Sülfürik asit yöntemi ve tehlikeleri

Türkiye'de madenlerimiz üzerindeki kara bulutlar 

Nasıl bir çevre felâketi bizleri bekliyor?

Sülfürik asit liç yöntemi ve tehlikeleri

Turgutlu Çaldağı’nda yapılacak olan sülfürik asit liç metoduyla nikel madeni çıkarmanın sakıncalarına, insana ve çevreye vereceği zararlara bir kez daha dikkat çekerek, bu maden işletmesinin neden mutlaka engellenmesi ve işletme ruhsatı verilmemesi gerektiği konusunda bir kez daha uyarıda bulunmakta yarar var. Özellikle edinilen yeni bilgiler ve veriler konunun sanılandan daha vahim ve korkunç olduğu gerçeğini gösteriyor.

 

Öncelikle bilinmesi gereken çok önemli şey şudur: Dünyanın hiçbir yerinde ve köşesinde sülfürik asit liç yöntemiyle Turgutlu’dakine benzer bir proje uygulanmamaktadır. 

Dünyanın en geri ülkelerinde bile bu tip bir nikel işletmeye şimdiye kadar izin verilmemişken, neden ilk defa Turgutlu’da böyle bir proje gerçekleştirilmek isteniyor? Bu proje için Turgutlu Çaldağı’nın seçilmesinin nedeni sülfürik asit liçinde yatıyor ve basit bir uygulama olması, maden şirketi için çok ucuza gelecek bir yatırım olması nedenine dayanıyor. 

Bu bölümde sıralayacağımız bazı bilgiler, bunun sonucunda karşı karşıya kaldığımız felaketin sanılandan daha vahim olduğunu gösteriyor. Eğer bu tip bir nikel işletme engellenemezse, tüm Gediz Havzası’nı bekleyen çevre felaketinin yanı sıra, insanlarımızı bekleyen kanser tehdidi için de davetiye çıkarılmış olacak.

 Turgutlu Çaldağı’nda neler yapılacak?

Bosphorus Nickel A. Ş. Genel Müdürü Simon Purkiss, 2007 yılı başlarında YASED tarafından Ankara’da düzenlenen “Fırsatlar Ülkesi Türkiye” konulu konferansta, Başbakan Erdoğan’a Çaldağı’nda yapacakları çalışma hakkında “çevreye zararı olmayan, temiz bir teknoloji” tanımlamasında bulunmuştu. Ancak, elimizdeki bilgiler ve belgeler bu tanımlamanın doğru olmadığı, gerçekleri yansıtmadığını göstermektedir. Çünkü Çaldağı’nda yapılacak nikel zenginleştirme çalışması tamamen basit ve ilkel yöntemlerle, şirket için en ucuza getirilen yatırımla yürütülecektir.

Görünen gerçek şudur ki: Turgutlu Çaldağı'nda kurulmakta olan nikel madeni, şimdiye dek emsali hiç görülmemiş bir çevre ve insan sağlığı faciasına sebep olabilir. Çünkü son 50 yıldır sülfürik asit liç metodu ile maden zenginleştirmenin mümkün olduğu bilinmekte, ama aynı zamanda en ucuz ve çevreye-insana en zararlı yöntem olduğu da bilinmektedir. Bu yöntemin çevreye vereceği zararlar bilindiği için, hiçbir ciddi ve büyük maden şirketi, adına leke sürmemek ve imajını lekelememek için bu projeye sıcak bakmamakta ve kullanmamaktadır. "Sülfürik asit liç projesi"ni uygulamak isteyen dünyadaki tek şirket, yeterli maddi gücü olmayan European Nickel PLC  şirketidir.

 
 Ne tür bir çalışma yapılacak?

