük etti.  TEMA’nın raporu  Sardes şirketinin, Türkiye’deki projeyi tamamladıktan sonra diğer bazı ülkeleri de nikel madeninin çıkartılmasında bu metodu kullanmaya ikna etmeyi planladığını savunuyordu.

Sardes Nickel Genel Müdürü Cevat Er, daha önce çevreci eylemcilerin bazı “asılsız” iddialarla kamuoyunu “aldattıklarını” öne sürmüştü. Genel Müdür, doğaya en az zarar verecek en son teknolojik madencilik aygıtlarını kullanacaklarını söyleyerek şirketini savundu. Er, şimdi müsait olmadığı için bu konudaki görüşünü alamadık.

Danıştay’da, Sardes’e karşı açılmış, tamamlanmayı bekleyen bir dizi dava mevcuttur. Manisa idare mahkemesi daha önce şirketin Turgutlu’da orman arazisini kullanma iznini iptal etti. Şirketin mahkemeye yaptığı itirazdan sonra Çevre Bakanlığı, iznin yenilenmemesine karar verdi. Sardes geçen ay projedeki hisselerini 40 milyon dolara, Turmad Madencilik A.Ş’ne sattığını açıkladı.

Today's Zaman, TEMA Başkan Yardımcısı Deniz Ataç’la konuştu. Kendisi, kamu bilincini arttırma çabalarının, hükümetin, şirketin sözleşmesini yenilemesini engellemesine yardımcı olmasından dolayı örgütün mutluluk duyduğunu söyledi. “Çevre Bakanlığı yerel yönetimler ve bölgedeki insanlarla yakın temas halinde olmalıdır…, “Biz, gerekli teknik desteği sağlamaya hazırız” diye belirtti.

TEMA raporu  yetkililerin, projenin maliyet ve yararlarını değerlendirmek için kapsamlı bir analiz yapmış olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. “Çevre Bakanlığı’nın proje için Çevresel Etki Değerlendirme Raporu [ÇED], şirketin devlete vergi olarak yalnızca toplam 163 milyon dolar vermiş olacağını göstermektedir. Şirketin 15 yıl işletme sonucunda elde edeceği tahmini gelir ise 5.1 milyar dolara eşitti.”

Gözlemciler Turmad’ın, Sardes Nickel’in Türkiye’deki bir hülle ( örtü)  şirketi ve satışın da şirket içi bir satış olup olmadığının belli olmadığını öne sürdüler. Ataç, şimdilik gelişmeleri yakından izlediğini ve satışın netlik kazanmasını beklediğini söyledi.

Türk hükümetleri geçmişte ülkedeki çevresel konulara gerekli önemi vermekte başarısız olmaları nedeniyle eleştirilmişlerdi ve birçok kişi, gıda ve su güvenliği gibi temel konuların istenilen düzeyde tartışılmadıklarını söylemektedir. Ataç şunları söyledi: “Türkiye’nin, doğal varlıkları yalnızca mal gibi görmek yerine, korunması gereken değerler olarak kabul eden bir siyasi iradeye sahip olası gerekir. Biz madenciliğe karşı değiliz, ancak çevreye zarar vermemelidir. Şirket, Türkiye’nin ve dünyanın en verimli bölgelerinden birinde bunu yapmaya çalışıyordu. Bu, yerel halkın sağlığını ve geleceklerini etkileyecektir…. Biz dünya gündeminin en önemli konularından biri haline gelmiş olan gıda güvenliğine dikkat etmek zorundayız.”

Ataç, böyle bir madencilik yönteminin, Kıbrıs’ta bir Amerikan şirketinin sebep olduğu tehlikelerden daha kötü sonuçlar getirebileceğini belirtti. Kıbrıs merkezli bir Amerikan şirketi olan Cyprus Mines Corporation (CMC), 60 yıllık bir zaman dilimi içinde toprağa milyonlarca ton zehirli atık döktü ve bilim adamları, bu hasarı gidermenin onyıllarca süreceğini söylemektedirler.

Türkiye, 2009 yılında AB’ye uyum sürecinin bir parçası olarak, çevre faslını açmış, fakat ülke şimdiye kadar sınırlı bir ilerleme kaydetmiştir.

 



0 Yorum - Yorum Yaz
Çaldağı'ndaki Sardes Nikel şirketi satıldı (?)
 

Turgutlu Çaldağı’nda bulunan nikel madeninin ruhsatlarına sahip olan Sardes Nikel Madencilik A.Ş. satıldı. İngiliz Euro Nickel PLC (ENK) isimli şirketin sahibi olduğu Sardes’in hisselerinin tamamının 15.09.2011 tarihinde 40.000.000-(Kırk milyon) ABD Doları karşılığında satıldığı açıklandı. Satın alan şirketle ilgili ise herhangi bir açıklama yapılmadı. Öte yandan söz konusu ihalede Sardes şirketi ve European Nickel şirketi tarafından "Çaldağı projesi" kapsamında kurulmuş olan bir diğer şirket olduğu bu ihale sonucu öğrenilen TURMAD adlı diğer şirketin de, tüm hakları ve Çaldağı'ndaki pilot tesislerle birlikte Cihat Kamer'in başkanlığını yaptığı Atasay Grubu'na ön protokol ile satıldığına ilişkin iddialar da yer alıyor.  6.000.000 ABD dolarının peşin ödendiği kalan 34.000.000 ABD dolarının ise 28 gün için kesin satış işlemi ile birlikte ödeneceğini öğrenildi. Öte yandan bilgi almak için aranan Sardes Nikel A.Ş. yetkililerine ise ulaşılamadı.

Resmi açıklama halen yok (!)
Sülfürik asit liç yöntemi ile açık nikel madeni projesini 'dünyada ilk defa' Türkiye'de, dolayısıyla Çaldağı'nda uygulayabilmek için İngiliz European Nickel (ENK) şirketi tarafından kurulan Sardes Nikel Madencilik şirketi, 15 Eylül 2011 tarihinde yapılan bir ihale sonucu tüm hakları ve Çaldağı'ndaki pilot tesislerle birlikte satılmıştı. Ancak satın alan şirketle ilgili nedense halen hiç bir açıklama yapılmaması garip karşılanırken, kamuoyunda da çeşitli yorumlara neden olmaya devam ediyor. Yerel bir gazetede Çaldağı'ndaki pilot tesislerle birlikte Sardes şirketini tüm haklarıyla satın alan şirketin Atasay gurubu olduğuna ilişkin haberler yer almıştı. Öte yandan hala nedense bir türlü Çaldağı'ndaki tesisleri devralan şirketin adı ile ilgili açıklaması yapılmayan ihale ve satış olayı ile ilgili bazı bilgilere göre de satın alan şirketler olarak Oremine Madencilik ile VTG Nikel Madencilik'in de isimleri yer alıyor.
Bu sonuç ne anlam taşıyor?

Sardes maden şirketinin aldığı ÇED olumlu kararının iptali için açılan dava ile Orman Tahsis izninin iptali için açılan dava halen Danıştay'da ve temyiz incelemesinde bulunuyor. Manisa İdare Mahkemesi'nin orman tahsis iznini iptali kararından sonra, European Nickel şirketinin Çaldağı’ndaki kolu olan Sardes şirketinin uzun süredir, yeniden orman tahsis izni almak için çaba sarf ettiği ancak örgütlü direnişin yarattığı ortam ve etkileri nedeniyle çabalarından sonuç alamadığı, bu nedenle de bir süredir farklı çözüm arayışları içinde olduğu da biliniyordu. Bu sonuç, “vahşi madenciliğe hayır” sloganıyla bugün artık tüm Ege bölgesinden taşarak ülke geneline yayılmaya başlayan Çaldağı direnişinde önemli bir başarının daha sağlandığı anlamındadır.


Mücadelemiz daha da artarak sürüyor, sürecek!

Sardes şirketinin bağlı bulunduğu ve Çaldağı’nda “dünyada ilk defa” uygulamak istenen sülfürik asit liç projesi ile açık nikel madeni projesinin sahibi olan European Nickel şirketi Genel Müdürü Rob Gregory’nin Londra Borsası’nda yaptığı ve 11 Aralık 2010 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanan açıklamanın ardından, 22 Aralık 2010 tarihinde TURÇEP tarafından düzenlenen basın açıklamasında “Geldikleri gibi gidecekler” denilmiş ve “Mücadelemiz bu şirket buradan çekip gidinceye ve tüm Gediz vadisini çöle çevirecek büyük bir tehlike potansiyeline sahip olan sülfürik asit projesinin yasaklanmasına kadar devam edecektir” vurgusu da yapılmıştı.

Tüm Gediz vadisini çöle çevirebilecek bir projeyi uygulamak için Çaldağı'nın tepesine çöreklenmek isteyen İngiliz şirketi sonunda geldiği gibi gitmiştir. Ancak Çaldağı direnişi bu sonuçla birlikte şimdi de mücadelesini bir diğer hedefi olan “sülfürik asit projesinin madencilik sektöründe yasaklanması” hedefi doğrultusunda bir üst aşamaya taşıyabilmiş durumdadır. Çünkü Çaldağı direnişinin temelindeki asıl konu; şirketin kimliği değil, uygulanmak istenen vahşi madencilik projesidir.

VAHŞİ MADENCİLİĞE HAYIR! GEDİZ VADİSİ ÇÖL OLMAYACAK!


Satış işleminden pis kokular mı yükseliyor?

Bu gelişme kamuoyunda şimdi kuşku ile izleniyor.  Çaldağı’nda dünyada ilk kez uygulanmak istenen ve tüm Gediz vadisini yok edecek bir tehlike içeren projeyi uygulamak isteyen İngiliz European Nickel Şirketi’nin kolu olan Sardes şirketinin ayrıca bu kadar ucuza ve adı sanı henüz net olarak bilinmeyen bir şirkete satılması kamuoyunda haklı olarak “bu acaba yeni bir oyun mu?” şeklinde dolayısıyla bazı kuşkulara neden oldu. Öte yandan Çaldağı’ndaki pilot tesislerin Gördes’te yine sülfürik asit liç yöntemiyle ama kapalı sistemle nikel madeni işletmek isteyen Zorlu gurubundan Meta Madencilik tarafından satın alınacağı da bir süredir konuşuluyordu. Örneğin; Turgutlu'daki toprağın işlenmek üzere Gördes'e taşınacağını ileri süren görüşler bile ortaya çıkıyordu.

Söz konusu satış olayı ve Çaldağı'ndaki pilot tesislerin devredilmesi ile ilgili gelişmeler başta TURÇEP, TEMA VakfıEGEÇEP ve GÖRÇEV olmak üzere tüm çevreci kuruluşlar tarafından büyük bir dikkat ve uyanıklık içinde takip ediliyor...
Çaldağı      
20 Eylül 2011 



1 Yorum - Yorum Yaz
Gediz Hiroşima Olmasın'a 255 bin imza!
 
TEMA tırının Çaldağı için Turgutlu'ya gelişi büyük ilgi ve sevinçle ile karşılanmıştı

TEMA Vakfı'nın düzenlediği "Gediz Hiroşima Olmasın" başlıklı imza kampanyasında imzacı sayısı 255 bini geçti. Haberi hazırladığımız 20 Ağustos 2011 tarihi itibarıyla kampanyaya katılanların sayısı 255.490 kişi olarak yer alıyordu.

TEMA Vakfı tarafından düzenlenen “Ülkemizdeki Tarım Arazilerine Birlikte Sahip Çıkıyoruz” ve Turgutlu Çaldağı’ndaki madencilik faaliyetinin sona erdirilmesi için başlatılan “Gediz Hiroşima Olmasın” imza kampanyası sürüyor. TEMA Vakfı tarafından TEMA tırının Çaldağı direnişine destek vermek amacıyla Turgutlu’ya gelmesi ile birlikte, 1  Kasım 2010 tarihinden itibaren "Gediz Hiroşima olmasın" adı altında, Çaldağı'ndaki madencilik faaliyetinin durdurulması ve Gediz Vadisinde yaratacağı facianın önlenmesi  için yurt genelinde bir imza kampanyası başlatılmıştı.

Vakfın resmi internet sitesinde sürdürülen kampanyada imzacıları sayısı 255 bin 490 oldu.

Kampanya çağrısında "Türkiye’de, verimli tarım topraklarımız hep verimli kalsın, bizleri, çocuklarımızı, onların çocuklarını nesiller boyu beslesin, insanımız da bu toprakları koruyarak, doğru yararlanarak hep burada yaşasın istiyoruz" deniliyor.

Ayrıca internet üzerinden de devam eden imza kampanyasına verdiğimiz bu linke tıklayarak katılabilirsiniz: http://www2.tema.org.tr/temaimza/index.asp?offset=0
 
    Çaldağı                
20 Ağustos 2011    



0 Yorum - Yorum Yaz


76 yaşında bir Çaldağ direnişçisi
76 yaşındaki Muammer Arabulan, İngiliz firması tarafından maden çıkartma faaliyetleri kapsamında ağaçların kesilmemesi için Çaldağı'na çıkarak tek başına çadır kurup eylem yaptı.
 

Turgutlu ilçesinde yaşayan 76 yaşındaki emekli astsubay Muammer Arabulan, İngiliz firması tarafından maden çıkartma faaliyetleri kapsamında ağaçların kesilmemesi için eylem yaptı.

Turgutlu Çaldağı'nda İngiliz firması Sardes Nikel Şirketi tarafından nikel madeni çıkartma ve zenginleştirme faaliyetleri kapsamında yüzbinlerce çam ağacının kesilecek olmasını eleştiren 76 yaşındaki emekli astsubay Muammer Arabulan, ağaçların kesileceği yere çadır kurdu.

Tansiyon ve şeker hastası olmasına karşın tüm doğa zorluklarına rağmen bir haftadır eylemini sürdüren Arabulan, işletme nedeniyle doğanın zarar göreceğini ve yeşilin elden gideceğini söyledi. Verimli Gediz Havzası ve Turgutlu Ovası’nın yok olmaması için çalıştığını belirten Muammer Arabulan, "Bize bırakılan vatan parçasını korumak bizim vazifemiz. Emanete ihanet etmeyiz" dedi. İlçenin belediye başkanı ve kaymakamını da yanına beklediğini ifade eden Arabulan, şöyle konuştu: "Gücüm yettiği kadar bu eylemi sürdüreceğim. Çocuklarıma ilaçlarımı yanıma getirmelerini söyledim. Ağaçlar kesilmesin diye nöbet tutacağım."
9 Haziran 2009    
  Haber için tıklayınız: Kent Haber 
76 yaşındaki Muammer Arabulan çadır kurduğu yerde ziyaretçileri ile birlikte
 



0 Yorum - Yorum Yaz
Nasıl bir madencilik anlayışı?

 Karşı olduğumuz asıl konu nedir?

Halkımızın en çok kandırıldığı bir konu var:
Çevrecilerin karşı çıktığı asıl şey nedir?
Bu tepkili insanlar Türkiye’de madencilik yapılmasını mı istemiyorlar?

Yeraltı zenginliklerimizi yağmalamak için kolları sıvamış yerli veya yabancı maden şirketlerinin çevrecileri suçlamaya, dolayısıyla da halkımızı aldatmaya yönelik yürüttükleri en önemli propaganda malzemesi, “madenlerin yeraltı zenginliği anlamına geldiği, ama Türkiye’de madenlerin kıymetinin bilinmediği, çevrecilerin ise madencilik yapılmasının önüne geçmeye çalıştıkları, böylelikle yoksulluğun devamına neden oldukları” şeklindeki gülünç suçlamaları.

Oysa asıl konu, “Türkiye’de madencilik yapılsın mı, yapılmasın mı?” konusu değil. Konunun maden şirketleri tarafından buraya odaklanmaya çalışılması, halkın kafasını karıştırıp aklını çelmek için yapılan bir manevra ve bu amaçla konunun saptırılıp çarpıtılmasından başka bir şey değil. Çünkü asıl karşı çıkılan; Türkiye’de madencilik yapılması değil, uygulanmak istenen “vahşi madencilik” anlayışı ve bu anlayışa ortam yaratan ülkemizdeki madencilik yasasıdır.

Tıklayınız: TMMOB Madencilik Sektörü Sorunlar ve Çözüm Önerileri

 Nasıl bir madencilik anlayışı?

Bir madenin yeraltı zenginliği olduğunu bir ilkokul çocuğu bile bilir. Asıl önemli olan; bu zenginliğin kimler tarafından kullanılması gerektiği, hangi yöntemle elde edilip, nasıl değerlendirileceğinin doğru bilinmesi.

Çevreciler ve yaşam savunucuları; insana ve çevreye saygısı olmayan, doğal güzelliklerimizi ve tarihi zenginliğimizi tahrip ve talan eden, dolayısıyla “vahşi madencilik” olarak tanımlanabilecek böylesi bir madencilik anlayışının karşısındadır. Ama insana ve çevreye saygılı, doğal güzelliklerimiz ve tarihi zenginliğimizi koruyan bir madenciliğin yanındadır.

Dolayısıyla maden ve madencilik ile ilgili bu soruyu alternatif madencilik anlayışını da vurgulayacak şekilde ama “çevreci bir üslup” ile yanıtlayabilmek adına şöyle bir açılım ortaya koymak güzel olmaz mı?

Maden denilen şey; bir yer altı zenginliğidir, ama doğanın kendisi tarafından üretilen, bizzat doğa tarafından insanlığa bir armağan olarak sunulmuş bir cevherdir. Bir bölgede veya ülkedeki cevherin taşıdığı anlam, bu toprakları kendilerine vatan edinebilmiş insanların, bu nedenle doğa tarafından böyle bir zenginlik ile ödüllendirilmesidir. Dolayısıyla bir ülkedeki cevher, bu toprakların gerçek sahibi olan halk için bu nedenle doğa tarafından sunulmuş bir armağan, gelecek nesilleri için de doğa tarafından bu anlamda sunulmuş bir sermayedir. Dolayısıyla bu cevherin ve zenginliğin, gerçek sahibi olan halka kazandırılması gerekli.

 Doğa bize söylüyor!

