Ozan Yayman: Turgutlu felakete hazırlanıyor!

Turgutlu felâkete hazırlanıyor!

Kışladağ’daki madenin siyanür yüklü yığınlarında oluşan delinmeler, Çaldağı’ndaki sülfürik asit yönteminin uygulanacağı nikel madeninin yaratacağı tehlikenin ipuçlarını veriyor.

 Ozan YAYMAN – Cumhuriyet Gazetesi

Uşak Kışladağ’da altın madeninde siyanür yüklü yığınlarda delinmeler olması, dikkatleri şimdi de Turgutlu Çaldağı’nda konuşlandırılmak istenen nikel madenine çevirdi. Yüzde 45 eğimli arazide, üzerine çok sayıda atık havuzu kurulmak istenen maden için, Turgutlu’da tüm kesimler yağmur sonrası olası erozyon ya da göçmenin tüm Gediz havzası adına felaket olacağının altını çiziyor.

Burada dikkat çeken bir unsur da, ÇED raporunda “atık havuzu” diye tanımlanan yapıların, uluslar arası standartlara göre “büyük baraj” sınıfına giriyor olması. Ayrıca bölgede kesilen ve daha da kesilmesi söz konusu olan yüzbinlerce ağacın, göçmeleri ve erozyonu kuvvetlendiren gelişmeler olduğuna vurgu yapılıyor.

KIŞLADAĞ'DAKİ OLAYIN ÇALDAĞI'NDA YAŞANMA OLASILIĞI YÜZDE YÜZ!

Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) üyesi Metin Sert, Uşak Kışladağ’da meydana gelen son olayı Çaldağı için de uyarıcı nitelikte algıladıklarını söyleyerek, “Çaldağı’ndaki madenin tam kapasite ile çalışması durumunda, Kışladağ’da meydana gelen olayın yaşanma ihtimali yüzde yüzdür” dedi.

Madenin havuz olarak adlandırdığı bölümlerin yüzde 45 eğimli arazi üzerinde kurulacağını söyleyen ve sülfürik asidin ölümcül niteliğine dikkat çeken Metin Sert, “Ne yazık ki bu maden işletmeye açılırsa Turgutlu’yu felaket bekliyor olacak” diye konuştu.

KALICI ETKİ

Metin Sert, Kışladağ’daki siyanür yüklü setlerin delinmesinin, akıllara sülfürik asidin yaratacağı tahribatı getirdiğini söyleyerek, “Sülfürik asidin vereceği zarar, siyanürün yaratacağı tahribatla kıyaslanmayacak kadar büyük ve korkutucu. Siyanürün zararlı etkileri 100 yıl sonra ortadan kalksa bile, sülfürik asidin etkileri kaybolmuyor ve tamamen kalıcı olabiliyor” dedi.

Turgutlu’daki maden üzerine hazırlanan ÇED raporunda, işletme sahasında 6 adet havuz kurulacağı bilgisinin yer aldığını aktaran Sert, “Bunlar “havuz” diye tanımlanıyor, ancak Uluslararası Yüksek Barajlar Komisyonu’nun kriterlerine göre “büyük baraj” sınıfına giriyor. Bunlardan 2 tanesinde de sülfürik asit bulunacak. Dünyada sülfürik asit barajı diye bir şey olduğu duyulmuş mu? Üstelik baraj sınıfına girecek bu yapılar yüzde 45 eğimli arazide konuşlandırılacak. Bir deprem sonrası ya da yağmurların ardından olası göçme, erozyon, taşma riski karşısında Turgutlu’yu ve Gediz Havzası’nı bekleyen tehlikeyi düşünmek bile istemiyoruz. Sülfürik asit selini durdurabilecek bir set var mı?” dedi.

YIKICI SONUÇLAR

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Metalurji Fakültesi’nden Prof. Dr. İsmail Duman da Çaldağı’ndaki maden üzerine hazırladığı raporda, bölgenin yüklü miktarda su aldığında toprak kaymalarının kaçınılmaz olacağına dikkat çekiyor. Yamaçlarda ciddi koruma önlemlerinin alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Duman, raporunda “En etkili koruma su kapsamının değişmemesini sağlamak ve ağaçlandırmadır. Ağaç kesimi ve köklerinin yerinde çürümesi ya da sökülmesi bu yamaçlar için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Erozyonun hızlanmasının yanında zeminin göçmesi ve giderek heyelan riskinin artması kaçınılmaz olur” görüşlerine yer veriyor. Çaldağı’nın daha önce sel nedeniyle ağaçlandırıldığını anımsatan Prof. Dr. Duman, tehlikenin boyutlarına şöyle dikkat çekti:

“Bu orman sel sonrası ağaçlandırılmıştı. Madenin 15 yıllık işletme ömrünün herhangi bir anında yeniden sel oluşursa, milyonlarca ton sülfürik aside bulanmış, milyonlarca ton kırılmış cevher yığınını çamur halinde ovaya akmaktan kim ve ne alıkoyacak? İşletmenin çevresine açılacak drenaj kanalları mı? Sele kapılarak vadiye taşınacak asitli çamurun yaratacağı hasarı kimler, nasıl giderecek? Bu tür gözükaralıklar, mühendislik hataları ve aç gözlülükler “son 80 yılın en büyük yağışıydı” gibi söylemlerle affedilebilir mi? Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED Komisyonu’ndaki mühendislerin ÇED olumlu raporu verirken ya da mahkeme süreçlerinde bilirkişi olarak görev almış öğretim üyelerinin bu ÇED’i savunurken, böyle bir risk değerlendirmesini yapmamış olmaları, en azından görev ihmalidir” dedi

22 Ağustos 2012 – Cumhuriyet Ege      

Yorumlar - Yorum Yaz