Tamamen açık bir maden işletmesi olarak sürdürülecek bu çalışmalarda, 15 yıl boyunca günde 8000 ton civarında nikel cevheri açık ocak işletmesinde delerek, patlatarak, kazarak çıkartılacaktır. Bu ise saatte 333 ton ediyor. 15 yıl boyunca, yaklaşık her gün, 24 saat boyunca ve her 3 dakikada bir 15 tonluk bir kamyon dolusu cevher madenden tesise gönderilecek. Tesiste bu kadar büyük miktarda cevher, devamlı olarak kırılarak, elenerek yığın liçi işlemine uygun hale getirilecek. Aynı zamanda bu 15 yıl boyunca açık ocak maden işletmesinden çıkarılacak yaklaşık 100 milyon metreküp, içinde hala nikel olan ama ekonomik olmayan kaya da yaklaşık 1600 dönüm sahaya depo edilecek.

Bu depolama alanı; yaklaşık olarak eni boyu 1 kilometreden, yüksekliği de 50 metreden uzun bir tepeye eşdeğerlidir. Böyle bir tepeyi yaratmak için yaklaşık olarak her gün, 24 saat boyunca, dakikada bir 15 tonluk kamyon dolusundan fazla kayanın madenden depolama sahasına gönderilmesi söz konusu. Bütün bu işlemler sırasında ortaya çıkabilecek toz miktarını madencilikle hiç ilgisi olmayanların bile tahmin edebilmesi zor değil. 

Hepimiz tozlu yollar, taş ocakları ve yol yapımları görmüşüzdür. Ama burada önemli bir fark var: Nikel madeni bunlarla kıyaslanamayacak kadar büyük ve bu nikel madeni tozlarının bazı kısımlarında kanser yapan nikel olacaktır!

Tıklayınız:   Nikelin kanser yapıcı etkileri olduğu saptandı
 Peki, bu toz ne olacak?

Maden şirketi yetkilileri, bu tozun su ile bastırılacağını söylüyor. 
Buna bizim dilimizde “taşıma suyla değirmen döndürmek” derler.
Diyelim ki, tozun bir kısmı suda toplandı. Peki, bu sudaki nikel nereye gidecek?
Bu suyun bir kısmının yeraltı ve yer üstü sularına karışmayacağına kimse garanti veremez. Ne yapılırsa yapılsın, tozun bir kısmı da havaya karışacak, hava akımı ve rüzgârla çevreye dağılacak. Bu tozun içinde olabilecek nikelin bir kısmı da çeşitli şekillerde doğa ile temas halindeki insan vücuduna girebilir. İnsan vücudunun günde tolere edebileceği nikel miktarı ise bir toz zerresinden daha küçük. Dolayısıyla, böyle bir maden işletmesinin çevre ve insan sağlığı açısından yayacağı zararları tahmin etmek hiç de zor değildir.

 
 Sorun bununla da bitmiyor!

Ama sorun sadece bununla da bitmiyor. 
Çünkü, nikel kırılıp elendikten sonra da liç sahalarına yığılıyor. Yaklaşık olarak gece gündüz, her 2 dakikada bir 15 tonluk kamyon liç sahasına cevher boşaltıyor. Bu cevherin üzerine sülfürik asit çözeltisi cevherin içindeki nikel ve diğer metaller asit içinde eriyor, ortaya içi nikel ve diğer tehlikeli maddelerle dolu bir sıvı çıkıyor. Bu sıvı ile toprak arasında 1,5 mm kalınlığında bir plastik örtü ve 30 cm kalınlığında kil ve toprak bulunuyor. Bu plastik örtünün eni ve boyunun kilometrelerce olabileceği de ortada.

ÇED Raporu’nda yaklaşık 1500 metreye 500 metre olarak verilmiş. Bu da 750 bin metrekare eder. Bu alan ise, 10 bin tane ev alanı yapar. Ama 10 bin tane bile eviniz olsa, yağmur yağdığı zaman evinizin damı aksa bunu fark eder ve gerekli tedbiri alabilirsiniz. Ama liç yığınında bunu fark edebilmek çok uzun yıllar alabilir. Liç yığını, içi su dolu bir süngere benzer. Alttan sızan asit ve erimiş nikel alınıp üstten dökülüyor. Bu süngerde milyonlarca metreküp bu sıvıdan birikecek. Cevher çıkartılması bittikten sonra da bu sıvının dibe sızarak boşalması uzun yıllar alabilir.