Ama bu cevheri insanlığa bir zenginlik diye sunan, bir sermaye diye armağan eden doğanın dilinden eğer anlıyorsak, bize sunulan bu armağanın hangi şekilde elde edilip, nasıl değerlendirileceğini de doğru bilmek zorundayız. Asıl önemli olan; yeraltındaki bu cevherin bir sermaye veya zenginlik olduğunun bilinmesi değil, ona nasıl ulaşılabileceği konusu.

Eğer doğanın dilinden biraz anlıyorsak, “vahşi madencilik” yüzünden bugüne kadar yaşadığımız ve karşı karşıya kaldığımız çevresel felaketler aracılığı ile aslında doğa bize şunu söylemektedir:

“Bu cevher, çağlardan beri en şefkatli ana gibi bağrında taşıdığı tüm canlıları cömertçe besleyip barındıran TABİAT ANA tarafından en değerli canlı varlık olan insanoğlu için bir armağan diye sunulmuş, yaşadığı toprakları kanlarıyla sulayarak vatana dönüştüren halkların geleceği için ‘bir de sermayeleri olsun’ diye üretilmiş bir zenginliktir. Bu nedenle insanoğlunun bu armağan ve zenginliğe taşıdığı bu anlama uygun şekilde ulaşması gerekir. Eğer insanoğlu bu cevhere insan gibi ulaşmayı hâlâ öğrenemediyse, etrafını tahrip etmeden, topraklarının kıymetini bilmeden, kendi nesline ve diğer canlılara zarar vermeden, tabiat ananın canını yakmadan bu zenginliği elde etmeyi hâlâ beceremiyorsa, o zaman insanoğlu böyle bir zenginliği elde etmeye, bu cevhere ulaşmaya, bu armağana kavuşmaya da hâlâ layık bir hale gelememiş demektir. O halde bırakın bu cevher olduğu yerde kalsın, insanoğlu bu armağana insan gibi ulaşacağı, böyle bir zenginliği elde etmeye layık olacağı düzeye gelinceye kadar, toprağın altında, gelecek nesiller için en karanlık günlerinde kendilerine ışık ve umut olabilecek bir sermaye olarak beklemeye devam etsin!”




0 Yorum - Yorum Yaz
İnsanlar İçin Ormanlar
Home filminin yönetmeni Yann Arthus-Bertrand’ın
2011 Uluslararası Orman Yılı nedeniyle
Birleşmiş Milletler için yaptığı kısa metrajlı film

Filmi Erward Norton seslendiriyor
 Videodaki altyazı seçeneklerinden Türkçe seçebilirsiniz

  

“İnsanlar İçin Ormanlar” sloganıyla yola çıkan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ormanların sürdürülebilir yönetimi ve korunmasının önemine vurgu yapmak ve ormanlara ilişkin farkındalığı artırmak adına 2011 yılını Uluslararası Orman Yılı olarak ilan etti. Biz de sizlere ormanlarla ilgili kısa bir derleme yaptık.

- İnsanoğlunun yerleşik düzene geçtiği zamanlarda dünyamızın yarısını kaplayan ormanlar şu anda dünyanın ancak %10’unda bulunuyor.

- BM rakamlarına göre, her sene 130,000 km2 orman yok ediliyor.

- Ormansızlaşma nedenlerinin en başında yangınlar geliyor. Ormanlar yok edilerek yerlerine tarımsal alanlar, sığır çiftlikleri, palmiye yağı (palm oil) üretimi için plantasyonlar kuruluyor.

- Tropik iklimlerde deniz kıyısına paralel yetişen mangrov ormanları tahrip edilerek yerine karides ve balık çiftlikleri yerleştiriliyor.

- Ormansızlaşma uygulamaları direkt ve dolaylı olarak, küresel sera gazı salınımının %20’sine neden oluyor.

- Tahrip olan ormanlardan geride kalan ağaçlar sağlıklarını hızla kaybediyor ve hastalıklar, böcekler ve yangınlara daha yatkın oluyor.

- Dünya üzerindeki tüm canlı türlerinin %70’i ormanlarda yaşıyor. Tropik ormanlar dünyanın en çok çeşitliliğe sahip ormanları ve tüm canlı türlerinin %80’i tropik ormanlarda yaşıyor.

- Yağmur ormanlarının tahribatı nedeniyle bir günde 137 bitki, hayvan ve böcek türü yok oluyor. Bu, senede 50,000 türe denk geliyor.

- 21. yüzyıl bitmeden, Güneydoğu Asya’daki hayvan ve bitki türlerinin % 40’ının ormansızlaşma nedeniyle yok olacağı tahmin ediliyor.

- 1947’de toplamda 15-16 milyon km2 olan tropik ormanların yarısı yok oldu. Dünyanın tropik ormanlarından geriye 7,5 – 8 milyon km2 kaldı. Bilim adamları, sıkı tedbirler alınmazsa, 2030 senesinde tropik ormanların sadece %10’unun hayatta kalacağını söylüyor.

- Batı Afrika’nın kıyı şeridinde bulunan yağmur ormanlarının %90’ı 1900 yılına kadar yok olmuştu.

- Güneydoğu Asya’da yağmur ormanlarının %88’i artık yok.

- Orta Amerika’daki yağmur ormanlarının %40’ı son 40 sene içerisinde yok oldu.

- Haiti’nin ormanlarından geriye sadece %1’i kaldı ancak tahribat hala devam ediyor.

- Ormansızlaşma, su döngüsünü tahrip ederek atmosferdeki nem oranının azalmasına neden oluyor. Ağaçlar yok oldukça toprağın birbirine tutunma özelliği azalıyor ve böylelikle erozyon, ani seller ve toprak kaymaları daha hızlı ve sık gerçekleşiyor.

- Gelişmiş ülkeler ağaçlara inşaat malzemesi ve kağıt üretimi için ihtiyaç duyarken, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 3 milyar insan ısınmak ve yemek pişirmek için oduna gereksinim duyuyor.


Daha fazla bilgi için:

 

  Orman Genel Müdürlüğü – Uluslararası Orman Yılı 2011

  Birleşmiş Milletler – International Year of Forests, 2011

  Good Planet – Of Forests and Men (Official Site)

  Wikipedia – International Year of Forests

 



0 Yorum - Yorum Yaz
TÜRKİYE'DE MADENCİLİK ve
YARATTIĞI ÇEVRESEL SORUNLAR

 Sitemizin katkılarıyla

 

Metalürji Yüksek Mühendisi, İTÜ Öğretim Görevlisi ve TEMA Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Duman'ın Cumhuriyet Dergi'de Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Esra Açıkgöz ile röportaj için hazırlanan yazısından önemli bir bölüm.


Çaldağı hakkındaki röportajını da sitemizden okumak için tıklayınız
   İsmail Duman ile bir röportaj 
 
SORULAR ve YANITLAR - Cumhuriyet Dergi - Aralık 2010

SORU  : MADENLERLE İLGİLİ SORUNLAR, YANLIŞ KULLANIMLAR TÜRKİYE’DEKİ ÇEVRE SORUNLARI ARASINDA NASIL BİR YER KAPLIYOR?

YANIT  : Türkiye’deki çevre sorunlarının elbette çok sayıda kaynağı var. Sanayi kuruluşları deşarj ve emisyon açısından nispeten etkin denetlenebiliyor. Enerji üretim işletmeleri ise bir tür “iltimas” görmekte. 2023 yılına kadar 2000 adet yeni HES’in devreye alınması girişimi ise bu topraklardaki en büyük çevre felaketini yaratacaktır düşüncesindeyim. Aynı yeğinlikte bir çevre tahribatı da, korkarım madencilikten kaynaklanacaktır. Bu noktada “madencilik” kavramından ülkemiz yasa koyucularının ne anladıklarını çok merak ediyorum.

SORU  : TÜRKİYEDEKİ MADEN ÇALIŞMALARI İLE İLGİLİ YAPILAN EN BÜYÜK YANLIŞLIK NEDİR?

YANIT  : Madencilik ve endüstri iki ayrı sektördür. Bu aktiviteleri kontrol eden/denetleyen çevresel yasalar ve sınırlamalar da birbirinden farklıdır. Endüstrinin tabi olduğu çevre kuralları, madenciliğin tabi olduğu kurallardan çok daha katıdır. “Entegre Madencilik” kavramı, günümüzde bir kandırmacadan başka birşey değildir. İlk çağdan itibaren uygulanmış “Çözelti Madenciliği”, suda çözünebilir tuzlardan, asitte çözünebilir ve siyanürde çözünebilir minerallere doğru sınırlarını çiğneyerek genişletilmiştir. Bu genişletme, hidrometalurjik/hidrokimyasal endüstri proseslerini, haksızca madencilik bünyesine sokuşturarak onları sıkı çevresel yasalardan kaçırmayı amaçlamaktadır.

İşin en vahim tarafı da maden kanununun “ocak başı işlem” yapılması halinde alınacak vergiyi yarıya düşürmesidir. Madenciliğin sadece cevher çıkarmaktan ibaret olan kısmı, doğru çalışıldığı taktirde çevreye sınırlı zarar verir. Ancak, yasayla teşvik edilen kırma, öğütme, manyetik ayırma, flotasyon, çözeltiye alma, kalsinasyon gibi yerinde zenginleştirme işlemleri özellikle açıkta yapıldıkları için toz oluşumu, ağır metal saçılımı, gaz emisyonu, kimyasal işlem görmüş toksik atıkların oracıkta bırakılması yoluyla çevreye geri dönülmez ve telafisi olmayan zararlar vermektedir.

Madenciler, sıkça kullandıkları “Madenler bulundukları yerde çıkarılır” savıyla TOPRAKTAN MADEN ÇIKARMA ile MADENDEN METAL ÇIKARMAYI kasıtlı olarak birbirine karıştırmakta ve böylece doğa’nın kendisini dev bir açık hava metalurji-kimya işletmesi olarak kullanmayı kendilerine hak olarak görmekteler.

SORU  : NERELERDE, NE GİBİ ÇALIŞMALAR YAPILIYOR? EN ÇOK HANGİ BÖLGE BU YANLIŞ MADEN ÇALIŞMALARINDAN MUZDARİP? SON YILLARDA TÜRKİYE’DEKİ MADENLERLE İLGİLİ EN YANLIŞ UYGULAMALAR NERELERDE YAPILIYOR?

YANIT  : Son 15 yılda ülkemizde ciddi boyutta bir maden “histerisi” patlak verdi. Türk insanı çok uluslu altın tekellerinin peşi sıra Anadolu’nun her karış toprağına kazma vuruyor. Yine de bunların hepsi bir kaşık suda fırtına kopartmak gibi... Çünkü, madencilik sektörünün gayri safi milli hâsılamızdaki payı %1-1,5 arasında değişiyor. Başta Ege olmak üzere Artvin’den Erzincan’a oradan da Tunceli’ye kadar vatan toprağı siyanüre bulandı ve bulanmak isteniyor. Kaz dağları havasıyla, suyuyla, ormanıyla milyonlarca yılda işlenmiş bir dantel gibi. Şimdi delik deşik edilmek tehlikesiyle karşı karşıya. Topraktan alınacaklar alındıktan sonra “rehabilitasyon” mavalıyla o kaybolanları geri getirmek artık mümkün olmayacak. “Açıkta kullanılan siyanürün en büyük tehlikesi kendisi değil, Ege topraklarında çokca bulunan ve arsenopirit dediğimiz mineral içinde zararsız halde duran arsen’i mobilize etmesidir.” İzmir’in sularında niye birden bire arsen oranı yükseldi? Bu sorunun yanıtı 14 yıl önce söyleyip yazdığım yukarıdaki cümlededir.

Son yıllardaki en yanlış uygulama Manisa ili Turgutlu ilçesindeki Çaldağ’da yapılmak isteniyor. Tarım getirisi Çukurova’nın 1,5 katı olan ve dünyanın en verimli 7 büyük ovası arasında sayılan Gediz Ovası’nın ve ünlü Sultaniye üzümünün idam fermanı olacak bu girişimde 30 milyon ton lateritik nikel cevheri 18 milyon ton sülfürik asit kullanılarak yıkanacak. Ve yığın liçi denilen bu işlem açık havada yapılacak. 30 milyon ton cevhere ulaşmak için 151 milyon ton pasa çıkarılıp dağın eteklerine yığılacak.

18 milyon ton sülfürik asit, her biri 10 metre uzunluğunda ve 20 tonluk tankerlere doldurulduğunda tampon tampona tanker kuyruğu 9.000 km ediyor. 40° paraleli üzerine bunları dizdiğiniz zaman Asya kıtası yetişmiyor. Turgutlu’dan uzunan kuyruğun öbür ucu Çin Denizi’ne dökülüyor. 151 milyon ton pasaya gelince: bununla ekvator üzerinde dünyayı dönen 1 metre yüksekliğinde ve 3,25 metre genişliğinde bir yol döşeyebilirsiniz.

Asitli çözeltiyi nötralize etmek için kullanılacak kireç taşından ve cevher yığınlarının içindeki karbonat minerallerinden çıkacak olan karbondioksit 15 yıl boyunca her saat 42 ton kömür yanmasına eşdeğer olacaktır. Güzelim tarım havzasının orta yerine orta halli bir termik santral kurmuş gibi birşey bu. Bununla da kalmıyor; bu kadar asidi taşımak akıl dışı olduğu için Güney Amerika’dan her yıl 330.000 ton kükürt getirilerek yine o tarım topraklarının üstüne bir sülfürik asit fabrikası kurulması öngörülüyor. En ileri sülfürik asit teknolojisinde %0,5-1,0 arasında asit kaçağı olur. Bu yetmiyormuş gibi asit katı temasından çıkacak olan karbondioksit, sülfürik asitli yüzbinlerce ton çözeltiyi beraberinde sürükleyip rüzgara göre bugün bu ilçeyi, yarın öbür ilçeyi kavuracaktır.

Şimdi ben acil yanıt arayan bir kaç soru sorayım:

  • İşi bitmiş liç yığınları esas itibariyle toksik kütleler ya da başka bir deyişle, açıkta depolanması yasak katı atıklar değil mi?
  • Hükümet otoriteleri tarafından verilen izin ve tahsisler, 18 milyon ton sülfürik asidi açıkta kullanmayı planlayan bir girişimi meşru kılar mı?
  • Böyle bir “madencilik” girişimine European (Sardes) Nickel Şirketi’nin ana vatanında izin verilir mi?
  • Yanıt hayır ise, burada sergilenen sömürgeci bir tavır değil midir?
  • Cevherden nikel ekstraksiyonu yapmak için geliştirilmiş en yaygın yöntem, boru otoklav sisteminde kapalı çalışmaktır. Ancak, bunun kurulum maliyeti 2,5-3 milyar USD civarındadır. 20-25 milyar USD değerinde nikele karşılık bu kadar yatırıma bile katlanamıyorlar. Bedelini çevre ödeyecekse, düşük maliyetli proses ne anlam ifade eder? 
  • Kârın özelleştirilmesi-riskin kamulaştırılması, mühendislik etiği ile nasıl bağdaşır?
  • Madencilik kavramına gerçekçi bir sınır getirmek artık gerekmiyor mu?

SORU  : YENİ MADEN YASASI, BU SORUNU NASIL BİR BOYUTA VARDIRACAK?

YANIT  : 15.06.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Yasası, 05.06.2004 tarihinde 5177 sayılı yasa ile değiştirildi. 24.01.2009 tarihinde 5177 sayılı yasanın özellikle çevre ile ilgili olan kısmı Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 10 adet maddesi Anayasa’nın 15 adet maddesiyle çelişen böyle bir yasayı yapmak hiç bir parlamentoya onur kazandırmaz elbette. 10.06.2010 tarihinde 5995 sayılı Maden Yasası parlamentoda kabul edildi ve Uygulama Yönetmeliği 06.11.2010 tarihinde yayınlandı. Bu yeni yasa da çevre lehine herhangi bir yenilik içermiyor. Değişiklik, Anayasa Mahkemesine yakalanmamak için yapılmış bir kaç makyajdan ibaret.

SORU  : MADEN SORUNU İLE İLGİLİ EN ACİL YAPILMASI GEREKEN NEDİR?

YANIT  : Ülke ve çevre yararına bir maden yasası için bir kaç öneri şöylece sıralanabilir:

  • Yeraltı doğal kaynaklarının işletilmesinde kayıplara, yatağın en değerli bölümü alınarak büyük bir bölümünün bir daha çıkarılamayacak şekilde yeraltında bırakılmasına izin verilmemelidir. Bu amaçla özellikle metal madenleri için Dünya ve Ülke konjonktürüne uygun olarak belirlenecek “cut-off grade” değerlerine uyulması işletme izinlerinde yasal zorunluluk haline getirilmelidir.
  • Madenciliğin ham madde ihracı için değil Ülke ekonomisinin ihtiyacını karşılamak için yapılması özendirilmelidir. Bu amaçla, çıkarılan cevherin yurt içinde ikinci, üçüncü ve uç ürünlere doğru metalürjik üretimle işlenmesini mümkün kılan tesislerin kurulmasını sağlayacak ortaklıklar oluşturulması ön koşulu ile ilgili madencilik faaliyeti teşvik edilmelidir.
  • Yurt içinde metalürji, kimya ve seramik sektörlerinde ilgili fabrikaların yokluğu nedeniyle değerlendirilemeyen cevherlerin çıkarılmasına ve ihracına caydırıcı yasal sınırlamalar getirilmelidir.
  •  Bilinen rezervleri azalan madenlerin aranması teşvik edilmeli ve ihracı stratejik rezerv saklamak üzere yasaklanmalıdır.
  • Maden işletme projeleri kendi fizibiliteleri ve ÇED’leri dışında Ülkemizin doğal sermayesini de göz önünde bulunduran bir yarar/zarar kıyaslamasıyla değerlendirilmeli ve teşvik veya kısıtlamalar buna göre yapılmalıdır.
  • Zuhuratın teknolojik işletmesinin yapılamadığı durumlarda el emeği madenciliği (artizanal madencilik) yeniden örgütlenmeli ve desteklenmelidir.
  • Madencilik sektöründe iş güvenliği, işçi sağlığı ve çevre sağlığı önlemleri sıkılaştırılmalıdır.
  • Madencilik sektörünün amaca uygun gelişimini izlemek, yönlendirmek ve desteklemek üzere yeni ve özerk Akademi, Enstitü ve Üst Kurullar oluşturulmalı, MTA yeniden yapılandırılmalıdır.
  • Madencilik ve Ülke ekonomisi ile ilgili uygulamalar hakkında başka sektörlerin istek ve kaygıları da göz önüne alınmalı, yasal düzenlemeler ve uygulama kararları Sivil Toplum Kuruluşları, Meslek Örgütleri, Yerel Halk Örgütlenmeleri ve ilgili tüm sektör yöneticileri ile demokratik kurallar çerçevesinde ve “göstermelik” olmayan şekilde tartışılarak yeniden ve Ülkemizin ve Toplumumuzun çıkarlarına uygun bir şekilde oluşturacak stratejiye göre hazırlanmalıdır.

SORU  : MADENCİLİK SEKTÖRÜ BİR ÜLKENİN KALKINMASINDA NASIL BİR ROLE SAHİPTİR?

YANIT  : Michigan Üniversitesi’nde 2000 yılında yapılan bir çalışmaya göre doğal kaynaklara dayalı zenginlik bir birim arttığında 0 ile 10 arasındaki demokrasi cetvelinde 0,72 puanlık düşüş yaşanıyor. Madencilik ürünlerinin ihracına dayalı ekonomilerde demokratik kurumlar yaşayamıyor. 2001 yılında California Üniversitesi’nde yapılan bir yayında da şöyle deniyor: Maden dış satımının ulusal gelirdeki payı arttıkça (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından ortaya konulan) “İnsani Gelişme İndeksi (HDI)” azalıp yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfusun oranı artıyor. Maden ihracı bağımlılığında her % 5’lik artış İnsani Gelişme İndeksini 3,1 puan düşürüyor. Doğal kaynaklara bağımlılık arttıkça, erken yaşlardaki çocuk ölüm oranı artıyor ve ortalama yaşam süresi azalıyor, yolsuzluk oranı ve gelir eşitsizliği tırmanıyor, ekonomik şoklara dayanıklılık azalıyor, her 5 yıllık dönem için iç savaş yaşama riski %23 artıyor. Kaynak zengini ülkelerin (sabit sermaye tüketimi, net tasarruf, eğitim harcamaları, enerji ve maden kaynaklarının tükenmesi, ormanların tükenmesi, karbondioksitin ve diğer gazların zararları gibi etkenler de göz önüne alınarak) doğal sermayesinin tükenişi hesaba katıldığında “Gerçek Ulusal Tasarruf Oranı” genellikle %10’un altında bulunuyor.

Aralık 2010
  Prof. Dr. İsmail Duman'ın akademik kariyeri hakkında bilgi için



0 Yorum - Yorum Yaz

TURÇEP KURUMSALLAŞIYOR

Turgutlu Çevre Platformu İrtibat bürosu açıldı. TURÇEP bürosunun açılışını Emekli Tarih Profesörü Salih Özbaran yaptı.
TURÇEP İrtibat Bürosu'nun açılışı yapılırken
Çaldağı direnişinde yeni bir aşama daha

2007 yılından beri devam eden ve Türkiye'deki çevreci mücadelede "Çaldağı direnişi" olarak yer edinen Turgutlu'daki vahşi madenciliğe karşı mücadeleye yeni bir sayfa daha eklendi. Tüm Gediz vadisini büyük bir çevre felaketi ile tehdit eden Turgutlu Çaldağı'ndaki nikel madeni işletmesine ve bu şirket tarafından uygulanmak istenen projeye karşı çıkarak Gediz vadisinde yaşanacak olası çevre felaketinin önüne geçmeye çalışan yaşam savunucuları ve çevreciler, bu amaçla oluşturdukları Turgutlu Çevre Platformu'nu şimdi de kurumsal kimlik kazandırarak mücadelelerinde yeni bir aşamaya taşıyorlar. Çaldağı direnişini yönlendiren Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) kurumsallaşma yolunda çalışmalarını bundan sonra açılışını yaptıkları ve ilk etapta irtibat bürosu olarak yararlanacakları dernek binasında yürütecekler.  

Turgutlu’da çoğu siyasi partilerin, meslek odaları, dernekler, sendikalar ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla oluşan TURÇEP irtibat bürosunun açılışı 27 Mayıs 2011'de büyük bir kalabalığın katılımıyla gerçekleşti.  Açılışa çevre ilçelerden ve illerden gelen çeşitli çevreci kuruluş ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katılım gösterdi. Ayrıca "Büyük Anadolu Yürüyüşü Hareketi"nin Ege Kervanı da kalabalık bir gurupla birlikte destek vermek için TURÇEP İrtibat Bürosu'nun açılışına geldi.

Büyük Anadolu Yürüyüşü Ege Kervanı TURÇEP irtibat bürosu açılışında
"Tek bir çakıl taşımızı bile vermeyeceğiz"
Bundan sonraki faaliyetlerin daha düzenli yapılabilmesi için büro açtıklarını belirten TURÇEP Dönem Sözcüsü İsmail Özdemir, yaptığı açılış konuşmasında kısaca TURÇEP'in neden ve nasıl oluştuğunu, Çaldağı mücadelesinde gelinen aşamayı tanımladıktan sonra; “Biz siyasi parti farkı gözetmeksizin, bütün partileri, meslek odalarını ve sivil toplum kuruluşlarının hepsini davet ettik. Sağ olsunlar hepsi destek vermektedir. Şunu herkes bilsin ki; biz buradan tek bir çakıl taşı dahi vermeyeceğiz. Mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğiz. Bu büronun açılışı ile çalışmalarımızı daha verimli ve kurumsal bir şekilde yürütmeyi amaçlamaktayız”dedi.
"Çaldağı tüm Türkiye'nin davası olmuştur"

Daha sonra konuşan TEMA Turgutlu Temsilcisi Ayla Yönet ise “Çal Dağı yalnızca Manisa’nın ve Turgutlu’nun sorunu değil, tüm Türkiye’nin sorunudur. Büyük bir çevre felaketi ile karşı karşıyayız. Çaldağı'ndaki madencilik projesi tüm Gediz vadisini büyük bir çevre felaketi ile tehdit etmektedir. Turgutlu başta olmak üzere herkesle gücümüzü birleştirirsek bu madenciliğe dur diyeceğiz. TURÇEP’i Turgutlu’da faaliyete geçirdiğimizde üç beş kişiydik. Git gide çoğalan bir grup olduk. Şimdi tüm Ege'de ve yurt genelinde çoğalmaya da devam ediyoruz. El ele verelim, Çal Dağı’nı ve Gediz vadisini kurtaralım” dedi.

          
Tarih Prof. Salih ÖzbaranDEDAK da açılıştaydı
"Çaldağı bizimdir"
Açılış gününde yöresel bir gelenek olarak saat 17.00'den itibaren tüm yurttaşlar ve katılımcılar için lokma da döktürüldü. TURÇEP İrtibat bürosunun açılış kurdelası ise, "Çaldağı Bizimdir" kitapçığının yazarı, aslen Turgutlulu olan emekli tarih profesörü Salih Özbaran ile Çaldağı direnişinin en yaşlı neferlerinden olan, Çaldağı'ndaki orman katliamını durdurmak için tek başına Çaldağı'na çıkıp 10 gün boyunca çadır kurarak ağaçları bekleyen emekli astsubay Muammer Arabulan tarafından kesildi. Kurdela kesimi sırasında katılımcılar arasında yer alan gençler tarafından "Çaldağı bizimdir, bizim kalacak", "Çaldağı'nı çaldırmayacağız" ve "Sardes Turgutlu'dan defol" şeklinde sloganlar atıldı.
Büyük Anadolu Yürüyüşü Ege Kervanı sorumlusu Elmas: "Anadolu'yu vermeyeceğiz"
"Anadolu'yu vermeyeceğiz"
Açılıştan sonra ise Büyük Anadolu Yürüyüşü Ege Kervanı Sorumlusu Mürselim Elmas bir konuşma yaparak,  “TURÇEP’e destek için buraya geldik. Anadolu’yu vermemek için bütün mücadelelerin birlik içinde yapılması gerekir. Biz 800 kilometre yürüyerek Ankara Gölbaşı’na kadar gittik. Yolda geçtiğimiz her yerde bütün halkımızdan destek gördük. Ancak, Gölbaşı’ndan Ankara’ya sokulmadık. Şu an arkadaşlarımızın bir kısmı Gölbaşı’nda tuvalet ve su hakları bile elinden alınmış olarak beklemektedirler. Bu Cuma günü Ankara’ya onlara destek için gideceğiz. Sizlerin de Ankara’da bize destek vermenizi istiyoruz” dedi.
Büyük bir kalabalığın destek verdiği gözlenen açılışta, TURÇEP, bütün siyasi partilerin adaylarından madene karşı mücadeleye destek için yazılı taahhüd de isteyeceğini, yazılı taahhüdü imzalayan adaylara basın açıklaması ile teşekkür edeceğini, imza vermeyen adayların da imzadan kaçındıklarını ilan edeceğini açıkladı.
 
Resimler için tıklayınız:   Açılıştan resimler
Çaldağı - 27 Mayıs 2011
 



0 Yorum - Yorum Yaz


Gördes nikel işletmesinin yaratacağı çevre sorunları - SKY TV 
SKY TV'de yayınlanan "Bilinçli Tüketici" isimli programın 13 Aralık 2012 tarihli yayını. Gördes Çevre Komisyonu adına Orman Yüksek Mühendisi İbrahim Balıklı, Gördes Nikel Madeni İşletmesinin yol açacağı çevre sorunlarını anlatıyor. İzmir Orman Mühendisleri Oda Başkanı Orman Yüksek Mühendisi Kenan Öztan da program konuğu. (13 Aralık 2012)
Birinci video  İkinci video
Çaldağı'ndaki katliamın görünmeyen yüzü 
Testereler ve dozerler, sadece ağaçları değil, Manisa ovası ve Gediz Havzasının geleceğini de yok ediyor. Çünkü; maden işletme süresince gerçekleşecek orman katliamında 2 milyon ağaç yok edilecek. Bu ağaç katliamı, tüm Gediz havzasını korkunç çevre felaketine götürecek kapının aralanması demek... (25 Kasım 2012)
Bakan Eroğlu hakkında Gensoru önergesi verildi
Bakan Veysel Eroğlu hakkında görevini kötüye kullandığı gerekçesi ile CHP ve MHP tarafından Gensoru önergesi verildi. TBMM'deki Gensoru önergesi ile ilgili görüşmelerde Bakan Eroğlu'nun yaşadığı en zor anlar ise Çaldağı konusu gündeme geldiği sırada oldu. Bakan Eroğlu'nun bu sırada yüzünün kızardığı Meclis TV ekranından bile rahatlıkla görülebildi. (14 Kasım 2012)
Manisa Belediye Başkanı Ergün'den Çaldağı için destek
Manisa Belediye Başkanı Cengiz Ergün, Çaldağı sorununa sahip çıkarak çevreci mücadeleye destek verdi. Başkan Ergün, "Bu kadar bilimsel raporlar varken büyük bir ayıba imza atılıyor. Göz göre göre Gediz Ovası’nı kaybetmemiz bizim ayıbımız olur’ dedi. (5 Eylül 2012)
Çaldağı'nı Çaldırmayacağız - Genç TEMA
TEMA Vakfı'nın yanı sıra, gençlik içinde de örgütlenen vakfın Genç TEMA gurubu da Çaldağı sorununa sahip çıkarak çevreci mücadele içinde Çaldağı'ndaki maden şirketine ve uygulanacak vahşi madencilik yöntemine karşı mücadeleye destek veriyor.   (30 Temmuz 2012)
Balya izlenimleri ve 100 yıldır bitmeyen ot hikâyesi
Vahşi madencilik yüzünden yaşanan dram: Balya ilçesi 100 yıldır ağlıyor. Kurşun madenciliği yapılan bölgede 100 yıldır tek bir ot bile bitmiyor Nedeni: ilkel yöntemlerle ve kimyasal solüsyonla yapılan madencilik! 8 Nisan 2012'de yaptığımız inceleme gezisindeki röportajlardan oluşan 2 videoyu sitemizin armağanı olarak, ama ibretlik röportajlar olması dileğiyle sunuyoruz. (8 Nisan 2012)
Birinci video  İkinci video
Çaldağı hakkında TBMM'de yapılan konuşma 
7 Aralık 2011 tarihinde TBMM kürsüsünde Çaldağı hakkında Meclis Araştırma Komisyonu oluşturulması istemiyle yapılan bu konuşma, Gediz vadisinin geleceğini belirleyecek potansiyel bir çevre felaketinin önlenmesine yönelik olması nedeniyle taşıdığı anlam bakımından tarihi bir konuşma olarak da kabul edilebilir. Görüşmeler sonunda önerge reddedildi. (7 Aralık 2011)
Büyük Anadolu Yürüyüşü: 'Çaldağı'nı vermicez!' - CNN Turk
Büyük Anadolu Yürüyüşü Ege Kervanı Turgutlu'da TURÇEP ve çevre dostları tarafından büyük coşku ile karşılandı. İlçede bir gün ağırlanan Ege Kervanı, ertesi gün ülkedeki vahşi madenciliğin en korkunç örneği olan Çaldağı'nda ve civar köylerde yaptığı incelemelerin ardından, gözlemlerini de Büyük Anadolu Yürüyüşü'ne "Çaldağı'nı vermicez" sloganıyla ekledi. (21 Nisan 2011)
Birinci video  İkinci video
Kıbrıs Lefke'den görüntüler - CNN Türk
"Dünyanın en büyük çevre felaketlerinden biri" olarak tanımlanan, Kıbrıs Lefke - Gemi Konağı'ndan görüntüler. Dudak uçuklatacak çevre felaketinin neden ve sonuçları ile ilgili CNN Türk'teki Yeşil Doğa programından bir bölüm. TURÇEP temsilcilerinin yerinde incelediği görüntüler, madencilikte sülfürik asit kullanılmasının bir cehennem yarattığını kanıtlıyor.
  CNN Türk'ten izlemek için                 Lefke Raporunu okumak için
İmza Kampanyası - Gediz Hiroşima Olmasın!
29 Ekim 2010'de TEMA TIR'ının Turgutlu'ya gelmesi ile Çaldağı direnişinde yeni bir süreç başladı. 1 Kasım'dan itibaren "Gediz Hiroşima Olmasın" adı ile Çaldağı'ndaki madenciliğin durdurulması için yurt genelinde imza kampanyası startı verildi. Video, Bodrum'daki imza kampanyası haberini içeriyor.  (18 Kasım 2010)
  Sitemizden izlemek için            Kent TV'den izlemek için 
Deniz Ataç (TEMA Başkan Yardımcısı) - Kanal B
TEMA kurucusu ve Onursal Başkanı Hayrettin Karaca'nın KANAL B'de sunduğu "Birebir" adlı programa konuk olan TEMA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Deniz Ataç'ın, Türkiye'de madencilik konulu söyleşisi. Programda Ataç, Çaldağı'ndaki nikel madeninin "vahşi madencilik" anlayışına gösterilebilecek en somut örnek olduğuna dikkat çekiyor.  (23 Eylül 2010)
  Sitemizden izlemek için             Kanal B'den izlemek için 
Çaldağı'ndan yükselen ses 
Haziran 2010'da TBMM'den geçirilen Yeni Madencilik Yasası'nın ardından düzenlenen etkinlikte Çaldağı'ndan yükselen ses, oldukça gür bir ses oldu. Çünkü Türkiye'de çevreci mücadeleyi bitirme ve sadece maden şirketlerinin çıkarını kollama hedefindeki yasaya karşı yapılan etkinlik, herkesin sustuğu bir ortamda gerçekleşti. (10 Tem. 2010)
Çaldağı sorunu Manisa ETV'de 
Turgutlulu Arif Pektaş'ın yapımcılığını yaptığı Manisa ETV televizyonundaki "Kasaba'dan Turgutlu'ya" programının bu kezki konusu Çaldağı sorunu. Program konukları Turgutlu Ticaret Borsası Başkanı Yılmaz Orcan ve Esnaf Odaları Başkanı Sabri Toker, nasıl bir çevresel tehdidin söz konusu olduğuna ilişkin bilgilendirmelerde bulunuyor. (23 Nisan 2010)
Ömer Aykul (TEMA'lı hukukçu)-Kanal B 
TEMA'nın kurucusu ve Onursal Başkanı Hayrettin Karaca'nın sunduğu KANAL B'de yayınlanan "Birebir" adlı programa konuk olan TEMA'lı hukukçu Ömer Aykul'un, programda  "adil yargılanma hakkı"na ilişkin yaptığı söyleşiden bir bölüm. Aykul, yeni madencilik yasası hakkında eleştirilerde bulunuyor. (12 Kasım 2009)
  Sitemizden izlemek için            Kanal B'den izlemek için 
Çaldağı konusu yeniden TBMM'de - NTV
CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan, Başbakan Erdoğan tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM'ye Sardes şirketinin Çaldağı'nda uygulamak istediği proje hakkında bir soru önergesi verdi. Bir süredir Çaldağı konusunu yakından takip eden Yeşil Ekran programı dolayısıyla konu hakkında NTV'deki haber... (08 Ekim 2009)
Bel. Bşk Serhat Orhan'ın Borsa konuşması

17 Nisan 2009 tarihinde Turgutlu Ticaret Odası'ndaki konuşmasının ardından çok tepki alan ve eleştirilen Serhat Orhan, bu kez hem kendini, hem de madenle ilgili düşüncelerini savunmaya, bu arada muhtarları da maden konusunda ikna etmeye çalışıyor. Sitede sunduğumuz 2 video yer alıyor.