 Çaldağı'nda YALAN, TALAN ve KATLİAM var!

Çaldağı’nda uygulanmak istenen yönteme bilim adamları “madencilik” bile demiyor. Yapılmak istenen şey sadece “canavarlık” olarak tanımlanabilir. Açılımı “sülfürik asit liç usulü ile açık maden işletmesi” olan bu projeye bugüne dek dünyanın hiç bir ülkesinde izin verilmemesinin asıl nedeni de işte burada yatıyor. Çünkü bilim adamlarının hazırladıkları raporlara göre;

 Bu projenin uygulanması durumunda tüm Gediz vadisini etkileyecek büyük bir çevre felâketi, insanlarımızı da ciddi bir kanser tehdidi bekliyor olacak.

 Çaldağı’nda uygulanacak bu madencilik projesi ile Gediz vadisi açık bir kimya laboratuarı haline dönüştürülmüş olacak.

 Uygulanacak olan sülfürik asit liç usulu ile açık maden işletmesi projesinin süreceği 15 yıl boyunca oluşacak asit buharlaşmaları ve ardından da asit yağmurları nedeniyle Eşme’den Çeşme’ye kadar çok büyük bir alan ciddi çevre felaketi ile tanışmış olacak.

 Dünyanın en büyük asit fabrikalarından birisi, dünyanın en cennet vadilerinden Gediz vadisinin göbeğine kurulacak. Oysa böyle bir asit fabrikası dünya standartlarına göre ancak çöllük arazilerde kurulabiliyor. Sadece bu bile başlı başına bir çevre felaketi anlamına geliyor.

 15 yıl boyunca 20 milyon ton civarında asit kullanılarak yapılacak bu çalışmalarda dünyanın en cennet toprakları asitle yıkanacak. Geriye ise sadece çölleşmiş bir arazi bırakılmış olacak.

 İlk etapta 300 binin üzerinde ağaç kesimi ile başlayacak Çaldağı’ndaki orman katliamı, 15 yıl sürecek çalışmalarla 2 milyona yaklaşan korkunç bir ağaç katliamına dönüşecek. Bunun ardından da erozyon tehlikesini önleyebilmek imkansız hale gelmiş olacak.

 Yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımız maden şirketinin faaliyetleri için tüketilmiş olacak, çiftçi arazisi ve hayvanları için sulama, yurttaşlar da içme suyu bulamaz duruma getirilecek.

 15-20 yıl boyunca sürecek bu madencilik faaliyeti ile havaya, toprağa, suya karışan nikel tozları da insanlarımızı bekleyen kanser tehlikesinin bir diğer boyutunu oluşturacak.

 Sit alanları yok sayılıp, tarih de talan ediliyor!

 Ayrıca bu maden şirketi tarafından yapılan çalışmalar süresinde Çaldağı ve civarında tarih de talan edilmekte, sit alanı ilan edilmiş bölgeler bile maden sahası içinde gösterilmeye çalışılarak tarihi eser ve kalıntılar yok edilmektedir.

 Vahşi madenciliğe hayır!

Bu durumda bu tip bir maden işletmesi ve uygulamak istediği projenin dünyanın hiç bir ülkesinde izin verilmeyen bir proje olduğu bir kez daha göz önünde tutulursa, söylenecek tek bir şey var: Çaldağı’nda bir katliam var! Çünkü buna madencilik değil, vahşi madencilik denilebilir. Dolayısıyla bu maden şirketi derhal kapatılmalı, verilen izinler de iptal edilmelidir.

Sonraki sayfa:    Sülfürik asit nasıl bir tehdit?


Yorumlar - Yorum Yaz