Birinci video  İkinci video
Belediye Başkanı S. Orhan'ın polemikleri NTV
Belediye Başkanı Serhat Orhan, NTV'nin bir süredir gündeme getirdiği Çaldağı'ndaki maden işletmesi için orman tahsis izni verilmesi konusunda NTV Haber'e açıklamalar yapıyor. Orhan açıklaması sırasında hem kendi sözlerini, hem de bu iznin verilişi hakkında Bakan Eroğlu'nun daha önce söylediğini iddia ettiği sözlerini polemiğe sokarak değiştirmeye çalışıyor. (18 Ağus 2009)
Eski Çevre Bakanı Pepe'nin itirafları-NTV
Eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin NTV televizyonuna 1 Ağustos 2009 tarihindeki açıklaması. Pepe, kendisinin Sardes şirketine orman tahsis izni vermediğini belirtirken, şirket hakkında çarpıcı açıklamalar yapıyor. Pepe koltuğundan oldu ama sonraki Çevre bakanı onun vermediği izni verdi. (31 Temmuz 2009)
Yeşil cennete asit tehdidi - NTV
Turgutlu Çaldağı'nı ekranlarına taşımaya devam eden NTV televizyonu, orman tahsis izniyle ilgili haberine devam ediyor. NTV haberi yayınlarken "Yeşil cennette asit tehdidi" manşet başlığıyla verdi. Ertesi günkü yayınında da bu kez Çaldağı'nda orman tahsis izni vermeyen eski Çevre Bakanı haberlere konuk edilecek. (31 Temmuz 2009)
Orman tahsis izni ne anlama geliyor? - NTV
Turgutlu Çaldağı'nı bir süredir ekranlarına taşıyan NTV televizyonunun yaptığı bir başka haber. NTV haberi yayınlarken "Yeşil cennette asit tehdidi" manşet başlığıyla verdi. Bu haberin ardından aynı günkü yayınında da bu kez Çaldağı'nda orman tahsis izni vermeyen eski Çevre Bakanını da haberlere konuk edeceğini açıklıyor. (31 Temmuz 2009)
Yürüyüş - 18 Mayıs 2009 - Slide 
18 Mayıs 2009 tarihinde düzenlenen Çaldağı'ndaki maden şirketini (o zamanki adı Bosphorus) protesto mitingi. Bu mitingle Çaldağı mücadelesi ilk kez yurt genelinde dikkatleri çekerek çevreci mücadelede yükselen bir başka ses oldu. Mitinge katılan binlerce Turgutlulu yanı sıra ilçe dışından da katkı için gelen çok sayıda çevre gönüllüsü ve yaşam savaşçısı "Çaldağı'nda katliam var" diye haykırdı. (18 Mayıs 2009)
Turgutlu'da çevreciler ayaklandı- NTV
Turgutlu Çaldağı'nı ilk kez ekranlarına taşıyan NTV televizyonunun yaptığı haber. NTV haberi yayınlarken Turgutlu'da Çaldağı ormanı için Sardes şirketine orman tahsis izni verilmesi konusunda "Çevreciler ayaklandı" başlığı ile haberi duyuruyor ve 18 Mayıs tarihinde düzenlenecek miting konusuna yer veriyor. (12 Mayıs 2009)
Bel. Bşk Serhat Orhan'ın TUTSO konuşması
29 Mart 2009 yerel seçimlerinden 1 ay ve Çaldağı'ndaki ormandan ağaç kesilmesi için Çevre Bakanlığı'nın tahsis izni vermesinden 3 hafta sonra... AKP'li Belediye Başkanı Serhat Orhan'ın 27 Nisan 2009'da Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası'nda yaptığı konuşmadan bir bölüm. (27 Nisan 2009)
Şirket temsilcileri ile tartışma
Şirket henüz Sardes değil, Bosphorus ismi ile AR-GE çalışmaları yapıyor. Maden tesislerinde “akademisyenler halkı bilgilendiriyor” adı altında şirketin getirdiği profesörler ve şirket temsilcileri ile Çaldağı’nda yürütmek istedikleri madencilik faaliyeti hakkında TBMM’de soru önergesi veren 22. Dönem CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören arasında zaman zaman tartışmalar yaşanıyor. (29 Haziran 2007)
Birinci video  İkinci video  Üçüncü video
Turgutlu'da neler oluyor?
TEMA tarafından hazırlanan, Çaldağı'nda Sardes şirketi tarafından uygulanmak istenen sülfürik asit liç yöntemiyle açık maden işletmesi projesinin bir doğa katliamı anlamına geldiğini anlatan açıklamalı ilk kısa tanıtım klibi.
Çaldağı manzaraları - 2009
10 ve 11 Mayıs 2009 tarihlerinde Çaldağı'na düzenlenen yürüyüş ve gezi sırasında çekilmiş çeşitli Çaldağı görüntüleri. Ayrıca başka zamanlarda da yapılan gezilerden oluşan Çaldağı manzaralarının bulunduğu bir tanıtım klibi. Sitemizin bir armağanı.
Turgutlu Çaldağı - European Nickel PLC 
Çaldağı'ndaki İngiliz Sardes şirketi'nin bağlı olduğu ve projenin sahibi olan asıl şirket İngiliz European Nickel (EN) şirketi tarafından hazırlanmış ve Caldag Rehap (Çaldağı'nın ıslah edilmesi) adını verdiği, proje hakkındaki video tanıtım klibi.
   Sonraki videoları izlemek için geri dönün



0 Yorum - Yorum Yaz
Çaldağı için imza kampanyası devam ediyor


2011 YILI     
   Manisa Yarın Gazetesi 20 Aralık 2011Gökmen Ölekli
   Manisa Haberleri19 Aralık 2011 
   Sol Haber 15 Aralık 2011Ahmet Çınar
   Manisa Haber Gazetesi 07 Aralık 2011 
  Konsensus Haber 23 Kasım 2011 
  Salihli Gazetesi22 Kasım 2011 
Nicel Investing News16 Kasım 2011
  Tarım Merkezi02 Kasım 2011
  Manisa Denge Gazetesi02 Kasım 2011
Madencilik31 Ekim 2011
  Madencilik Haber Sitesi21 Eylül 2011
  Yeni Akit Gazetesi06 Ağustos 2011Hasan Karakaya
  Yeni Akit Gazetesi05 Ağustos 2011Hasan Karakaya
Madencilik31 Temmuz 2011
  Yarımada.org27 Temmuz 2011Merih Akın Yücel
  Evrensel Gazetesi14 Temmuz 2011
  Yankı Gazetesi27 Haziran 2011 
  Yankı Gazetesi27 Mayıs 2011Tuncel Yılmaz 
  Yankı Gazetesi19 Mayıs 2011Ali Özgüzel
  Yankı Gazetesi20 Nisan 2011Doğan Çizmeci
  Yankı Gazetesi19 Nisan 2011
  Rumeli TV11 Ocak 2011
  Yeryüzüne Özgürlük Derneği07 Ocak 2011Ruken Adalı
  Haberlink02 Ocak 2011Ruken Adalı
2010 YILI     
 Etkin Haber Ajansı30 Aralık 2010 
 Tarihistan29 Aralık 2010Naci Yengin
 Sol Haber29 Aralık 2010 
 Zonguldak-Halkın Sesi28 Aralık 2010 
 Haberler.com28 Aralık 2010Anadolu Ajansı
Yurtsuz Haber28 Aralık 2010
  Haber Hürriyeti27 Aralık 2010
  Artı İvme Dergisi27 Aralık 2010
  TUMMOB27 Aralık 2010
  Yüksekova Haber26 Aralık 2010
  Fırat News Agency 26 Aralık 2010
  Medya 7326 Aralık 2010
  Birinci Kuvvet26 Aralık 2010
  Net Habercilik26 Aralık 2010
  Etkin Haber25 Aralık 2010
  Fırat News Agency25 Aralık 2010
  NTVMSNBC23 Aralık 2010
  Cumhuriyet Gazetesi23 Aralık 2010Doğan Çizmeci
  Ege Meclisi23 Aralık 2010
  Ege'nin Sesi23 Aralık 2010
  Haberler.com22 Aralık 2010
  Manisa Yarın Gazetesi22 Aralık 2010
  Manisa Hürışık22 Aralık 2010
  Milliyet Gazetesi22 Aralık 2010Mustafa Oğuz
  Yeşil Gazete13 Aralık 2010Mahmut Boynudelik
  Kütahya Akis Gazetesi 12 Aralık 2010 
  Hürriyet Gazetesi11 Aralık 2010 
  Günlük Evrensel11 Aralık 2010Özer Akdemir
  Kütahya Ekspres10 Aralık 2010 
  Milliyet Gazetesi9 Aralık 2010Doğan Çizmeci
  DHA7 Aralık 2010Doğan Çizmeci
  Turgutlu Yankı Gazetesi7 Aralık 2010İlker Uyar
  Furkan Dergisi5 Aralık 2010Sinami Orhan
  Yorum4 Aralık 2010 
  Halkın Sesi2 Aralık 2010Burak Özen
  Kıbrıs Türk Ajansı30 Kasım 2010 
  KAZETE27 Kasım 2010 
  TOGEÇ25 Kasım 2010 
  TMMOB23 Kasım 2010Ayla Doğanç
  Bodrum Kent TV18 Kasım 2010 
  Burhaniye Haber18 Kasım 2010 
  Etkin Haber18 Kasım 2010 
  Cumhuriyet Ege16 Kasım 2010Ozan Yayman
  Haber Ekspres12 Kasım 2010Ahmet Çınar
  Turgutlulu.com11 Kasım 2010Kamil Tekmen
  Yeni Akit Gazetesi11 Kasım 2010Hasan Karakaya
  BirGün Gazetesi10 Kasım 2010Şule Yıldırım
  Sözcü Gazetesi7 Kasım 2010Veli Toprak
  Yeryüzüne Özgürlük2 Kasım 2010
  Haber İzmir30 Ekim 2010
  Yenigün Gazetesi29 Ekim 2010
  E-Manisa28 Ekim 2010
  İzmir B.şehir Belediyesi28 Ekim 2010
  Yeşilist27 Ekim 2010Yeliz Yılmaz
  Özel Kalem27 Ekim 2010 
  Sözcü Gazetesi27 Ekim 2010Necati Doğru
  Açık Radyo27 Ekim 2010Prof. Dr. A. Osman Karababa
  Ege Ekonomisi27 Ekim 2010
  Haberler.com27 Ekim 2010Anadolu Ajansı
  Turgutlu Yankı Gazetesi26 Ekim 2010
  Tipeez Haberler26 Ekim 2010
  Turgutlulu.com25 Ekim 2010Kamil Tekmen
  Turgutlu.biz24 Ekim 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi22 Ekim 2010
  Salihli TV22 Ekim 2010
  Etkin Haber22 Ekim 2010
  Haber Hürriyeti21 Ekim 2010İbrahim Irmak
  Hürriyet Gazetesi21 Ekim 2010İbrahim Irmak
  Turgutlulu Com21 Ekim 2010
  E-Manisa21 Ekim 2010
  Geobilim20 Ekim 2010
  Manisa Hürışık20 Ekim 2010
  Yeşil Bilgi Platformu20 Ekim 2010
  Metronom19 Ekim 2010
  Akhisar Haber19 Ekim 2010
  Cumhuriyet Gazetesi19 Ekim 2010Ozan Yayman
  T2417 Ekim 2010
  Ege'nin Sesi17 Ekim 2010
  Hürriyet Gazetesi17 Ekim 2010Melis Alphan
  Nacikaptan12 Ekim 2010Naci Kaptan
  Beyaz Gazete30 Eylül 2010
  Nazilli TV 30 Eylül 2010
  Ajans Manisa28 Eylül 2010Ahmet İlter
  E-Manisa28 Eylül 2010Ahmet İlter
  Turgutlu Yankı Gazetesi28 Eylül 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi26 Eylül 2010
  Hürses25 Eylül 2010
  Kanal B23 Eylül 2010Deniz Ataç-Birebir
  Haber Rüzgarı4 Eylül 2010
  E-Manisa15 Temmuz 2010Ahmet İlter
  Ekolojistler13 Temmuz 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi13 Temmuz 2010
  İzmir İzmir Net13 Temmuz 2010
  Sendika.org12 Temmuz 2010
  Haber Cumhuriyeti12 Temmuz 2010
  Turgutlulu Com12 Temmuz 2010Kamil Tekmen
  Günlük Evrensel12 Temmuz 2010Özer Akdemir
  Turgutlu Yankı Gazetesi11 Temmuz 2010
  Turgutlu Manşet Gazetesi10 Temmuz 2010
  Turgutlu Manşet Gazetesi11 Haziran 2010
  Turgutlu Manşet Gazetesi3 Haziran 2010
  Turkish Forum1 Haziran 2010
  İlgilik29 Mayıs 2010
  Günlük Evrensel 26 Mayıs 2010
  Gazete515 Mayıs 2010
  Milliyet Gazetesi15 Mayıs 2010
 Madenciyiz14 Mayıs 2010
  Bianet14 Mayıs 2010Tolga Korkut
  Haberler.com13 Mayıs 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi13 Mayıs 2010
  Cumhuriyet Gazetesi30 Nisan 2010
  Coğrafyam ve Hayat29 Nisan 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi29 Nisan 2010
  Manisa Yarın Gazetesi29 Nisan 2010Canan Çelik
  Medya Güne Bakış29 Nisan 2010Ahmet Çınar
  Kobi Postası27 Nisan 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi26 Nisan 2010
  Maden Mühendisleri Od.23 Nisan 2010
 ÇAM15 Nisan 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi15 Nisan 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi8 Nisan 2010
  NTVMSNBC23 Mart 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi23 Mart 2010
  Turgutlu Yankı Gazetesi20 Mart 2010
  Günlük Evrensel12 Mart 2010
  Foça Haber19 Ocak 2010Ersan Günel
  Turgutlu Manşet Gazetesi14 Ocak 2010
  Bağımsız Gündem10 Ocak 2010Em. Tarih Prof. Salih Özbaran
  Sol Haber7 Ocak 2010Ahmet Çınar
  Bağımsız Gündem5 Ocak 2010Em. Tarih Prof. Salih Özbaran
 
DİĞER YILLARA AİT HABERLER
  2013 Yılı  2012 Yılı  2004 - 2009 Yılları 


TURÇEP’ten Prof. Dr. Orhan Kural’a cevap

Prof. Dr. Orhan Kural'ın 27 Aralık 2010 tarihinde gazetecilere yaptığı açıklama, kendisi adına büyük bir talihsizlik olmuş. Öncelikle Turgutlu'ya "Yaşanabilir bir dünya için elele" konulu bir konferans vermeye gelip, gazetecilere Çaldağı'ndaki Sardes şirketi lehine açıklama yapması büyük bir çelişkidir. Bu açıklamayı birileri adına kamuoyu yaratmak amacıyla yaptığı bizim için malum olsa da, açıklamaları "profesör" unvanı taşıyan birinin kendisini nasıl bir duruma düşürebileceğine ibret verici bir örnektir. Baştan sona çelişkilerle dolu bu açıklamayı bir de "çevreci bilim adamı" tavrı içinde yapması, kendisini daha da gülünç bir hale düşürmüş.

Orhan Kural’ın Bergama’da siyanürle altın çıkarma çalışması yapan maden şirketini “AB’den ödüller alan bir firma haline geldi” diye anlatması da, dünyadan bu kadar habersiz olması bakımından şaşırtıcıdır. Çünkü Türkiye, bu maden şirketine karşı Danıştay kararlarını uygulamadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tam 1 milyon 817 bin 761 TL tazminat ödemeye mahkûm edilmiş ve 17 Ekim 2010 tarihli Hürriyet Gazetesi de bu haberi manşetten duyurmuştur.

Okumak için tıklayınız  Hürriyet Gazetesi        Radikal Gazetesi

Öte yandan Avrupa Parlamentosu da, 5 Mayıs 2010 tarihinde aldığı bir kararla madencilik sektöründe siyanürün kullanılmasını yasaklamış ve AB ülkelerinden bu yasaklama kararının 2011 yılından itibaren dünya genelinde uygulanmasını istemiştir.  AP: 'Siyanürlü altına hayır!'

Çaldağı ile ilgili “dünyada hiçbir ülkede böyle bir maden olup da çıkarılmaması mümkün değil” şeklindeki sözleri de Prof. Dr. Orhan Kural’ın dünyadan habersiz olduğunun bir başka örneğidir. Sülfürik asit liç usulüyle açık nikel maden işletmesi bugüne dek dünyanın neresinde uygulanmıştır verebileceği tek bir örnek var mı? Gerçeklerden mi habersiz, yoksa saklamaya mı çalışıyor? Çünkü sülfürik asit liç usulüyle açık nikel madeni işletmesine ve bu yöntemi uygulamak isteyen bu şirkete dünyanın hiçbir ülkesinde izin verilmemiştir.

“Çevrecilik” konusu, “profesör” unvanını Orhan Kural gibi taşıyan kimselere kaldıysa eğer, hepimizin oturup dünyanın haline ağlaması gerekecek. “Sardes şirketinin gitmesi Türkiye için büyük kayıptır” sözüne karşılık olarak vereceğimiz cevap ise, “Bu şirketin gitmesi Gediz vadisinin büyük bir çevre felaketinden kurtulması demektir” şeklinde olacaktır.

TEMA hakkında sarf ettiği yakışıksız sözler de, kendisine vermeye çalıştığı “çevreci” imajının ne kadar sahte olduğunu ispat etmektedir sadece. Çünkü TEMA’nın hem ulusal, hem de uluslararası alandaki kimliği tüm dünya kamuoyu tarafından bilinmektedir. Tuğla fabrikaları ve hayvancılıkla ilgili gülünç açıklamalarına ise ilgili kurumların gereken cevabı vereceklerine inanıyoruz.

Kamuoyuna saygılarımızla

TURÇEP

Turgutlu Çevre Platformu

30 Aralık 2010



0 Yorum - Yorum Yaz

 TMMOB İzmir İKK Kadın Çalışma Grubu:

"Ferman padişahın, dağlar bizimdir”

25 Aralık’ta Turgutlu’daki Çaldağı direnişine destek için gelen TMMOB İzmir İKK Kadın Çalışma Grubu, Çaldağı’na çıkarak Sardes şirketi tarafından işletilmek istenen nikel maden sahasını da gezerek incelemelerde bulundu. TMMOB İzmir İKK Kadın Çalışma Grubu ayrıca Çaldağı’nda bir de basın açıklaması yaptı.

TMMOB İzmir İKK Kadın Çalışma Grubu Dönem Sözcüsü Bengü Avun başkanlığında Turgutlu’ya gelen 50 kişilik gurup, basın açıklamasının ardından ayrıca “Çaldağı bizimdir, Çaldağı’nı çaldırmayacağız", şekilde çeşitli sloganlar da attılar. Madenin etki bölgelerinden olan İzzettin ile Sarıbey köylerini de ziyaret eden TMMOB İzmir İKK Kadın Çalışma Grubu öğleden sonra da ilçeden ayrıldı.

Dönem sözcüsü Bengü Avun’un, TMMOB İzmir İKK Kadın Çalışma Grubu adına yaptığı basın açıklaması ise şöyle:

“Bizler mühendis, mimar, şehir plancısı kadınlar olarak ülkemizde sağlıklı yaşamın kaynağı olan doğal varlıklarımızın, toprağımızın, suyumuzun, havamızın, günü birlik yasalarla talan edilmesine, kirletilmesine ve yok edilmesine sessiz kalmayacağız. Dünyada nadir bir şekilde bikri ve hayvan çeşitlerini barındıran dağlarımız, ormanlarımız ve verimli topraklarımız, Maden Yasası ile yağmaya açılmıştır. Turgutlu ovasının yaşadığı nikel madeni tehdidi de bu yasayla gündeme gelmiştir. Sardes Madencilik Şirketi’nin bölgeden çekileceğine ilişkin son günlerde basına yansıyan haberler, bir yandan sevindirici görünse de, diğer yandan ülkemizde yaşanan deneyimleri anımsadığımızda bölgede süren mücadelenin devam etmesi gerektiğini bizlere göstermektedir.

Bergama’da 15 yıla yakın süren mücadelede kazanılan hukuksal zaferler bile altın madeni işletmesini durduramamıştır. Toplumsal muhalefeti zaman içinde eriterek, amaçlarına ulaşmaya çalışacaklardır. Bu oyuna gelmeyeceğiz.

Turgutlu Çaldağ’da sülfürik asit üretme tesisi ile birlikte çalıştırılması düşünülen maden, milyonlarca ton asitle 140 km çapında bir bölgeyi etkileyecek, Turgutlu ovasının topraklarını zehirleyecektir. Bizler; mühendis, mimar ve şehir planlamacısı kadınlar olarak, Turgutlu halkının mücadelesine destek olmak için buradayız. Çünkü, yüzyıllardır Anadolu topraklarında kadınlar doğanın, hayvanın, tarımın, kısacası tüm yaşamın bel kemiği olmuşlardır. Tarımı ilk kez uygulayan kadınların kız kardeşleri olarak yaşamı savunmak için, suyumuzu, toprağımızı, havamızı, ormanlarımızı savunmak için buradayız. Kötü politikaların ürünü olarak birbiri ardına çıkarılan yasalarla tarımın, hayvancılığın bitirildiği ülkemizde, insanlarımızın aç kalmasına izin vermeyeceğiz.

Önümüzdeki yıllarda su ve besin kaynakları en stratejik varlıklarımız olacaktır. Binlerce kg altın bile bir damla temiz suyu bize getiremez. Zeytinin, üzümün, tahılın yerine nikel yiyemeyiz. Ülkemizin kalkınmasını bizler de istiyoruz, ama işletilip hammadde olarak en ucuz şekilde topraklarımızdan söküp aldığı, yerine zehirli atıklarını bıraktığı nikelle, altınla zengin olamayız. 50 kişinin 5 ve 10 yıl süreyle çalışacağı madenlerle işsizlik sorunu çözülemez. Siyasi iktidarın bu gerçeği bir an önce kabul ederek; insandan, yaşamdan, sürdürülebilir kalkınmadan ve halktan yana politikaları yaşama geçirmeye başlamasını istiyoruz.

Siyasi iktidardan Tabiatın ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı’nı ivedilikle geri çekmesini istiyoruz. Amaç gerçekten korumak ise, bu yasanın bilim insanlarının, üniversitelerin, halkın katılımına açık, şeffaf bir şekilde koruma felsefesi ve uluslar arası sözleşmeler esas alınarak oluşturulması gerekmektedir. Bugün Turgutlu’da, yarın tüm Türkiye’de genciyle, yaşlısıyla, köylüsüyle, kentlisiyle, kadınıyla, erkeğiyle büyüyen bir bilinçle sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımıza, toprağımıza, suyumuza, havamıza, ormanlarımıza sahip çıkalım. Bu zenginlikler bize gelecek nesillerin emanetidir, unutmayalım…”

 

26 Aralık 2010

Kaynak: Yeni Turgutlu Gazetesi 

  

 




0 Yorum - Yorum Yaz

SEVİNÇ ve TEMKİN İÇİÇE

Doğan Çizmeci - Cumhuriyet Gazetesi – 23 Aralık 2010

Turgutlu ilçesindeki Çaldağ’da nikel madeni işletmek isteyen İngiliz European Nickel (Sardes) şirketinin, yatırımını Filipinler’e kaydıracağını açıklaması, Turgutlu’da hem sevinç, hem de temkinle karşılandı. Çevreciler, şirket ilçeyi terk edene kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

Turgutlu Çevre Platformu ve TEMA üyeleri, dün ilçede yaptıkları açıklamada, “Tüm Gediz Vadisi’ni yok edecek bu projeyi uygulamak isteyenler sonunda geldikleri gibi gidecekler” denildi.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi
 
 



0 Yorum - Yorum Yaz
TURÇEP: Hep gerçekleri söyledik, asıl müjdeyi de biz veriyoruz:
"Geldikleri gibi gidecekler!"

Turgutlu ve köylerini etkileyecek olduğu düşünülen Çaldağı’ndaki maden işletmesi ile ilgili olarak Turgutlu’da maden şirketine karşı faaliyetini sürdürmekte olan Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) bugün (22 Aralık 2010) saat 14.00’da halka açık bir basın açıklaması yaparak, son gelişmeler hakkında TURÇEP’in tutumunu açıkladı.

Açıklama öncesinde Eski Belediye binası önünde vatandaşlar için TURÇEP tarafından lokma da döktürülürken, lokma yiyen vatandaşlar ayrıca TEMA tarafından başlatılan “Gediz Hiroşima olmasın” imza kampanyasına katıldılar. Toplantıya ilçedeki CHP, MHP, Saadet Partisi, BTP, BBP, BDP ve TEMA ile Atatürkçü Düşünce Derneği yanı sıra ilçede bulunan sivil toplum örgütleri ile vatandaşlar katıldılar.

Basın açıklamasını TURÇEP Dönem Sözcüsü olarak İsmail Özdemir yaptı. Özdemir’in TURÇEP adına yaptığı açıklamadan sonra da TEMA Turgutlu Temsilcisi Ayla Yönet de, aynı konu hakkında TEMA Vakfı’nın hazırladığı basın açıklamasını okudu ve basın toplantısına katılan vatandaşlara teşekkür etti.

TURÇEP Dönem Sözcüsü İsmail Özdemir, TURÇEP adına yaptığı açıklamada şunları söyledi:

GELDİKLERİ GİBİ GİDECEKLER, BİLİMİN SESİNİ KISAMAYACAKLAR

 

Değerli basın mensupları, saygıdeğer Turgutlu halkı,
Bir süredir Sardes şirketi temsilcilerinin gerçekler konusunda kamuoyunu yanıltmak için yaptığı açıklamalarının ve son gelişmelerin ardından, bizler de halkımızın doğruları ve asıl gerçekleri öğrenmesi için bu basın açıklamasını yapmayı zorunlu gördük.

Çaldağı’nda uygulanmak istenen madencilik projesinin yaratacağı tehlikeler hakkında halkımızı bilgilendirmek için TEMA Vakfı ve TURÇEP olarak düzenlediğimiz, büyük ilgi gören bilgilendirme toplantılarının Sardes şirketini çok rahatsız ettiği anlaşılıyor. Gerçeklerin bilimsel olarak, hem de bilim adamları tarafından ortaya konması, halkımızın bilgilenmesi şirket temsilcilerinin hoşlarına gitmedi. Bilime karşı da savaş açtılar ve üniversitelerde kürsü sahibi olan saygıdeğer profesörlere bile çamur atacak kadar ileri gittiler.

Bizler, Turgutlu’daki sivil toplum örgütleri, dernekler, sendikalar, Tema Temsilciliği ve ilçemizdeki siyasi partilerin bileşiminden oluşan TURÇEP,  bir kez daha halkımızı uyanık olmaya ve sadece kendi kişisel çıkarları peşinde koşan bu kimselerin aldatmacalarına ve tuzaklarına düşmemeleri konusunda dikkatli davranmaya davet ediyoruz. Onlar bugüne kadar halkımızı hep yanıltmaya ve işsiz insanlarımızı işsizliklerini kullanarak kandırmaya çalıştılar. Gerçekleri söyleyenler ise hep biz olduk. Geçtiğimiz günlerde Sardes Şirketi Genel Müdürü, “Turgutlu’ya her an müjdeli haber verebiliriz” demişti. Ama asıl müjdeyi de sizlere bu açıklamamızla yine biz vereceğiz.

Vahşi madenciliğe hayır!

Öncelikle şu gerçekleri bir kez daha özellikle vurgulamak istiyoruz: Bizler Türkiye’de madencilik yapılmasına karşı değiliz. Bizim karşı olduğumuz, Çaldağı’nda nikel madeni işletmesi için uygulanmak istenen vahşi madenciliktir. Çünkü bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu gerçekler ve bilim adamlarının yaptığı incelemeler, sülfürik asit liçi ile açık maden işletmesinin tüm Gediz vadisindeki yaşamı yok edecek kadar büyük bir tehlike içerdiğini kanıtlamıştır. Sardes şirketi tarafından uygulanmak istenen bu projeye dünyanın hiçbir ülkesinde de zaten izin verilmemiştir. Projenin asıl sahibi olan European Nickel şirketi de çevreye verdiği zararlar dolayısıyla bulunduğu faaliyetine izin verilmemiş bir şirkettir. Önceleri Bosphorus, şimdi de Sardes adıyla Çaldağı’nda faaliyet gösteren bu maden şirketi, işte bu nedenle dünyada hiçbir ülkede uygulama imkânı bulamadıkları projeyi Türkiye’de uygulayabilmek için European Nickel şirketi tarafından kurulmuştur. Sülfürik asit liçi ile madencilik yapmak isteyen European Nickel şirketi, pilot bölge seçtiği Çaldağı’nı bu nedenle projenin amiral gemisi diye adlandırmıştır. Ne yazık ki, bu maden şirketinden kendi kişisel çıkarları için nemalanmak isteyenler kamuoyunu gerçekler hakkında yanıltmaya çalışıyor. Bilimsel gerçekleri belgeleriyle ortaya koyarak, bilim adamlarının anlatmasını sağlayarak akıllarına seslendik, umursamadılar. Vicdanlarına seslendik, vicdanlar da duymadı.

Ama şunların da bilinmesi gerekir: Tüm Gediz vadisini tehdit eden bu projeye karşı başlattığımız mücadele, bu şirket buradan çekip gidinceye kadar devam edecektir. Kıbrıs Lefke’de de bizzat gidip gördüğümüz gerçekler, yaşayacağımız felaketin ne kadar korkunç olduğunu yeterince göstermekte ve bizleri mücadelemizde daha kararlı bir hale getirmektedir.

Asıl müjdeyi biz veriyoruz

Diğer konu da; halkımıza vereceğimiz müjdeyle ilgilidir. Turgutlu’ya müjde vereceklerini söylerken de doğru söylemediler. Asıl müjdeyi biz veriyoruz. European Nickel Şirketi Genel Müdürü Rob Gregory, projeleri için Çaldağı’nın pilot bölge olmasını askıya alacaklarını, asıl çalışmayı Filipinler’e kaydıracaklarını açıklamış, 11 Aralık tarihli Hürriyet Gazetesi’nde de bu haber duyurulmuştur.

Çaldağı ‘Türk lokumu’ değil, ‘çetin ceviz’dir

Sonuç olarak; başta Turgutlu olmak üzere, Ahmetli, Urganlı, Salihli, Akhisar halkının mücadelemize olan desteğiyle Çaldağı’nın Türk lokumu olmadığını, ama çetin ceviz olduğunu anladılar. Ayrıca Orman Bakanlığı da tahsis izni vermeyerek, üzerine düşeni yapmıştır. Tüm Gediz vadisini yok edecek bu projeyi uygulamak isteyenler sonunda geldikleri gibi gidecekler ve bilimin sesini asla kısamayacaklar. Çünkü dünyada hiçbir ülkede uygulanmasına izin verilmeyen, insanlık ve çevre düşmanı bu projeye karşı başlattığımız onurlu mücadele, bugün artık tüm Ege bölgesine ve ülke geneline yayılmaktadır!

Kamuoyuna saygı ile duyurular.

TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu)

22 Aralık 2010
  TEMA'nın basın açıklaması
  Diğer fotoğraflar için tıklayınız



0 Yorum - Yorum Yaz

Turgutlu’da Tek Ses, Tek Yürek Olan Halk, Gediz Ovası’nı Kurtardı

Manisa Turgutlu Çaldağ’da nikel madeni işletme hakkını alan İngiliz European Nickel Madencilik, çiftçisinden sanayicisine, siyasetçisinden hukukçusuna, akademisyeninden sivil toplum örgütlerine kadar tek yürek olan halkın mücadelesi ve direnişi karşısında pes etmek zorunda kaldı. Firma, orman tahsisleri yenilenmediği, proje finansmanı sağlayamadığı ve ilgili kuruluşlarla işbirliği gerçekleştiremediği için 16 Aralık 2010 tarihinde Londra Borsası’na yaptığı açıklama ile yatırımlarını Filipinler’e kaydıracağını açıkladı.

Böylece, TEMA Vakfı’nın da bileşenlerinden biri olduğu Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) şemsiyesi altında bir araya gelen farklı dünya ve siyasi görüşlerden kişi ve kurumlar, Gediz Ovası’nı tahrip edecek vahşi madencilik girişimini, daha çevresel tahribatlar ve felaketler yaşanmadan önlemiş oldu. Eğer European Nickel Madencilik, Çaldağ'da nikel madenini işletmeye açsaydı; 

-15 yılda, 800.000 adet tanker dolusu asit anlamına gelen 16 milyon ton sülfürik asiti açıkta kullanacak,

-Binlerce ağaç kesecek,

-Yer altı ve yerüstü su varlığının tamamını kullanarak zehirleyecek,

-Dünyaca ünlü Sultaniye üzümü, zeytin ve mısır başta olmak üzere tarımsal üretimi ortadan kaldıracak,

-Doğanın ve insanların sağlığı bozulacak,

-Sonuç olarak tüm canlıların yaşama hakları ellerinden alınmış olacak, ülkemizin en önemli tarım alanlarından biri yok olacaktı.

Manisa Turgutlu Çaldağ’da 2008 yılında yerelde TURÇEP tarafından başlatılan mücadelede,  TEMA Vakfı’nın yerelde, ulusalda ve uluslararası arenadaki desteği, mücadelenin ve direnişin etkisini arttırdı. TEMA Vakfı tarafından açılan davalarda, orman tahsisleri iptal ettirildi.

Bilgi ve deneyimlerini esirgemeyen bilim adamları ve uzmanlar, İzmir, Manisa ve Manisa’nın Turgutlu, Akhisar, Salihli, Gölmarmara ve Urganlı ilçelerinde kahve toplantıları dahil pek çok farklı toplantı ve etkinlikte köylülere madenin doğa ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı, KKTC’de benzer bir felaketin tanıkları ülkemize gelerek yaşadıklarını aktardı. Türkiye’nin en bereketli ovası olan Gediz Ovası’nda felaketi engellemek için uzun süredir mücadele eden Turgutlu halkı başta olmak üzere, Türkiye’nin dört bir yanından duyarlı bireylerin, grupların, kurumların desteği kilit rol oynadı. Bölgedeki Ticaret Odaları ve Borsaları ile Ziraat Odaları ve yerel STK’lar ve her görüşten yereldeki siyasi parti temsilcileri, yerel kuruluşlar, esnaf, yerel ve mülki amirler, yerel ve ulusal basın mücadeleden hiç vazgeçmedi.  Son noktada Çevre ve Orman Bakanlığı yetkililerin orman tahsisini yenilememeleri de, Çaldağ’da büyük  felaketi engellemek adına katkı sağladı. 

ÇED Raporları amacından saptırıldı

Mevzuatta da belirtildiği üzere, doğal alanlarda gerçekleştirilecek faaliyetlerin neden olacağı etkileri ve bunlara karşı alınacak önlemleri ortaya koymak amacıyla hazırlanan ÇED raporları maalesef amaçlarının dışına çıkarak, işletmelerin sadece izin alabilmek için hazırladıkları bir belge durumuna gelmiştir. Bu durum, Manisa Çaldağ örneğinde de açıkça görülmektedir. Bilim adamları tarafından ortaya konan, Çaldağ’daki madencilik faaliyetlerinin insan ve çevre sağlığı üzerindeki olası etkilerine ve yaşanan örneklere rağmen ÇED Raporunun onaylanması bu sürecinin tekrar gözden geçirilmesi gerektiğinin kanıtıdır.

TEMA Vakfı, Manisa Turgutlu Çaldağ’da tek ses, tek yürek olununca insan eliyle oluşacak doğal tahribatların yaşanmadan önlenebileceğini kanıtlayan herkese minnettardır. Ancak tehlike henüz geçmemiştir. TEMA Vakfı, bölgede konunun takipçisi olacağı gibi, Çaldağ’da elde ettiği bilgi ve deneyimlerini Türkiye’nin farklı şehirlerindeki sorunlu yörelere ve uluslararası alana aktarmaya devam edecektir.

TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN!                                                                                         TEMA VAKFI

 

  TEMA'nın sitesinden okumak için tıklayınız: Tek Yürek Olan Halk Gediz Ovası'nı Kurtardı




0 Yorum - Yorum Yaz
Çaldağı'nda topyekûn savunma

Turgutlu'da İngilizler tarafından işletilmek istenen nikel madenine karşı Ege Bölgesi'ndeki birimler güçlerini birleştiriyor

 

Ozan Yayman - Cumhuriyet - 16 Kasım 2010

 

Turgutlu Çaldağı'nda İngilizler tarafından işletilmek istenen nikel madenine karşı yöre halkının direnci sürüyor. Madenin işletmeye geçmesi halinde, 15 yıllık süreç içinde yaklaşık 18 milyon ton sülfürik asit kullanılacağı, 2 milyona yakın ağaç kesileceği, atık havuzlarının heyelan tehlikesi içeren yamaçta yer alacağı ve asitlerin açık havada kullanılacağını vurgulayan bölge insanı, tüm Ege'nin mücadelelerine ortak olmasını istiyor.

Turgutlu’daki kitle örgütleri, ilçelerinde çalıştırılmak istenen madenin tam anlamıyla doğa katliamını yaratacağını kaydediyor. Tesisin işletmeye alınması halinde kendilerini bekleyen tehlikeleri şu biçimde sıralıyorlar: “2 milyona yakın ağaç kesilecek. Çaldağı oyulacak, dev çukurlar kazılacak. Çıkarılan topraklar milyonlarca ton asitle açıkta yıkanacak. Dünyanın en verimli tarım alanlarından birisi olan Gediz Havzası, açık hava kimya tesisine dönüşecek. Yer altı suları önemli ölçüde tüketilecek. Sülfürik asitin yer altı sularına kavuşması söz konusu. Tarım alanları, niteliğini yitirecek. Bölgeden göçler başlayacak. Madenin kurulu olduğu alan, endüstriyel çöplüğe dönüşmüş olarak kalacak...”

Sardes tarafından işletilmek istenen madenden, yüklenici firmanın 15 yıllık süre içerisinde büyük kazanç elde edeceğine dikkat çekiliyor. Bu durum Turgutlu’da, “Kazanç özelleştiriliyor, risk kamulaştırılıyor” yönünde değerlendiriliyor.”

ORTAK HAREKET

Salt Turgutlu’nun değil, Ege Bölgesi’nin de sorunu haline gelmesi kaçınılmaz olan madeni, Ege Belediyeler Birliği de gündemine aldı. Birlik avukatı Enis Dinçeroğlu, Turgutlu’da işletmeye alınmak istenen madenin tüm Ege Bölgesi’ni yakından ilgilendirdiğini vurgulayarak, “Bu konu birlik gündemine girmiştir. Bölgemizdeki tüm yerleşimlerin ortak hareket etmesi kaçınılmaz. Konuyla ilgili Gediz Havzası Yönetmeliği’nin çıkarılması ve yetki devri ile yetki paylaşımı gibi konuların hayata geçirilmesi gerekiyor. Havza yönetmeliği gerçekleşir ve Ege Belediyeler Birliği’ne devri sağlanırsa, tek vücut olarak Turgutlu’da olası bir çevre felaketinin önüne geçebiliriz” diyor.

Bunun yanı sıra Manisa Akademik Odalar Birliği de konuyu yakından takip etmeye başladı. Turgutlu’da Çaldağı’ndaki maden şirketine karşı mücadele edenlerden avukat Hasan Namak, ÇED iptal davasının aleyhlerinde sonuçlandığını ve bunu Danıştay’a temyiz incelemesine taşıdıklarını söyledi. Namak, Sardes şirketine orman tahsis alanı tahsis edilmesiyle ilgili idari işleme karşı açtıkları davayı yerel mahkemede kazandıklarını, bunu da şirketin temyize götürdüğünü söyleyerek, “Aldığımız duyumlara göre, yenilenen Maden Yasası çerçevesinde Sardes’e yeniden orman alanı tahsis edilecek. Şirketin bu yöndeki başvuruyu yaptığını biliyoruz. Bu gerçekleşirse, yöre halkı kendisini ormandaki ağaçlara zincirleyecek ve yaşam alanlarını savunacak” diyor.

Çağrılar yanıtsız kaldı

Namak, Sardes’in, Turgutlu’da dünyanın ikinci büyük sülfürik asit tesisini kurmak istediğini söyleyerek, “Türkiye’de yılda 2,5-3 milyon ton sülfürik asit kullanılıyor. Bu oranın da yüzde 70’i tarımsal amaçlı gübre ihtiyacını karşılamak için. Endüstride kullanılan miktar 1 milyon ton bile değil. Durum böyleyken, Turgutlu’da 16 yıllık süre içerisinde 18 milyon ton sülfürik asit kullanmayı planlıyorlar. Ege Bölgesi’nde yaşayan tüm bireylere sesleniyor ve “Tehlikenin farkında mısınız?” diye soruyoruz” yönünde görüş belirtiyor.

Namak, Sardes yetkililerine defalarca çağrı yaptıklarını ve konunun uzmanlarını bir araya getirerek, açık oturumlar yapılmasını istediklerini de dile getirerek, “Ancak çağrımıza yanıt alamıyoruz. Yüklenici şirket, gerçekleri duymaktan ve kamuoyunun aydınlanmasından korkuyor” görüşlerine yer veriyor.

2 milyon ağaç kesilerek 15 yılda 18 milyon ton sülfürik asit kullanılması planlanan madenin yalnızca Turgutlu için değil, Gediz Havzası ve Ege Bölgesi için tehlike oluşturduğu vurgulanıyor.

 

 




1 Yorum - Yorum Yaz

 Çaldağı imza 

GEDİZ VADİSİ'NİN YOK EDİLMESİNE İZİN VERMEYİN!

 Bir imza da siz verin!
  
TEMA Vakfı tarafından 1  Kasım 2010 tarihinden itibaren "Gediz Hiroşima olmasın" adı altında, Çaldağı'ndaki madencilik faaliyetinin durdurulması ve Gediz Vadisinde yaratacağı facianın önlenmesi  için yurt genelinde bir imza kampanyası başlatıldı.
 
 Yeşil Cennet Gediz Vadisi Yok Edilmesin! Siz de bir imza verin.
Aşağıdaki dosyayı indirin ve siz de bulunduğunuz yerdeki TEMA Vakfı ile birlikte bu kampanyaya katılın
  İmza kampanyası
 
 Aşağıdaki linke tıklayarak internet üzerinde de imza kampanyasına katılabilirsiniz
  İnternette imza kampanyası 
 
 
     
TEMA'nın imza kampanyası: 'Gediz Hiroşima olmasın!
 
Gediz Vadisi'nde yaşanacak çevre felaketinin önüne geçilmesi için TEMA tarafından Turgutlu'ya TEMA Tırının gelmesi ile 1 Kasım 2010 günü başlatılan ve Çaldağı'ndaki madencilik projesinin durdurulması amaçlı imza kampanyası, yurt genelinde sürdürülüyor. İzleyeceğiniz video Bodrum'daki kampanyadan görüntüler içeriyor



0 Yorum - Yorum Yaz
2009 YILI     
  Hasulku 22 Aralık 2009Ahmet İlter
 Arkeoloji Haber16 Aralık 2009
 TIMETURK15 Aralık 2009
  Sol Haber15 Aralık 2009Ahmet Çınar
  Arkeolojik Haber15 Aralık 2009 
  TIMETURK15 Aralık 2009 
  Natural Haber17 Ekim 2009 
  Pal Haber11 Ekim 2009 
  Ekolojistler28 Ağustos 2009Ozan Yayman
  İhlas Son Dakika22 Ağustos 2009 
  TMMOB11 Ağustos 2009Av. Arif Ali Çangı
  Yeşil Dünya GazetesiAğustos 2009 
  Samanyolu Haber6 Ağustos 2009 
  Cumhuriyet Gazetesi4 Ağustos 2009Ozan Yayman
  Günlük Evrensel2 Ağustos 2009 
  NTV Televizyonu1 Ağustos 2009İrfan Bozan
  Haber Cumhuriyeti31 Temmuz 2009 
  NTVMSNBC31 Temmuz 2009 
  NTV Televizyonu31 Temmuz 2009 
  Hürriyetport14 Temmuz 2009Ramazan Güntay
  İhlas Son Dakika8 Temmuz 2009 
  Hürriyetport3 Temmuz 2009Ramazan Güntay 
  Zaman Gazetesi19 Haziran 2009Veli Yoldaş
  Kent Haber9 Haziran 2009 
  Radikal Gazetesi7 Haziran 2009Koray Doğan Urbarlı
  Milliyet Gazetesi1 Haziran 2009Doğan Çizmeci
  Manisa Life1 Haziran 2009 
  Yenigün Gazetesi22 Mayıs 2009Ahmet İlter 
  Tunceli Emek Gazetesi20 Mayıs 2009Dilek Karakoyun
  TMMOB Ziraat Müh. Od.20 Mayıs 2009 
  Zöhre Ana 20 Mayıs 2009
  Günlük Evrensel20 Mayıs 2009
  Salihli TV19 Mayıs 2009
  Gerçek Gündem18 Mayıs 2009
  Yeşiller İzmir18 Mayıs 2009Pınar Genç-K. Doğan Urbarlı
  Haber 718 Mayıs 2009Özkan Haluk Satır
  Habername17 Mayıs 2009
  Kent Haber17 Mayıs 2009
  Geobilim14 Mayıs 2009
  Sol Haber14 Mayıs 2009Ahmet Çınar
  Milliyet Gazetesi7 Mayıs 2009Melih Aşık
  Günlük Evrensel6 Mayıs 2009Özer Akdemir
  Bianet16 Mart 2009Gönül İlhan
  Forum Maden15 Mart 2009 
  Günlük Evrensel12 Şubat 2009Özer Akdemir
  Turnusol02 Ocak 2009
  Cumhuriyet Ege02 Ocak 2009
  Günlük Evrensel01 Ocak 2009
 
2008 YILI     
  Turgutlu.biz16 Kasım 2008
 
2007 YILI     
  BirGün Gazetesi25 Aralık 2007
  Günlük Evrensel24 Aralık 2007Mustafa Aydın
  Haberlink16 Aralık 2007
  Sol Haber16 Aralık 2007
  Günlük Evrensel14 Aralık 2007
  Haberler.com12 Aralık 2007
  Haber Extra9 Kasım 2007
  Wardom Org22 Eylül 2007
  BirGün Gazetesi19 Eylül 2007Feridun Yıldırım
  Peyzaj Mimarları Odası07 Eylül 2007
  Metal Dünyası06 Eylül 2007
  Sol Haber19 Temmuz 2007Jeoloji Yük. Müh. Tahir Öngür
  Haberler.com11 Temmuz 2007
  BirGün Gazetesi09 Temmuz 2007Ö. Gürleyen, A. Savaşta
  Hürriyet Gazetesi04 Temmuz 2007Çilem Kaya
  Sol Haber21 Haziran 2007Jeoloji Yük. Müh. Tahir Öngür
  Hürriyet Gazetesi26 Şubat 2007Vahap Munyar
  Hürriyet Gazetesi23 Şubat 2007Hanife Baş
 Cumhuriyet Gazetesi02 Ocak 2009Ozan Yayman
 
2004 YILI     
  Kenthaber11 Ağustos 2004 
  Evrensel Gazetesi05 Temmuz 2004Turgut Güler
 
DİĞER YILLARA AİT HABERLER
  2013 Yılı  2012 Yılı  2010 - 2011 Yılları 


ÖZLEMLE ANIYORUZ

"Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır." 

HER 10 KASIM'DA ÖZLEMLE ANIYOR, 72 YILDIR KALBİMİZDE YAŞATIYORUZ... 



Çaldağı için bir mum da sen yak!
 

TEMA Tırının Turgutlu'daki konuklama süresi içinde TEMA ve Genç TEMA temsilcileri ile Çaldağı çevre gönüllülerinin düzenlediği eylemde Turgutlulular Çaldağı için mum yaktı.

29 Ekim akşamı Turgutlu'ya gelen ve 50. yıl alanında konuşlanan TEMA tanıtım Tırı'nın önünde yapılan eylemlerde ilçenin Genç TEMA temsilcileri, Turgutlulu yurttaşlara Çaldağı’nda yaşananlar ve yaşanacaklar hakkında kısa bilgiler verilerek, "Çaldağı için sen de bir mum yak" kampanyasını sürdürdüler.  9 Kasıma kadar süren eylemde TEMA tırı içerisinde de, yaşanan ve yaşanacak çevre felaketi ile ilgili slayt gösterimleri de yapıldı.

Toplumda çevre bilincinin gelişmesi için tüm Türkiye'de illeri dolaşan TEMA Mobil Eğitim TIRI’nın bu kezki durağı Turgutlu oldu. 10 gün süren eğitim programına başlayan mobil eğitim aracında, bu süre içerisinde “Küresel İklim Değişikliği”,” Enerji ve Su tasarrufu”, “TEMA Vakfı tanıtımı” ve “Erozyonla Mücadele” eğitimleri verildi. Ayrıca mobil eğitim aracında Aral Gölü Belgeseli, Maçahel Belgeseli, Karapınar Belgeseli ve TEMA 15. Yılı Belgeseli sinevizyon gösterimleri yapıldı. Turgutlu TEMA ve Turgutlu Genç Tema temsilcileri ve TURÇEP’in katılımıyla 30 Ekim Cumartesi günü Turgutlu'da çalışmalarına başladı.

TEMA Eğitim TIR’ı önünde bir basın açıklaması düzenleyen TEMA Turgutlu Temsilcisi ve TURÇEP Dönem Sözcüsü Ayla Yönet şunları söyledi: “Bilindiği gibi TEMA eğitim TIR’ı  TEMA vakfının çalışmalarını ve tanıtımını yapmak amacıyla Türkiye’yi dolaşmaktadır. TEMA  Eğitim TIR’ı toplumda çevre bilincinin gelişmesi ve sürdürülebilir yaşamın  olmazsa olmazı toprak su ve havayla ilgili bilgiler vererek insan yaşamındaki önemini belirtmektedir. Okullarımızın ziyaretinin sağlanmasıyla ilgili İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüz yardımcı olacak. Umarım Eğitim TIR’ın  ilçemizde kaldığı süre boyunca azami ölçülerde fayda sağlar, öğrencilerimizin ve halkımızın bilgi sahibi olmasına katkı sağlarız.”

1 Kasım Pazartesi gününden itibaren de ilköğretim ve lise düzeyindeki öğrenciler için çevre bilinci ve çevresel duyarlılık konularında görselliği de içeren eğitici sunumlar yapılmaya başlandı. Günde yaklaşık 300 ile 500 arasında okullardan öğrencilerin ve halktan gurupların katıldığı eğitim seminerleri belirli bir düzene göre sabah saatlerinde başlayarak, akşam saat 18.00'e dek sürdürüldü. Sabah saat 10.00 ile akşam 18.00 arasında sürdürülen bu seminerlere katılan okul öğrencileri ve diğer ziyaretçilerle birlikte TEMA TIR'ının kaldığı 10 günlük süre içinde toplam ziyaretçi sayısının 3500-4000 dolaylarında gerçekleştiği belirtildi.

İmza kampanyası

Bu arada TEMA tarafından mobil eğitim Tırının konaklama süresi içinde Çaldağı'ndaki maden şirketinin tüm Gediz vadisini büyük bir çevre felaketi ile karşı karşıya bırakacağı da vurgulanarak, bu facianın önüne geçilebilmesi için Çaldağı'ndaki maden şirketine izin verilmemesi ve kapatılması amacıyla bir de imza kampanyası başlatıldı.

Çaldağı için bir mum da sen yak

TEMA Tırının Turgutlu'daki konuklama süresi içinde ayrıca TEMA ve Genç TEMA temsilcileri ile Çaldağı çevre gönüllülerinin düzenlediği bir eylemde de Turgutlulular Çaldağı için mum yaktı.

29 Ekim akşamı Turgutlu'ya gelen ve 50. yıl alanında konuşlanan TEMA tanıtım Tırı'nın önünde yapılan eylemlerde Genç TEMA temsilcileri Turgutlulara Çaldağı’nda yaşananlar ve yaşanacaklar hakkında kısa bilgiler vererek, "Çaldağı için sen de bir mum yak" kampanyasını sürdürdüler.  9 Kasıma kadar süren etkinliklerde TEMA tırı içerisinde de, yaşanan ve yaşanacak çevre felaketi ile ilgili slayt gösterimleri de yapıldı.

TEMA TIRI 9 Kasım günü öğleden sonra Turgutlu'dan ayrıldı.

10 Kasım 2010



0 Yorum - Yorum Yaz

 Çaldağı mektup

GEDİZ VADİSİ'NİN YOK EDİLMESİNE İZİN VERMEYİN!

Bir mektup da siz yazın
Tüm Gediz vadisini yok edecek bir facianın önüne geçilmesinde sizlerin de bir katkınız olsun. Yetkililere siz de bir mektup yazın.
Aşağıdaki mektup örneklerini indirip, siz de bir mektup gönderebilirsiniz
  Mektup örneği-1 (Resmi makamlara)
  Mektup örneği-2 (Temsilciler için)
  Mektup örneği-3 (Temsilciler için)
  Mektup örneği-4 (Sardes şirketine)
Resmi makamlar mektup gönderim adresleri
  Adres listesi
 




TMMOB'un Yeni Maden Yasa Tasarısı hakkında tepkisi

MADEN YASA TASARISI HAKKINDAKİ BASIN AÇIKLAMASI

Ülkemizin doğal, kültürel, tarihsel zenginliklerini yok edecek bir tehdit, Maden Yasa Tasarısı” adı altında şu anda TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmektedir.

“Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” adı ile gündeme gelen yasa değişiklikleri kamuoyundan adeta kaçırılarak ülkemizi yeni bir “oldu, bitti” vâkâsı ile karşı karşıya getirmeye yöneliktir. Şimdiye dek 4 ayrı versiyonuna ulaşabildiğimiz yasa tasarısının her yeni versiyonu ülkemizin doğal ve beşeri varlıklarının yağmalanmasında yeni bir cüretin adımlarını taşımaktadır.

Zira; Yasa yapma tekniği açısından da bir skandal olan yasa tasarısı, 3213 sayılı Maden Kanunu dışında,
2872 sayılı Çevre Kanunu,
2873 sayılı Milli Parklar Kanunu,
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu,
6831 sayılı Orman Kanunu,
3621 sayılı Kıyı Kanunu,
4122 sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Kanunu,
4342 sayılı Mera Kanunu,
3573 sayılı Zeytinciliğin Korunması Hakkında Kanun
2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da da değişiklikler öngörmektedir.

Her türden ve her ölçekte koruma tedbirini madenciliğin önünde engel olarak gören yasayı hazırlayan zihniyet, madencilik sektörünün geliştirilmesi söylemiyle söz konusu yasalar ile sınırlı da olsa korunan tarım topraklarımızı, mera alanlarımızı, ormanlarımızı, milli parklarımızı, tabiat parklarımızı, doğal anıtlarımızı, sit alanlarımızı, ağaçlandırma alanlarımızı, kıyılarımızı, sulak alanlarımızı, su havzalarımızı, turizm bölgelerimizi alelade madencilik faaliyet sahası olarak kabul ederek bütün bu değerlerimizi büyük bir talan ve tahribata açık hale getirmek gayesindedir.

Maden Kanununda yapılmak istenilen değişiklikler irdelendiğinde, öncelikle değişikliğin ruhunu, daha önce önemli tartışmalara konu olan Endüstri Bölgeleri Kanun Tasarısının oluşturduğu görülmektedir. Bahse konu Endüstri Bölgeleri tasarısı Yabancı Sermaye Derneği (YASED) tarafından hazırlanan tasarıdır. Şubat 2001 başlarında tartışmaya açılan tasarı önemli değişikliklere uğrayarak, YASED’in beklentilerinin çok uzağında kanunlaşmış ve yürürlüğe girmiştir. Nitekim YASED, Endüstri Bölgeleri Kanununu yabancı sermaye çekmekte yetersiz bulduğunu açıklamıştır. Maden Kanunundaki değişiklikle ilgili aşağıda detaylı olarak irdelenecek tasarı hakkında YASED görüş beyan etmekten kaçınmakta ve sessizce gelişmeleri beklemektedir. İlk tecrübeden sonra bu sessizlik tasarıya destek anlamını taşımaktadır.

Jeolojik süreçlerle milyonlarca yılda oluşmuş olan madenlerimiz doğaları gereği, hiçbir topluluk sınıf ya da katmanın emeği ya da sermayesi karşılığı üretilmemiş olması nedeniyle hiç kimsenin herhangi bir gerekçe ile sahiplenme ve istismar etme hakkı iddia edemeyeceği ortak kamusal varlıklarımızdır. Dolayısıyla bu kaynaklar üzerindeki tasarruf hakkı kamusaldır ve ancak toplumsal çıkarlar amacıyla değerlendirilebilir. Ülkemizin jeolojik özellikleri küçük- orta rezervli ancak çok çeşitli maden yataklarının oluşmasına olanak tanımaktadır. Ayrıca dünyadaki bor, mermer, trona, krom, manyezit, zeolit, pomza, kil, sölestin ve toryum gibi rezervlerinin önemli bölümü ülkemizde bulunmaktadır. Yaklaşık 8000 yıllık madencilik geçmişi olan ülkemizde, maden aranması, bulunması ve işletilmesi artık daha da zorlaşmaktadır. Bu anlamda madencilik çalışmaları artan ölçüde bilgi, yatırım, teknoloji, koordinasyon gerektirmekte ve yatırım riski taşımaktadır. Bu durum madenlerin “kremasını” yiyen, karı azamileştirmek için işin kolayına kaçan “özel girişimci”lerin yerine, “ülke çıkarları” ve “kamu yararı”nı gözeten “kamu girişimciliği”ni akılcı kılmaktadır.

Halen Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen yasa tasarısı ise, yukarıda sayılan koruma tedbirlerini bir çırpıda hükümsüzleştirerek, ve sektörün teşvik edilmesi söylemiyle yerli ve daha çok yabancı sermayenin istismarına sunarak maden sahalarımızın süratle üretime açılmasını öngörmektedir. Tasarı dikkatle incelendiğinde, asıl teşvik edilenin de asıl katma değer üretimi açısından önem taşıyan uç-ürün üretiminin değil, yoğun ve ucuz işgücüne dayanan düşük katma değerli ham cevher ihracının olduğu anlaşılmaktadır. Kontrolsüz ve aşırı üretimin neden olacağı fiyat dalgalanmaları özellikle dış pazarlarda satılan ya da  uluslararası tekellerin alıcısı olduğu madenler için adeta yağma anlamı taşıyacaktır.

“Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı”nın maden üretiminde öngördüğü teşvikler özellikle yabancı sermaye açısından, hiç bir vergi vermeden ham cevherin ucuz maliyetle yurt dışına çıkarılmasını sağlayacak niteliktedir. Ara ve uç-ürün üretimi sürecine sokulmadan Anadolu’nun damarlarından koparılıp gemilerle yangından mal kaçırırcasına yıllarca “Batı”ya sevk edilen maden zenginliklerimizden artık neredeyse söz edemiyoruz. Yeraltı kaynaklarımızın hammadde olarak satılması açık bir yağmadır. Bu hammaddelerin ara-ürün ve uç-ürün olarak üretimi istihdam, katma değer, ülke ve toplum çıkarı açısından gereklidir.

Tasarı ile ham cevher satışı özendirildiği için ülkemizin teknolojik yeteneklerinin gelişmesinin de önü kesilmektedir. Bilindiği üzere, yabancı sermaye sadece ucuz hammadde peşinde koşmakta, ülkemize teknoloji transferi gerektiren yatırımlardan uzak durmaktadır. Bor ve ferrokrom tesisleri örneklerinde görüldüğü gibi yabancı firmalar sadece hammadde temini ile ilgilenmektedir. Oysa bir ülkenin teknolojik yeteneklerinin gelişmesinin ilgili sektörün hem kapsam açısından hem de ölçek açısından planlı bir şekilde ele alınmasını gerektirmektedir. Bu da arama faaliyetlerinden başlamak üzere, uç-ürünün piyasaya sunulmasına kadar madencilik, kimya ve metalurji faaliyetlerinin bir bütünsellik içerisinde tüm süreçlerin uzman kamu kuruluşları eliyle gerçekleştirilmesini gerektirmektedir.

Bu alanda kurulmuş kamu işletmeleri ülkemizin gereksinmelerine yanıt verecek birikim ve yetkinliktedir. İşçilerin, sigortasız ve sendikasız boğaz tokluğuna çalıştırıldığı küçük özel işletmeler yerine sendikalı, grevli, toplu sözleşmeli çalışma ilişkilerinin görece korunduğu kamu kuruluşları “kamu yararı”nın kısmen gerçekleşmesinde savunulabilir olmaktadır. Ayrıca ham cevher satışının yasaklanması esas kabul edilip, satılmasının istisna ve Bakanlar Kurulu kararına tabi kılınması, buna paralel olarak, içerde üretilen madene dayalı ya da ithal madene dayalı sanayi üretimleri teşvik edilmelidir. Madenlerde öncelikle ciddi bir rezerv tespiti yapılmalıdır. Sanayi Master Planı geliştirilmeli ve bu plan dahilinde madenlerin kontrollü bir şekilde üretilip, işlenmesi sağlanmalıdır.

Madencilik sektörü büyük önem taşıdığından MTA, Etibank TKİ, TTK, TDÇİ, KBİ gibi kamu kurumları güçlendirilmelidir. MTA Genel Müdürlüğü reorganize edilerek, 1986 yılından bu yana yürütülen KİT’lerin tasfiyesi sürecine son verilmelidir. Bu süreç, son yıllarda oldukça yıkıcı hale gelmiş, KİT’ler bilinçli bir şekilde, adeta devletin ve toplumun kurtulmak istediği kambur haline dönüştürülmüştür. Toplumun malı olan tesislerin siyasi ve bürokratik kadrolar tarafından, sırf özelleştirmenin alt yapısını oluşturmak adına bile bile zarara sürüklenmesi hiçbir şekilde iyi niyetle izah edilemez. Tasfiyeci mantık tasarının hazırlanmasında kendisini hissettirmektedir.

Bütün bu boyutları ile değerlendirildiğinde Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ucuz ve bol maden üretimi; ama yerli ve daha çok yabancı sermayenin istismarından ibaret bir maden üretimi hedeflemekte bunun bedeli olarak da bütün ekolojik, kültürel ve tarihi zenginliklerimizi azami kâr peşinde koşan madencilik sermayesinin insafına terk etmektedir.

Bizler, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne bağlı ve söz konusu yasa tasarı ile doğrudan ilgili 6 farklı meslek disiplini temsil eden Odalar olarak, Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın acilen komisyondan geri çekilmesini; bilim ve meslek çevrelerinin önerileri doğrultusunda ve kamu yararı ekseninde yeniden ele alınmasını talep ediyoruz. Bu yönde bir adım olarak hazırladığımız değerlendirme raporunu kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ülkemizin geleceği için bir tehdittir. İlgili tüm çevreleri duyarlı olmaya ve ülkemizin doğal ve beşeri zenginliklerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası
TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası
TMMOB Orman Mühendisleri Odası
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası

Kaynak : TMMOB
Nisan 2010



0 Yorum - Yorum Yaz
TMMOB uyardı: Buna madencilik değil ancak facia denir 

TURÇEP'in düzenlediği bilgilendirme paneli. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi Başkanı Saadet Çağlın ve Jeoloji Yüksek Mühendisi, TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Tahir Öngür, Turgutlu Çaldağı'ndaki nikel maden işletmesi için "Böyle bir madencilik dünyada kabul görmeyen bir anlayıştır, buna madencilik değil ancak facia denir". (05 Mart 2015)

Turgutlu Sarıbey köylüsü kadınlar: Bu madeni istemiyoruz

Çaldağı için hazırlanan 2'nci ÇED Raporu'nun onaylaması kararı, Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) öncülüğünde, 'Çal Dağı'nda Vahşi Madenciliğe Hayır' adı verilen eylemle protesto edildi. Videoda Turgutlu'nun Sarıbey köyünden köylü kadınların "Biz bu madeni kesinlikle istemiyoruz" şeklindeki konuşmaları yer alıyor. (23 Kasım 2014)

Turgutlu'da vahşi madenciliğe hayır eylemi

Yurdun değişik yerlerinden gelen yaşam savunucusu, çevreci ve sivil toplum kuruluşları Turgutlu Çaldağı’nda buluşarak nikel işletmesi için ÇED kararının onaylanması kararını Turgutlu Çevre Platformu öncülüğünde, "Çal Dağı'nda 'Vahşi Madenciliğe Hayır' eylemiyle protesto ederek madene kesinlikle geçit vermeyeceklerini açıkladılar. (23 Kasım 2014)

Zirve Dağcılık'ın Çaldağı etkinliğinde Lütfi Bıkmaz'ın konuşması

Çaldağı için hazırlanan 2'nci ÇED Raporu'nun onaylaması kararı, önce zirve Dağcılık'ın düzenlediği  'Çal Dağı'nda Vahşi Madenciliğe Hayır' adı verilen kamp ve yürüyüşle protesto edildi. Videoda TURÇEP'in bileşenlerinden olan Zirve Dağcılık üyesi Lütfi Bıkmaz'ın uygulanmak istenen vahşi madencilik projesi hakkındaki açıklamaları yer alıyor. (22 Kasım 2014)

Manisa Çevre ve Yaşam Platformu oluşturuldu- İMC TV

09 Kasım 2014 Pazar günü Manisa ili ve çeşitli ilçelerinden gelen sivil toplum örgütleri ve çevreci kuruluşlar MANİSA ÇEVRE ve YAŞAM PLATFORMU çatısı altında birleştiler. Videoda oluşuma öncülük edenlerden Manisa Akademik Odalar Birliği Temsilcisi ve Ziraat Mühendisleri Odası Manisa Şube Başkanı İbrahim Demran'ın açıklamaları yer alıyor.

Manisa Çevre ve Yaşam Platformu kuruldu - 9 Kasım 2014

09 Kasım 2014 Pazar günü Manisa ili ve çeşitli ilçelerinden gelen sivil toplum örgütleri ve çevreci kuruluşlar MANİSA ÇEVRE ve YAŞAM PLATFORMU çatısı altında birleştiler. Manisa Tarzanı'nın izinden gideceğini açıklayan platform, hedefini de “asıl zenginliğimiz Gediz vadisidir” sözleriyle ifade ederek,  ekoloji mücadelesinin toplumsallaştırılması olarak tanımladı.. (09 Kasım 2014)

1. video 2. video 3. video  4. video   
Alaşehir'de jeotermal tehdit paneli 

Alaşehir'de çevre mücadelesi veren ADOÇEV (Alaşehir Doğa ve Çevre Gönüllüleri Derneği) tarafından düzenlenen panelde jeotermal enerji konusu ele alındı. Panelde, jeotermal enerjinin diğer enerji kaynaklarına kıyasla daha az tehlikeli olduğu anlayışının yanıltıcı olduğu, söz konusu asıl konunun verimli tarım topraklarının sermayenin yok edici tehdidi ile karşı karşıya olduğu vurgulandı . (28 Eylül 2014)

Tahir Öngür  Prof. Mustafa Bolca İbrahim Demran 
Turgutlu'da vahşi madencilik paneli: Turgutlu, Soma olmayacak!

Soma maden faciasının yankıları sürerken Turgutlu'da sivil toplum örgütlerince "vahşi madencilik" konulu panel düzenlendi.  Jeoloji yük. müh. Tahir Örgür'ün yer aldığı panelde Turgutlu'daki nikel işletmesinin yaptığı ÇED değişikliği ve Turgutlu'yu bekleyen tehlikeler değerlendirilirken, dayatılan madencilik anlayışı ve siyasi iktidarların sadece maden şirketlerinin çıkarını kollayan tutumu eleştirildi. (24 Mayıs 2014)

Çaldağı'ndaki madene destek verenlere oy yok!

Turgutlu'da çevre mücadelesi veren, siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin bileşiminden oluşan TURÇEP, ilkini 8 Mart 2014 akşamı düzenlediği etkinlikte "Madene izin verenlere, destek olanlara, kefil olanlara, karşı çıkmayanlara verilecek oyumuz yok. Oyumuz ekolojik yaşama sahip çıkan, Çaldağı'ndaki bu madene karşı çıkanlara" mesajı veriyor. (08 Mart 2014)

Birinci video   İkinci video
TURÇEP 'Çevreden Çevremizden' programının konuğu

Ege Üniversitesi eski Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ümit Erdem'in hazırlayıp sunduğu Ege Üniversitesi TV'deki "Çevreden Çevremizden" programının 29. bölümünde Turgutlu Çaldağı ve vahşi madencilik konusu yer aldı. 12 Şubat Çarşamba günü canlı yayın olarak yayınlanan programa TURÇEP adına TURÇEP Hukuk Temsilcisi Avukat Hasan Namak katıldı. (12 Şubat 2014)

Armutlulu yaşam savunucularına selam olsun

İzmir Kemalpaşa ilçesi Armutlu beldesindeki yaşam savunucuları ekoloji mücadelesinde kendilerinin de var olduklarını , "Gediz vadisi cinayeti" diye tanımlanan, tüm dünya insanlığı için verilen bir çevreci mücadele anlamı da taşıyan Çaldağı direnişinde omuz omuza ve dayanışma içinde olacaklarını işte bu "Dayanışma" adını verdikleri video ile duyurdular. (24 Ocak 2014)

Zirve Dağcılık Çaldağı'ndaki cehennem çukurunda

TURÇEP'in bileşenlerinden olan Zirve Dağcılık Kulubü Turgutlu şubesinin Çaldağı'na yaptığı bir gezi. Zirve Dağcılık Kulubü mensupları, kulüp üyesi ve TURÇEP Yürütme Kurulu Üyesi de olan Belediye Şehir Meclisi Üyesi emekli öğretmen Lütfi Bıkmaz'dan Çaldağı'ında uygulanmak istenen vahşi madencilik ve yapılan doğa katliamı hakkında bilgi ediniyor. (12 Ocak 2014)

Eroğlu'na soru: "İmzayı İngilizlerin baskısı ile mi attınız?

Nükleer enerji tasarısının görüşüldüğü Meclisteki oturummda yapılan görüşmelerde Çaldağı konusu bir kez daha gündeme geldi. Özellikle 17 Aralık'ta başlayan "yolsuzluk" operasyonu dalgası ile birlikte "Çaldağı'nda rüşvet kokusu" haberlerinin de yer alması ile, CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, Bakan Veysel Eroğlu'na "Çaldağı'ndaki izinleri baskı sonucu mu verdiniz?" sorusunu yöneltti. (08 Ocak 2014)

Çaldağı'nda madene hayır mitingi

Turgutlu'da gerçekleştirilen mitingde binlerce kişi Çaldağı'nda faaliyete sokulmak istenen ve Gediz vadisini çevre felaketi ile tehdit eden nikel madeninin kapatılmasını istedi. Mitingde ""madene hayır", "her yer direniş her yer Çaldağı" gibi sloganlar atılırken, topraklarına asit damlattırmasına ve madene izin vermeyeceklerini yinelediler. (23 Kasım 2013)

1. video  2. video  3. video 4. video 
CHP Milletvekilleri Ören ve Özel'den binlerce broşür

CHP MANİSA Milletvekillileri Hasan Ören ve Özgür Özel, CHP Turgutlu İlçe teşkilatı  ile birlikte CHP Turgutlu İlçe Teşkilatı önünde basın açıklaması yaptı. Ardından Milletvekilleri ve partililer çarşı esnafını dolaşarak madenle ilgili binlerce broşür dağıttı ve 23 Kasım'da yapılacak miting için çaprıda bulundu. (18 Kasım 2013)

1. Ege Çevre Kurultayı'nın değerlendirmesi - İMC TV

Turgutlu'da gerçekleştirilen 1 Ege Çevre Kurultayı hakkında Prof. Dr. Beyza Üstün'ün değerlendirmesinin yer aldığı İMC TV'de Yeşil Bülten programı. Prof. Dr. Üstün, değerlendirmesinde, kurultayın başarısı yanı sıra çok önemli bazı kararlar da alındığı ve gelecek için umut verici olduğu vurgusunu da yapıyor. (15 Kasım 2013)

1. Ege Çevre Kurultayı - Çepeçevre Yaşam - Hayat TV

Turgutlu'da gerçekleştirilen 1. Ege Çevre Kurultayı Hayat TV Çepeçevre Yaşam'da. Program Yapımcısı Özer Akdemir'in sunumu ile ekrana gelen 1. Ege Çevre Kurultayı'nda yaşam alanlarını savunmak için direnenler ve çevre örgütleri Türkiye'de yaşanmakta olan çevre sorunlarının nedenleri ve çözüm yolları ile birlikte neler yapılabileceğini tartışıyor. (15 Kasım 2013)

1. Ege Çevre Kurultayı Turgutlu'da yapıldı

1. Ege Çevre Kurultayı Turgutlu'da yapıldı. TURÇEP'in evsahipliğinde gerçekleştirilen çevre kurultayı'na Ege bölgesi yanı sıra yurdun çeşitli bölgelerinde çevre mücadelesi veren pek çok çevre örgütü temsilcisi katıldı. Kurultayda geleceğe dönük önemli bazı kararlar da alındı.  (09 Kasım 2013)

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam

Taksim Gezi Parkı direnişine destek amacıyla 01 Haziran 2013 tarihinde Turgutlu'da gerçekleşen ve yaklaşık 5 bin kişinin katılımıyla yapılan yürüyüşün Gezi Parkı müzikleri ile de anlatılan görüntüleri. Sitemizin bir armağanı. Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!  (24 Temmuz 2013)

Çaldağı direnişinin 7 yıllık öyküsü

7 yıldan bu yana süren, bilimi kılavuz edinen ve siyasetlerüstü bir kulvarda sürdürülen bir çevreci direniş olan Çaldağı direnişinin bir klibi. 7 yıldır sürmekte olan çevreci mücadele süreci içinde yer alan ve değişik evrelere ait bazı fotoğraf kareleriyle slayt gösterisi olarak anlatılan kısa bir direniş öyküsü. Sitemizin bir armağanı... (07 Temmuz 2013)

Minik Servet, büyüklerini eleştiriyor

Büyüklerine "Benim dünyamı kirletmeyin" diyen Minik Servet, tabiat ananın insanlara armağan ettiği "büyük servet"i anlatmaya devam ediıyor. Bu ikinci videoda ise yaşayacağı dünyanın kirletilmesinde büyüklerin payı olduğunu söyleyen minik Servet, büyüklerini çevrelerine karşı duyarsız olmakla eleştiriyor. (02 Ağustos 2013)

Minik Servet, 'Tabiat Ana'nın armağanı büyük serveti anlatıyor

Minik Servet, Turgutlu'nun Çepnidere köyünde bir ilkokul öğrencisi. Adı: Servet Eylül Aksoy. Hiçbir önyargısı, hiçbir siyasi görüşü yok. Ama gelecekten beklentileri çok. "Büyükler"in kirlettiği dünyada sağlıklı yaşayabilmek için "Benim dünyamı kirletmeyin" diyor, tabiat ananın armağanı büyük serveti anlatıyor. Bunları kendisine söyleten ise yaşam isteği ve sağlıklı yaşam hakkı. (24 Haziran 2013)

Çevreciler cehennem kazanını Akhisar'da durdurdu

Vahşi madenciliğe karşı mücadele veren çevreciler ve yaşam savunucuları Gördes'e doğru yola çıkan "cehennem kazanı"na engel olmakta kesin kararlı ve Akhisar yol kavşağında yolunu keserek durdurdu.
Cehennem kazanı adını takılan dev asit kazanı önünde direniş çadırları da kuran çevrecilerin direnişleri ve çadır nöbetlerini sürüyor. (15 Haz. 2013)

Dünya Çevre Günü'nde TURÇEP'ten anlamlı açıklama

7 yıldır Çaldağı direnişiyle bilinen Turgutlu'da, Dünya Çevre Günü'nde basın açıklaması yapıldı. 5 Haziran'ların artık "çevreci mücadele günü" olduğu belirtilirken, "Çaldağı direnişinin tüm dünya insanlığı için yürütülen bir mücadele" anlamı taşıdığı vurgulanarak, tüm dünyaya yönelik mesaj verildi. (05 Haziran 2013)

Çaldağı çadır tiyatrosu

Çaldağı çevre direnişiyle adını duyuran Turgutlu'da Taksim direnişine destek amaçlı gösteriye 5 bin civarında kişi katıldı. Çaldağı için TURÇEP tarafından kurulan çadır da ayrıca çeşitli gösteriler de yapılıyor. İzleyeceğiniz video TURÇEP'le birlikte çevre mücadelesi içinde yer alan gençlerin kendi hazırladıp oynadıkları bir mini tiyatroyu gösteriyor. (01 Haziran 2013)

Diren Taksim, Turgutlu yanında!

31 Mayıs'ta Taksim Manolya Meydanı’nda masum ve küçük bir çevreci direniş olarak başlayan, devlet güçlerinin acımasızca güç göstermeleri nedeniyle yurt genelinde iktidarı protestoya dönüşen gelişmelerde bir destek de Turgutlu’dan geldi. 7 yıldır Çaldağı çevre direnişiyle adını duyuran ilçede Taksim direnişine destek amaçlı gösteriye 5 bin civarında kişi katıldı. (01 Haziran 2013)

Birinci video   İkinci video   Üçüncü video   
Cehennem kazanı Gördes'e doğru yola çıktı!
Bütün kuzey yarı küreye nasip olmayan boru kazan Gördes'teki nikel madeninde kullanılmak üzere yola çıktı. Asit kazanı olarak kullanılacak boru çevreciler tarafından "cehennem kazanı" olarak adlandırılıyor. İzmir'den yola çıkan ve saatte 1 kilometre yol alabilen dev kazan, 1.5 km'de 150 litre yakıt tüketiyor. (19 Mayıs 2013)
Prof. Dr. İsmail Duman anlatıyor - Meltem TV
Çaldağı konusunu bir süre önce gündemine taşıyan Meltem TV bu kez Prof. Dr. İsmail Duman'ı konuk ediyor. Program yapımcısı gazeteci yazar Muharrem Bayraktar konuyu, mesaisinin büyük bölümünü bu projeyi durdurmak için harcayan İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Duman'a sordu. (09 Mayıs 2013)
Çoban Abdullah'ın Çaldağı şiiri
TURÇEP;in Çaldağı eteklerindeki basın açıklaması, Çampınar köyünden çoban Abdullah Aksu'nun yazdığı Çaldağı şiiri okunarak başladı. TURÇEP bileşenlerinden Turgutlu Mimarlar Odası Başkanı mimar Mahir Ek tarafından çoban Abdullah'ın "Benim dağım Çaldağı'm" adlı şiirini okumasının ardından basın açıklamasına geçildi. (23 Mart 2013)
İzzettin köyünden Cennet kadın
23 Mart 2013 tarihinde TURÇEP tarafından Çaldağı eteklerinde düzenlenen basın açıklaması. TURÇEP'in çevre mücadelesine destek veren köylülerden, İzzettin köyünden Cennet kadın, madene ve maden şirketi ile bütün olup bitene göz yuman devlet yetkililerine öfkeli tepkisini dile getiriyor. (23 Mart 2013)
Birinci video   İkinci video
"Bu topraklara sahip çıkmazsak namerdiz"
TURÇEP'in basın açıklamasında söz alan 80 yaşındaki Muammer Arabulan "Bu cennet toprağa sahip çıkmazsak namerdiz. Bu vatan bizim,Çaldağı bizim" dedi. Muammer Dede, madenin kamuya ait bir yolu kapatıp işgal etmesine karşı "Eğer yetkililer sözlerimize kulak vermezse, bir dahaki gelişimizde ellerimizde makaslarla gelip bu yolu biz açarız" dedi. (23 Mart 2013)
TURÇEP: "Geldikleri gibi giderler"

TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu) üyeleri ve halk Çaldağı'nın zirvesinde basın açıklaması yaparak "vahşi madenciliğe hayır, topraklarımıza sahip çıkacağız" derken, şimdiki maden şirketini de daha önce kovdukları İngiliz şirketi gibi kovacaklarını belirterek "Geldikleri gibi giderler dedi. (23 Mart 2013)

Çaldağı "Satırbaşı"nda - Ulusal Kanal TV
Çaldağı sorunu bir kez daha Ulusal Kanal ekranlarında. Ulusal Kanal'da İlk kez 2012 yılının son günlerinde Ana Haber bülteninde yer alan Çaldağı sorunu, bu kez Levent Ak'ın yönettiği Satırbaşı programında geniş açıdan ele alınıyor. Çaldağındaki madencilik projesinin Gediz ovasına vereceği zararların da tartışıldığı programın konuğu CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, Çaldağı sorununu başından bugüne her yönüyle anlatıyor. (09 Şubat 2013)
Akhisar da "vahşi madenciliğe hayır" dedi
Akhisar'da da sivil toplum örgütleri "vahşi madenciliğe hayır" dedi. Sivil toplum örgütlerince düzenlenen ve Prof. Dr. A. Osman Karababa, Jeoloji Yük. Müh. Tahir Öngür ve Yük. Orman Müh. Kenan Öztan'ın konuşmacı olarak yer aldığı "Akhisarımız tehlikede mi?" konulu panelde Turgutlu Çaldağı ve Gördes nikel işletmelerinin yaratacağı çevresel sorunlar dile getirildi. (19 Ocak 2013)
Akhisar "vahşi madenciliğe hayır" demeye hazırlanıyor - İMC TV

Vahşi madenciliğe karşı Akhisar'da düzenlenen panelden 1 gün öncesi. İMC TV'nin konuyu haberlerine taşıması vahşi madenciliğe karşı tepkilerin ne düzeyde olduğunu gösteren somut bir örnek oldu. Programa telefonla katılan GÖRÇEV temsilcisi İbrahim Balıklı, Akhisar'ı da tehdit eden Gördes nikel işletmesinin yaratacağı çevresel sorunları anlatıyor. (18 Ocak 2013)

Çaldağı sorunu nedir? - Kanal B
Çaldağı sorunu ve çevresel tehdit açısından Türkiye genelinde taşıdığı anlamı bir kez daha Kanal B ekranında. Bu kez Çaldağı konusu CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören'in konuk edilmesi ile GÜNCEL programıyla ekrana geliyor. Programda Çaldağı konusu başından itibaren her yönüyle ele alınarak, Gediz havzası açısından nasıl bir çevresel tehdit olduğu vurgulanıyor ... (02 Ocak 2013)
Çaldağı'nda katliam - Ulusal Kanal TV
Ulusal Kanal'da Çaldağı'nda katliam manşeti ile verilen haber. Çaldağı'ndaki VTG madencilik şirketine karşı tepkiler yurt geneline yayılırken, Ulusal Kanal da Gediz vadisini büyük bir çevre felaketi ile tehdit eden tehlikeye karşı toplumsal uyanış arayan haberiyle tepkileri canlı tuttu. (28 Aralık 2012)
Önceki videoları izlemek için tıklayınız



0 Yorum - Yorum Yaz
TEMA TIR'ı Çaldağı için Turgutlu'da

Tanıtım  sırasında bir  sünnet düğünü konvoyundaki vatandaşlar TEMA gönüllülerine ilgi göstererek TIR’ın  yanına geldiler TEMA gönüllüleri ile birlikte davul zurna eşliğinde halay çektiler.

 

Toplumda çevre bilincinin gelişmesi için tüm Türkiye'de illeri dolaşan TEMA Eğitim TIRI’nın bu kezki durağı Turgutlu oldu. 10 gün sürecek eğitim programına başlayan mobil eğitim aracında bu süre içerisinde “Küresel İklim Değişikliği”,” Enerji ve Su tasarrufu”, “TEMA Vakfı tanıtımı” ve “Erozyonla Mücadele” eğitimleri verilecek. Ayrıca mobil eğitim aracında Aral Gölü Belgeseli, Maçahel Belgeseli, Karapınar Belgeseli ve TEMA 15. Yılı Belgeseli sinevizyon gösterimleri yapılacak. Turgutlu TEMA Tema ve Genç Tema temsilcileri ve TURÇEP’in katılımıyla 30 Ekim Cumartesi günü Turgutlu'da çalışmalarına başladı.

TEMA Eğitim TIR’ı önünde bir basın açıklaması düzenleyen TEMA Turgutlu Temslcisi ve TURÇEP Dönem Sözcüsü Ayla Yönet şunları söyledi: “Bilindiği gibi TEMA eğitim TIR’ı  TEMA vakfının çalışmalarını ve tanıtımını yapmak amacıyla Türkiye’yi dolaşmaktadır. TEMA  Eğitim TIR’ı toplumda çevre bilincinin gelişmesi ve sürdürülebilir yaşamın  olmazsa olmazı toprak su ve havayla ilgili bilgiler vererek insan yaşamındaki önemini belirtmektedir. Okullarımızın ziyaretinin sağlanmasıyla ilgili İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüz yardımcı olacak. Umarım Eğitim TIR’ın  ilçemizde kaldığı süre boyunca azami ölçülerde fayda sağlar, öğrencilerimizin ve halkımızın bilgi sahibi olmasına katkı sağlarız.” 

Bu sırada bir  sünnet düğünü konvoyu geçmesi sırasında, konvoydaki vatandaşlar TEMA gönüllülerine ilgi göstererek TIR’ın  yanına geldiler TEMA gönüllüleri ile birlikte davul zurna eşliğinde halay çektiler.

1 Kasım Pazartesi gününden itibaren de ilköğretim ve lise düzeyindeki öğrenciler için çevre bilinci ve çevresel duyarlılık konularında görselliği de içeren eğitici sunumlar yapılmaya başlandı. günde yaklaşık 300 ile 500 arasında okullardan öğrencilerin ve halktan gurupların katıldığı eğitim seminerleri belirli bir düzene göre sabah saatlerinde başlayarak, alşam saat 18.00'e dek sürdürülüyor. Sabah saat 10.00 ile akşam 18.00 arasında sürdürülen bu seminerlere katılan okul öğrencileri ve diğer ziyaretçilerle birlikte TEMA TIR'ının kaldığı 10 günlük süre içinde toplam ziyaretçi sayısının 3500-4000 dolaylarında gerçekleştiği belirtildi.

Bu arada TEMA tarafından mobil eğitim Tırının konaklama süresi içinde Çaldağı'ndaki maden şirketinin tüm Gediz vadisini büyük bir çevre felaketi ile karşı karşıya bırakacağı da vurgulanarak, bu facianın önüne geçilebilmesi için Çaldağı'ndaki maden şirketine izin verilmemesi ve kapatılması amacıyla bir de imza kampanyası başlatıldı.

Turgutlu 50. Yıl Alanı'nda etkinliklerin sürdürecek olan TEMA Eğitim TIRI, 8 Kasım tarihinden sonra da Turgutlu'dan ayrılacak

30 Ekim-7 Kasım 2010

 




0 Yorum - Yorum Yaz

  
141 büyük ova tarımsal sit alanı olarak belirlendiÇevreci TV24-01-17
Gediz Nehri'ne atıksu bolaştıldığı iddiası Meclis'teEvrensel26-12-16
Muğla'da cenneti koruma seferberliğiHaber Hürriyeti22-12-16
Aydın ovası 'büyük ova' kapsamına alınıyorAydın Denge21-12-16
97 örgütün madde 80'e karşı ortak açıklamasıİleri Haber19-10-16
Afrika'nın nobeli Avukat Arif Ali Çangı'nınEvrensel16-10-16
Madde 80 doğanın ve yaşamın yok edilmesidirEvrensel08-09-16
Norilsk bölgesinde Daldykan nehri kırmızı akıyorSu Hakkı08-09-16
Gediz ovasını koruma planı Bakanlar Kurulu'ndaManisa Kulis31-08-16
AKP, Çaldağı'nı FETÖ'cülere nasıl verdi?HaberSol18-08-16
Denizler maden çöplüğü gibi kullanılamazEvrensel02-10-14
İklim değişikliği ile mücadelede AB adımıHürriyet25-10-14
Gediz deltası yok oluyorÖzgür Gündem09-09-14
Su çürüyor, İzmirli suyuna sahip çıkmıyorHaber Express06-09-14
Ege Bölgesi'nde ekolojik yıkım ve tahribatÖzgür Gündem03-09-14
Bu anlayışın ne olduğu Gediz Nehri'nden belliÖzgür Gündem29-08-14
Denizlerimiz maden çöplüğü gibi kullanılamazKanal Vip28-08-14
Maden atıklarının denize boşaltılmasına vizeHürriyet24-08-2014
O madenler AKP'li milletvekillerinin çıktıSözcü18-08-2014
Doğal sit alanlarına HES yapılamayacakCNN Türk12-08-2014
Acele kamulaştırmalar verimli toprak bırakmıyorHaber Sol09-08-2014
Konya resmi olarak kurutuldu - Yusuf GürsucuÖzgür Gündem05-08-2014
Suyumuza da göz dikildi - Yalçın BayerHürriyet05-08-2014
Gediz'de kirlilik alarmı: Balıklar birer birer ölüyor!Ege'de Sonsöz17-06-2014
Ege'ye can veren Gediz Nehri de ölüyorSözcü17-06-2014
Madencilik Yasası yine değişiyorTMMOB08-04-2014
Metin Feyzioğlu'ndan çevre manifestosuOda TV19-01-2014
Manisa'da nükleer skandalEvrensel18-01-2014
Ağaçları kestirmeyen çevrecilere dava açıldıHürriyet12-01-2014
Mahkemelerden derelere can veren haberler varYeşil Gazete11-01-2014
Koza Çukuralan'da faaliyete devam edecekEvrensel10-01-2014
Saklansanız da kim olduğunuzu biliyoruzBirGün09-01-2014
AKP-cemaat kapışması ve altın madenleriEvrensel04-01-2014
İzmir Özel İdare'den Koza Altın açıklamasıEvrensel02-01-2014
Koza altın madenine neden kilit vuruldu?Ege'de Sonsöz02-01-2014
Suç ortaklığının kanıtı: altın madenleriEvrensel02-01-2014
Aziz Kocaoğlu sonunda itiraf ettiEge'nin Sesi31-12-2013
Koza Altın'ın Çukuralan'daki faaliyeti durdurulduT2431-12-2013
Mahkeme HES direnişini meşru bulduEvrensel27-12-2013
Kaz Dağları'nda 6 altın madeni için kapatma kararıEvrensel11-12-2013
Kirlilik yüzünden Gediz havzası ölüyor!Yeşil Bilgi Platformu10-12-2013
Altın çağı sona eriyorDünya Gazetesi08-12-2013
Atmosferdeki Sera gazı salınımı yeni bir rekor kırdıYeşil Bilgi Platformu07-11-2013
Gediz Nehri'nde atık su kirliliğiCumhuriyet23-10-2013
Biyolojik çeşitlilik 50 yılda yüzde 28 azaldıYeşil Bilgi Platformu03-10-2013
Gediz Nehri her geçen gün daha da kirleniyorTempo Haber14-09-2013